Halkların Devrimi… Fasid Arap Rejimlerinin Çöküşü… İstikrar Putunun Yıkılışı…
Ve Yeni Bir Başlangıç
Araplar ve dünyadaki tüm insanlarla beraber biz de Tunus ve Mısır’daki devrimlerin yayılışını büyük bir coşku ve azimle izliyoruz. Yaşlanmış ve çökmüş Firavun’un -Hüsnü Mubarek- kemiklerinin kırılışını, karşımda kalbi davul gibi çarpan bir Yahudi kalbiyle beraber duyar gibiyim. Onun çarpıntısı, Allah’ın bu önemli olaylarla onların kalbine attığı dehşet ve korku nöbetleriyle sersemliyor.
Haberleri birkaç günlük periyotlarla takip ediyoruz. Müslümanlar için, işlerinin daha da düzelmesi için… Ve Allah’ın Tunus’un insanlarını bu korkak tağuttan; Mısır’ı tağutundan ve onun bayağılığından, iğrenç, despot, saldırgan, zalim ve vahşi rejimden kurtulmaları için… Mısır’ın halkı için, işlerinin daha da düzelmesi ve O’nun bu devrimleri İslam’a ve Müslümanlara faydalı kılması için dua ediyoruz. Bunun en iyisi olmadığı ve istediklerimizin tamamıyla gerçekleşmediği doğru; fakat birkaç tane belanın veya daha fazlasının ortadan kaldırılması herkesi memnun eden bir şeydir. Bunun, Allah’ın izniyle, gelecekteki daha güzel şeyler için iyi bir adım olmasını umuyoruz.
Bundan dolayı, Tunus, Mısır, Cezayir, Libya, Ürdün, Yemen ve diğer ülkelerin Arap ve Müslüman halkların, onlara Allah’ı, tarihi, Allah’ın yaratışındaki sünnetlerini hatırlatacak; ayrıca onlara bu evrensel derslerdeki gizli amaçları ve ibretleri açıklayacak birilerine bugünlerde ihtiyacı var. Bu, vaizlerin, ilim talebelerinin ve İslami hareketlerin yerine getirmesi gereken önemli bir roldür.
Bu devrimler -özellikle de Mısır’daki devrim- sadece yozlaşmış ve bir başbelası haline gelmiş Mısır ve Arap hükümetlerine karşı gerçekleşmiş değil. (Bu devrimlerin) Farklı farklı amaçları var ve karışık bir durum... Devrimler bölgenin tarihi ve sosyal ilişkileri açısından bir dönüm noktası. Mısır’daki çöküş sadece Hüsnü Mübarek ve rejiminin değil, ayrıca istikrar konseptinin de çöküşüydü. (İstikrar) Aşağılık tağutlar tarafından tapınılan ve diğer insanları da ona tapmaları için zorladıkları bir puttur. “Bölgenin istikrarı”, onların (hükümetlerin) huzuru için gerekli olan her şeyi desteklemektir. Ayrıca müsrif, kibirli ve rezil hayatlarını yok edebilecek; onların tahtlarının, ülkeyi ve (kendi aralarında ve aileleriyle büyük kısmını paylaştıkları) ülke kaynaklarını despotça idarelerinin ve zavallı, aşağılık İsrail devletinin sınırlarını tehdit edebilecek her türlü şeyden emniyette olmasıdır. Buna ek olarak cihadi saldırılardan (İsrail’in) güvenliğini ve korunmasını garantilemektir.
Önce Tunus’ta olduğu gibi Mısır’da da hükümet yıkıldı. Belki Yemen ve Ürdün, ardından Libya, Cezayir, ve Fas da onları izleyebilir.
Ben bu makalemi basıma yolladığım zamanlar Libya’da, günah ve ahlaksızlık sınırlarını oldukça aşan, (ülke) kendilerinin ve köpeklerinin mülküymüş gibi davranan bu şerli ve deli tağuta ve ailesine karşı düzenlenen bu devrimde bize tabi olan Müslümanların sayısının arttığıyla ilgili haberler çıkmaya başlamıştı. Allah’tan o insanları düzeltmesini ve Allah-u Teala’ya itaat edenlerin yüceldiği, günahkarların alçaldığı yer olan Libya’nın halkını ve durumunu düzeltmesini diliyoruz.
