Özel Haber | Detay Haber | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

Son Dakika

Immanuel Wallerstein
Immanuel Wallerstein


Ukrayna'da Ne Oluyor?
28/02/2014, 00:59


Ukrayna bir süredir, her geçen gün sayısı artan o çirkin iç savaşlardan birisi olma yolunda giden, şiddetli bir iç hizipleşmeden muzdarip. Ülkenin bugünkü sınırları, dilsel, dini, iktisadi ve kültürel olarak hemen hemen yarı-yarıya bölünmüş bir nüfusa tekabül eden bir doğu-batı hattını içeriyor.

Doğu(Rusya) tarafının tahakkümü altında olduğu söylenen hâlihazırdaki hükümet, karşı tarafça düzenlenen halk gösterilerinde yolsuzluk ve otoriter yönetim ile suçlanıyor. Hiç kuşkusuz bu suçlamalar haklı; en azından kısmen. Fakat öbür yandan, Batı tarafınca kurulacak bir hükümetin daha adil ve demokratik olup olmayacağı ise belirsiz. Her halükarda, mesele ülke içinde jeopolitik bir bağlamda ele alınıyor: Ukrayna, Avrupa Birliği’nin bir parçası mı olmalı; yoksa, Rusya ile bağlarını daha da mı kuvvetlendirmeli?

Bu açıdan baktığımızda, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Victoria Nuland’ın, Kiev Büyükelçisi ile ABD’nin Ukrayna stratejisi hakkındaki görüşmesini içeren ve Youtube’da yayınlanan ses kaydı bir sürpriz olarak görülebilir. Bu ses kaydında, Bayan Nuland meseleyi ABD ile Avrupa (ve bilhassa Almanya) arasında süregiden jeopolitik bir mücadele olarak değerlendiriyor. Ayrıca, “Avrupalıların canı cehenneme” (Avrupalıların; Rusların değil!) diyerek sarf ettiği sert sözler de gözlerden kaçmıyor.

Analizimize devam etmeden önce, günümüzün bütün o mühim insanlarının hallerini şöyle bir anlığına anlamaya çalışalım. Son birkaç senedir, haberleşmede yaşanan mahremiyet ihlallerine yönelik bir tartışmadır yürüyor. Bu tartışma, hükümet ve özellikle ABD Ulusal Güvenlik Teşkilatı (NSA) tarafından dinlemeye maruz kalan değersiz insanlar etrafında yoğunlaşmış durumda. Şimdilerde ise görülüyor ki mevzubahis mahremiyet ihlalleri Bayan Nuland gibi kimselere de uzanmış. Kendisinin tam olarak kim tarafından dinlenildiği ve kayıtların kimin eliyle Youtube üzerinden yayıldığı üzerine birçok tahmin yürütülüyor. Asıl mesele şu ki, zavallı Bayan Nuland konuşmalarını artık güven içerisinde yapamayacak; ya da en azından, bütün dünya tarafından bilinmesini istemeyeceği konuşmalarını mı demeliydik?

Victoria Nuland’ın kim olduğuna bir göz atalım. Kendisi, hükümetinde görev aldığı W. Bush’un etrafını saran Neocon kliğin geride kalan üyelerinden. Kocası Robert Kagan ise, Neocon ekibin en bilindik ideologlarından. Nuland’ın, Obama Başkanlığındaki bir hükümette, Dışişleri Bakanlığının bünyesinde böylesine anahtar bir pozisyonda ne aradığı, cevaplanması gereken ilginç bir durum. En azından, Başkan Obama ve Dışişleri Bakanı Kerry’nin Neoconları bu tarz makamlardan uzak tutmaları beklenirdi.

Şimdi de, Bush’un başkanlık günlerinde Neocon’ların Avrupa siyaseti tam olarak nasıldı, bunu hatırlayalım. Dönemin Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, herkesçe bilinen sözleriyle Fransa ve Almanya’yı “eski Avrupa” olarak adlandırırken, eli kulağında olan Irak işgali hakkında kendisiyle aynı fikirleri paylaşan ülkeleri de “yeni Avrupa” olarak tanımlıyordu. Bu yeni Avrupa, Rumsfeld için başta İngiltere olmakla birlikte eskiden Sovyet Bloğu’nun parçası olan Doğu Avrupa ülkelerinden müteşekkildi. Bayan Nuland’ın da Avrupa için aynı algıya sahip olduğu görülüyor.

