
Immanuel Wallerstein
Suriye Açmazı
Hükümetin kilit görevleri ve resmi kurumlar, Şiiliğin bir kolu olan Alevilerin elinde. Aleviler, nüfusun bir azınlığı ve kuşkusuz çoğunluğu Sünni olan muhalif güçlerin iktidara gelmesi halinde kendilerine ne olacağından korkuyorlar.
13/03/2012, 11:56
Hükümetin kilit görevleri ve resmi kurumlar, Şiiliğin bir kolu olan
Alevilerin elinde. Aleviler, nüfusun bir azınlığı ve kuşkusuz çoğunluğu Sünni
olan muhalif güçlerin iktidara gelmesi halinde kendilerine ne olacağından
korkuyorlar. Ayrıca kayda değer diğer azınlık güçler -Hıristiyanlar, Dürziler ve
Kürtler- bir Sünni hükümete karşı aynı derecede ihtiyatlı görünüyorlar. Son
olarak büyük ticaret burjuvazisi henüz Esad ve Baas rejiminin karşısına geçmiş
değil.
Ama bu gerçekten yeterli mi? Eğer hepsi bu olsaydı, Esad’ın
gerçekten uzun süre direnebileceğinden kuşku duyardım. Rejim, ekonomik bakımdan
sıkıştırılıyor. Muhalif Özgür Suriye Ordusu, Irak Sünnilerinden ve muhtemelen
Katar’dan silah desteği alıyor. Ve dünya basını ile her tür politikacıdan gelen
kınama korosunun sesi günden güne daha güçlü çıkıyor.
Buna karşın
bugünden bir ya da iki yıl sonra, Esad’ı gönderilmiş veya rejimi kökten değişmiş
olarak bulacağımızı düşünmüyorum. Nedeni, onu en güçlü sesle suçlayanların, onun
gitmesini gerçekten istememeleri. Bunları tek tek inceleyelim.
Suudi
Arabistan: Dışişleri Bakanı New York Times’a “Şiddet durdurulmalı ve Suriye
hükümetine daha fazla şans tanınmamalı” dedi. Bu sözler gerçekten sert, ancak
arkasından gelen “Uluslararası müdahale reddedilmeli” kısmı işin rengini
değiştiriyor. Gerçek şu ki, Suudi Arabistan, Esad karşıtlarına inanılmasını
istiyor ama ardından gelecek hükümetten de çok korkuyor. Esad sonrası
(muhtemelen oldukça anarşik/kargaşalı) bir Suriye’de El Kaide’nin bir dayanak
bulacağını biliyor. Ve Suudiler, El Kaide’nin ilk hedefinin Suudi rejimini
devirmek olduğunu da biliyor. Öyleyse “uluslararası müdahaleye hayır.”
İsrail: Evet, İsrailliler aklını İran ile bozmayı sürdürüyor. Ve evet,
Baas Suriye’si, İran dostu bir güç olmaya devam ediyor. Fakat aslına bakılırsa
Suriye, İsrailliler için nispeten sessiz bir komşu, bir istikrar adası olmuştur.
Evet, Suriyeliler Hizbullah’a yardım ediyor ama Hizbullah da nispeten sessiz.
İsrailliler, Baas sonrası Suriye’de çalkantı riskini almayı gerçekten neden
istesin ki? Hem o zaman iktidarı kim alacak ve bunlar kendi meşruiyetlerini
İsrail’e karşı cihat ilan ederek kurmak zorunda kalmayacak mı? Ve Esad’ın
düşüşü, Lübnan’ın şu an keyfini çıkarıyor göründüğü nispi sakinliğinin ve
istikrarının altüst olmasına, Hizbullah radikalizminin güçlenmesi ve yenilenmesi
ile sonuçlanmasına neden olmaz mı? Esad’ın düşmesi durumunda İsrail’in
kazanacağı pek bir şey yok, kaybedeceği ise çok şey var.
ABD: ABD
hükümeti, kendinden emin konuşuyor. Ama pratikte ne kadar ihtiyatlı olduğunun
farkında mısınız? Washington Post 11 Şubat’taki bir haberine şu başlığı attı:
“Katliam yapılırken ABD Suriye’de ‘iyi bir seçenek’ görmüyor.” Makale ABD
hükümetinin “askeri müdahale heveslisi olmadığına” işaret ediyor. “Bu sadece
özgürlük meselesi değildir” sözleriyle durumu itiraf edecek kadar dürüst olan
Charles Krauthammer gibi neo-con entelektüellerin baskısına karşı heves yok.
Onun da dediği gibi, bu gerçekten İran’daki rejimi yıkmak ile ilgili.
Ama Obama ve danışmanlarının iyi bir seçenek görememesinin nedeni
tamamen bu mu? Libya’ya operasyon için sıkıştırdılar. ABD’nin pek can kaybı
olmadı ama sonuçta gerçekten jeopolitik fayda sağladılar mı? Yeni Libya rejimi,
şayet yeni bir Libya rejiminden söz edebilirsek, daha mı iyi? Ya da bu, Irak’tan
çıkışına neden olan uzun süreli bir iç istikrarsızlık sürecinin başlangıcı mı?
Bu nedenle Rusya, Suriye üzerindeki Birleşmiş Milletler önergesini veto
ettiğinde, ABD’nin derin bir oh çektiğini anlayabildim. Çatışmanın hedefini
büyütmeye ve Libya-tarzı bir müdahale başlatmaya yönelik baskı kaldırıldı.
Obama, Rus vetosu ile cumhuriyetçilerin Suriye tacizine karşı korunmuştu.
ABD’nin Birleşmiş Milletler’deki elçisi Susan Rice, suçu Rusların üzerine
atabilir. “İğrençlerdi” dedi o; oh ne diplomatça.
Fransa: Suriye’de bir
zamanların egemen rolüne her zaman hasret duyan Dışişleri Bakanı Alain Juppé,
bağırıyor ve suçluyor. Ya askeri birlikler? Şaka yapıyor olmalısın. Yaklaşan bir
seçim var ve askeri birlikleri göndermek asla destek görmez, özellikle Libya’da
olduğu gibi pastadan dilim alamadığından beri.
Türkiye: Türkiye, Arap
dünyasıyla ilişkilerini son on yılda inanılmaz derecede geliştirdi.
Sınırlarındaki iç savaş nedeniyle kuşkusuz mutsuz. Bir tür siyasi uzlaşma
görmekten mutlu olur. Ama Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, garanti vererek
şunları söyledi: “Türkiye taraf değiştirmiş ordu mensuplarına silah ya da destek
sağlamıyor.” Türkiye aslında tüm taraflarla dost kalmayı istiyor. Ve ayrıca
Türkiye’nin kendi Kürt sorunu var ve Suriye, şimdiye dek yapmaktan çekindiği
şeyi yapıp Kürtlere aktif destek verebilir.
Bu şartlar altında kim
Suriye’ye müdahale etmeyi ister? Belki Katar. Ama Katar, zengin olsa bile hemen
hemen hiç büyük bir askeri gücü yok. Sözün özü, etkili konuşmaların tonu yüksek,
iç savaş çirkin olmasına karşın, hiç kimse gerçekten Esad’ın gitmesini
istemiyor. Bu nedenle Esad ne olursa olsun kalacak.
Çev.:
Sendika.Org