Bu Allah’ın insanlara örnek vermesidir. Genç jenerasyon, sapıtmış Arap rejimlerinin tüm bozma ve yatıştırma gayretlerine rağmen neler yapabileceğini modern dünyaya gösterdi. Fakat hükümet aptal ve bihaber, her şeyden daha fazla şehvetleriyle ilgileniyor. Bu devrim zaman dikkate alınmadan da olabileceğini gösterdi. Bunlar, tarihten, tecrübelerimizden, insana dair bilgilerimizden, psikoloji ve sosyoloji üzerine basit bir çalışmadan anlayabileceğimiz evrensel sabitelerdir. Ümmetimizde ve İslam toplumlarında biriken bozulma hiçbir patlama olmaksızın çok uzun süre devam edemez. Onun fitili Allah’ın dilediği ve görevlendirdiği biri tarafından ateşlenecek. Patlayıcının miktarı önemli değildir, fesadın miktarıyla karşılaştırılamaz. Bu onun patlayıcı olmasından ve süresinin dolmasından kaynaklanır. Allah insanların düşünceleri ve niyetleri hakkında en iyisini bilir. Ahirette mutlu olacaklardan başkası, oraya vardığında kayıptan başka bir şey bulamayacaklar. Allah’a sığınırız. Fakat tüm bu gayretler bu zalim hükümete karşı koymak için birleştirildi. Bu, bana şair Ahmed Matar’ın bir dörtlüğünü hatırlattı:
Kafiyelerin zalimlerin tahtlarını deviremeyeceklerini biliyorum
Fakat ben onun derisini hayvanın derisini işleyenle işledim
Zamanı geldiğinde ve akıp gittiğinde onu yalınayağın ellerinden aldığımda
Ayakkabı yapmak için hazırlanmış deri olur
Ama ben iki önemli noktaya işaret
1- Tunus’ta ayaklanmalar başlamadan önce, tağut Bin Ali’nin zamanında -sanırım kardeşimiz Şeyh Ebu Muslim el-Cezayiri’nın yazmış olduğu- bir makale okumuştuk. O Tunus rejiminin yakında yıkılacağını, bir devrim veya buna benzer bir durum olacağını umuyordu. Bu ilginç bir husus ve ben gençlerin değerlendirme, öğrenme ve tahmin etme konularında iyi bir konumda olduklarını hatırladığımda Allah’a şükrettim. Allah’a şükürler olsun, anlamak ve farkında olmak için gücümüz var.
2) El-Kaide’ye ve liderlerine -Şeyh Usame bin Ladin ve diğerleri- hitaben İslam’a, Muslumanlara ve Tunus’taki din kardeşlerine ve bacılarına yardım etmeleri çağrısında bulunan, Tunuslu bir bacımızın yazmış olduğu İnternette yayılan bir mektup… İşin aslını veya gerçeği tam olarak yansıtıp yansıtmadığını tahkik edemesek de, son derece üzücüdür. Allah’ın, İslam’ın, güzel ahlakın ve safiyetin düşmanları olan lanetli tağutlara karşı öfkemizin artması için bir sebeptir. Kötülüğü birbirine benzeyen tağutlar, onların takipçileri ve hükümetleri bölgeye yayılmıştır. Çoğu kişinin yapabileceği bir şey yoktu. Allah sabrı ihsan etmeseydi insanlar patlama durumuna gelmişlerdi. Kardeşlerime dediğim gibi sadece iki seçeneğimiz var: Ya zayıf ve mazlum kardeşlerimizle beraber Allah’a yönelerek boyun büküp dua etmek; ya da sabit kalıp cihadımıza devam etmek... Cihadımızın devamlılığı ve kararlılık, dinimize, ümmetimize ve zayıf ve mustazaf kardeşlerimize yardım etmek için Allah’ın bizlere vermiş olduğu en önemli imkandır. Müslüman kardeşlerimizin bize duyduğu sevgi ve güvene dayanarak, dünyanın neresinde olursa olsun tüm kardeşlerime şunu açıklamak isterim: Onların söylediği gibi El-Kaide’nin sihirli bir değneği yok. Ey sevgili ve onurlu kardeşlerim! Bizim durumumuz Mu’tasım’ın Ammuriye’deki durumu gibi ya da başı ve sonu görülemeyen ordular gönderecek bir şekilde değil. El-Kaide bu mücadeleci ve mucahid ümmetin sadece küçük bir parçasıdır. Bunu abartmayın! Yapabileceklerimizi bilmeli ve birbirimize iyilik, takva ve Allah yolunda cihad için yardım etmeliyiz. Herkes yeri ve görevine göre yapabildiğini ve onun için uygun olanı yapmalıdır. Allah, sadıkların doğruluğu, samimi kişilerin ihlası ve zayıfların duası nedeniyle zaferi verir ve zorlukları kolaylaştırır. Eğer bu mektup gerçekten Tunus’taki bacımızdan geldiyse, (bu mektup) Allah’ın izniyle Bin Ali’nin tağuti hükümetinin sonunun ve zorluğumuzun hafiflemesinin bir göstergesidir. O bacımızın şuanki durum hakkında başka bir mektup yazmasını umuyorum. Gerçi bu tamamıyla hayal ettiğimiz ve istediğimiz olmasa bile şüphesiz birçok zorlukların hafiflemesidir. İsteğimiz, Allah’ın izniyle beraberinde birçok güzellikler ve rahmet getirmesidir.