Sonuç olarak, Ukrayna’nın, ülke içindeki hizipleşme ile uzaktan yakından ilgisi olmayan daha büyük bir jeopolitik ayrımın yalnızca elverişli bir mazereti ya da görünür tarafı olduğunu söyleyebilirim. Bu arenada mücadele eden Nuland ve hemcinslerini kaygıya sevk eden şey, Rusya’nın Ukrayna’yı kendi tarafına çektiği varsayımı değil. Ki bu, onlar tarafından kabullenilebilir muhtemel bir netice. Nuland ve fikirdaşlarını endişelendiren asıl mesele, Rusya ile Almanya ve Fransa arasında kurulan jeopolitik ittifak. Paris-Berlin-Moskova ekseninin sebep olduğu kâbus, ABD’nin Irak’ı işgalini Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne onaylatma çabalarının Almanya ve Fransa tarafından akim bırakılması ile zirveye çıktığı 2003 yılına göre, uykuları daha az kaçırıyor bugünlerde.

Ama öyle olsa da bu kâbus, perdenin hemen arkasında pusuya yatmış, hortlayacağı uygun zamanı bekliyor. Böyle bir ittifakın hem Rusya, hem de Almanya ve Fransa için jeopolitik bir önemi olduğu malum. Ve bahse konu olan jeopolitik çıkarlar olduğunda, ideolojik farklılıkları vurgulamakla kendisine etki etmenin pek kolay olmadığı bir mecburiyettir belirleyici olan. Jeopolitik tercihler iktidardaki kişilerce sağından solundan yontulabilirse de, uzun vadeli ulusal çıkarların baskısı her daim kendisini hissettirir.

Peki, Paris-Berlin-Moskova eksenini anlamlı kılan nedir? Bu durumun bazı makul sebepleri var. Bunlardan birisi, ABD’nin uzun bir geçmişe sahip Atlantik merkezli duruşunun yerine Pasifik merkezli yeni bir siyasete yönelmesidir. Rusya ve de Almanya’nın korkusu, bir ABD-Çin savaşından ziyade Japonya ve Kore’yi de içerecek bir ABD-Çin ittifakından kaynaklanıyor. Almanya’nın bu tehdidi bertaraf edip kendi ikbalini ve iktidarını sağlama alması Rusya ile müttefik olmaktan geçiyor. Bu bağlamda, Ukrayna’ya karşı izlemiş olduğu siyaset, Avrupa ile ilgili meseleleri çözerken Rusya’yı dışlamaktansa onunla işbirliği yapmaya verdiği önemi açıkça gösteriyor.

Fransa’ya gelince, Hollande, ülkesi sanki “yeni Avrupa”nın bir parçasıymış gibi davranarak ABD’nin desteğini kazanmaya çabalıyor. Fakat 1945’ten beri Fransa’nın temel jeopolitik duruşu Gaulizme dayanıyor. Sözüm ona Gaulist olmayan başkanlar Mitterrand ve Sarkozy bile aslına bakarsak Gaulist politikaları sürdürdüler. Hollande da yakında Gaulist olmaktan başka çok az şansı bulunduğunu anlayacaktır. Gaulizm, “solculuk” demek değil, Fransa’nın süregiden jeopolitik rolüne karşı tehdit olarak ABD’yi algılamayı ve bu gücü dengelemek ve Fransa’nın çıkarlarını korumak için Rusya’ya açılmayı gerekli görmektir.

O halde bu oyunu kim kazanacak? Bekleyip göreceğiz. Ne var ki, Victoria Nuland denizlerin çekilmesini emreden Kral Knud’u anımsatıyor bir parça. Ve zavallı Ukraynalılar da, isteseler de istemeseler de yaralarını sarmaya zorlanacaklar gibi.







 
İdlib'te Rejim Güçlerine Saldırı
Suriye'de silahlı muhaliflerin, İdlib kentinin denetimini ele geçirmek için "Fetih Ordusu" (Ceyş'ul-Fetih) adı altına birleşerek rejim güçlerine karşı saldırı başlattı.

En Çok Okunanlar