Islahatçılar, mücahidler ve ümmetin vaizleri bu tarihi fırsatı değerlendirmeli ve harekete geçmeli, vaazlarını, eğitimlerini, ıslahatlarını başlatmalı veya artırmalı, birçok engellerin ve prangaların yok olduğu bu devrim sonrası dönemde oluşan imkan ve özgürlük imkanından faydalanmalıdırlar. Özet olarak, gençleri sorunları tam olarak anlamaya; dar ufuklu, felce uğramış gibi hareketsiz ve düşüncesiz olmamaya çağırıyoruz. Birbirinden farklı olan -örneğin Tunus’taki Nahda partisindeki kardeşler gibi- çeşitli İslami hareketler arasındaki farklar konusunda aşırıya kaçmamalıdırlar. Bilakis, kendi yollarını inşa etmeli ve hazırlık yapmalıdırlar. Aynı durum Mısır, Sınai, Refah ve diğer yerlerdeki kardeşler için de geçerlidir. Şefkatli ve terbiyeli olun, önderlik ettiğinizi anlama kapasitesi farklı farklı olan insanlara karşı tolerans gösterin. Şunu her zaman aklınızda tutun ki, ümmetimiz çok zor ve karışık bir zamandadır ve onlarca hatta yüzlerce yıldır süren bir zilletten sonra sadece şu an kıyama kalkmayı ve (tağutları) kovmayı denemektedir. Gençler durumdan yeteri kadar farkında olmalıdır. Tüm bunlar din, dini koruma, hakkı haykırmak ve doğru yöntemi açıklamak için çalışma arzusuyla çelişmez. Bilakis bahsettiğimiz şu güzel özelliklerde birleşin: nezaket, edep, şefkat, merhamet, Müslümanlarla -hatta tüm insanlarla- ilişkilerinde iyi davranmak. Temel prensibiniz şu olmalıdır: Edebin ve hikmetin tüm çeşitleriyle beraber iyi olmalı, doğru söylemeli ve engel oluşturabilecek tüm problemlerden kaçınmalıyım. Şunu anlayın ki, Allah size rahmet etsin, gerçeğin farklı dereceleri vardır ; bazıları vardır ki kelimede ya da fiilde terkedilemez, bazıları vardır ki engelleyici veya karşıt faktörden dolayı terkedilebilir. Çalışın ve bunu iyi anlayın, faydalı bilgileri idrak edebilmek ve kendinizi belirli bir farkındalık ve derin anlayış seviyesine çıkarmak için kalplerinizi açın.
Tunus, Mısır olan ve yakında diğer yerlerde de olacak olan bu devrimler gerçekten birçok hakikatı ortaya çıkardı. Bu Allah’ın Müslümanlara büyük bir lütfudur. Elbette herkes, bu tarihi olaylar hakkında yazmaya başlayacak ve çok fazla yazacaklardır da.
Bu konudaki çeşitli bakış açıları hakkında konuşmak istiyorum:
1) Onların aksi görmesine rağmen despot, tağuti polis devletlerinin kırılganlığı/zayıflığı... Onlar palavralarla dolu, ölmek üzere olan içten içe çürümüş devletlerdir. Yakında halk kitleleri harekete geçecekler ve devrimler yapacaklar. Onlar yıkılacak ve liderleri diğer ülkelere kaçacaklar; çünkü bizim topraklarımızda onları saklayacak bir kertenkele deliği bile yoktur! Birçok kimse bu hükümetlerin hiçbir değerlerinin, iyilik ve faydalarının olmadığını; bilakis sadece otoriteleri, polisleri, subayları -kendisinden faydalandıkları, liderlerine sıkı sıkıya bağlı- sosyete kesiminden dolayı bir değere sahiptirler.
2) Herkes kâfir Batı’nın Müslümanların isteklerini asla umursamadığını görmüş oldu. Ağladıklarında sadece timsah gözyaşları dökerler. Sadece kendi arzuları için bölgenin istikrarını ve tüm acımasızlığını, zulmünü, halkı üzerindeki baskısını, özgürlükleri üzerindeki kısıtlamalarını, Batı tarafından bilinen büyük fesadını, hatta en temel insani hakların yokluğunu hiç önemsemeden sağmal inekleri olan rejimlerin devamını isterler. Halklarımızın karşılaştığı krizleri, mahrumiyetleri ve haksızlıkları ve hatta daha fazlasını, çok iyi bilmesine rağmen Batı’nın ilgilendiği tek şey, kendi ekonomik çıkarlarını garantilemek ve bizim topraklarımızdaki ve toplumlarımızdaki kaynakları kendi marketlerine endüstrilerine pompalamak için şimdiki gidişatı korumaktır. Bu konu, Amerika’nın ve diğerlerinin durumu gibi Fransa’nın Tunus’taki olay karşısındaki tutumu sayesinde herkes için son derece açık bir hale geldi.
3) En önemli görüntülerden birisi de bu dönme Arap hükümetleri ve yahudiler(İsrail) arasındaki kuvvetli bağ ve Hüsnü Mübarek Mısırı’nın nasıl biliçli olarak yahudilerin güvenliğini sağladığı ve korumalığını yaptığıdır. Herkes yahudilerin Hüsnü ve rejimini nasıl tuttuğunu ve onun düşüşünden dolayı nasıl korktuklarını gördü. Bugün birçok insan bu hain ve kâfir rejimlerin (Mısır, Ürdün, Suriye ve diğer değersiz Arap devletleri) ve adi İsrail devletinin varlığının kalıcı olmadığını gördü. Çünkü bizim galip geleceğimiz ve herkesin Allah’a boyun eğeceği çabuk gelen bir savaşa ümmetimiz başlayacaktır (?) . Allah’ın izniyle bu yakında mutlaka gerçekleşecektir.
4)Münafık Suud rejimi ve Hain-ul Harameyn Kral (Abdullah) Al-i Suud -kendisi ölüme iyice yaklaşmışken- tüm (zayıf) gücünü, Amerika’nın durumuna karşıt olmasına rağmen Hüsnü La-Mubarek için kullanması... Bu (Kral Abdullah’ın) onlara (Amerikalılara) karşı herhangi bir şeyde ilk muhalefeti olabilir. Arap yarımadasındaki ve diğer yerlerdeki topluluklar, Kral Abdullah Al-i Suud’un -Mısır halkının ihtiyaçlarını, isteklerini ve güçlü devrimlerini hiç umursamadan- Hüsnü’nün düşüşünü engellemek için elinden gelenin en iyi şekilde onu desteklediğini ve rejimin tüm iğrençliğini, zulmünü ve fesadını umursamadan para yardımı yaptığını görmüş oldular.
5) “Suudi Arabistan”daki zeki kimselere, aklı olan kimselerin ibret alması için bazı basit sorular soruyoruz. Niçin Abdullah Al-i Suud laik, İsrail ajanı, Amerikan dostu ve yahudilerin sevgilisi Hüsnü’yü destekledi? Abdullah Al-i Suud Hüsnü’nün ve rejiminin İslam’a karşı savaştaki konumunu, haksız malları yiyerek midelerini dolduran şişman “canavarlar”ın durumunu bilmiyor mu? Abdullah Al-i Suud’un tutumu onun dininin, merhamet duygusunun ve ümmetle ilgilenme aşkının bir sonucu mudur? Abdullah Al-i Suud dine ve ahirete hiç ihtimam gösterdi mi?
Bunlar, Allah kalplerini mühürlemeden önce özgür doğup, kendilerini alıkoyan, ihtarı hesaba katan insanların ruhlarında mesken edinen sorulardır:
“Ey inananlar, sizi diriltecek, size can verecek şeylere çağırdıkları zaman Allah’a ve Peygambere icâbet edin ve bilin ki Allah, hiç şüphe yok, insanın kendisiyle kalbinin arasına girer ve hiç şüphe yok ki onun huzurunda toplanacaksınız.” ( Enfal : 24 )
… ve tayfundan önce, ve çok geç olmadan önce.
Yemendeki mücahid kardeşlerimize Ali Abdullah Salih rejiminin en zayıf durumunda olduğunu, kıyamın kaçınılmazlığını ve mutlaka onun da devrileceğini hatırlatmayı unutmadım. Bu yüzden kardeşlerime bunun büyük bir fırsat olduğunu hatırlatma ihtiyacı duymuyorum-politik olarak, askeri ve kültürel olarak. Allah’ın başarıyı, takvayı ihsan ettiği ve hidayet verdiği savaşta böyle bir kaç defa fırsat doğar?
Allah’ın izniyle, ileriki zamanlarda takipçimiz Müslümanlarla, özgürlüğüne yeni kavuşmuş toplumlarla ve iyiliğin, emniyetin, şerefin, izzetin, huzurun ve saadetin Rabbi Allahu Teala’nın dini İslam’a tabi olup hayatına uygulamak için bir fırsat bekleyen Müslüman toplumlarla irtibata geçeceğiz.
“Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” ( Nahl : 97 )
“Dedi ki: Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz oradan inin. Artık size benden bir yol gösterici gelecektir; kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz. Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.” ( Taha : 123-124 )