Özel Haber | Detay Haber | Çok Okunanlar | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

Son Dakika

18:45, 02 Temmuz 2016 Cumartesi


İHH-Erdoğan tartışmasında kim ne dedi?

Türkiye-İsrail anlaşması sonrasında yaşanan tartışmalar sürüyor. Anlaşmayı olumlu bulanlar olduğu gibi eleştiren hatta ihanet olarak görenler de var.




İHH'nın Türkiye-İsrail Anlaşmasını kabul etmedikleri şeklindeki açıklama üzerine başlayan tartışmaya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Uluslararası bazda bir adım atıyoruz. Siz kalkıp da Türkiye'den böyle bir insani yardımı götürmek için günün başbakanına mı sordunuz? Biz zaten oraya gerekli yardımı Gazze'ye bugüne kadar hep yaptık yapıyoruz. Filistin'e yaptık yapıyoruz. Bunları da yaparken bir yerlere gövde gösterisi olsun diye değil, her şeyi uluslararası diplomasi neyse bu diplomasi içinde yaptık; yapıyoruz, yapacağız. Bunları davul zurna çalarak değil edebi adabı içinde yaptık, yapıyoruz." şeklinde yaptğı açıklama ile karşılık buldu.

STK'la ve Gazeteciler konuyla ilgili çeşitli açıklamalarda bulundular. İşte onlardan bazıları:

Hakan Albayrak:

Bu da oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İHH ve Mavi Marmara’ya amiyane tabirle ‘laf çaktı’. Beştepe’deki bir iftar davetinde yaptığı konuşmada aynen şöyle dedi: “Siz kalkıp da Türkiye’den böyle bir insani yardımı götürmek için günün başbakanına mı sordunuz? Biz zaten oraya gerekli yardımı, Gazze’ye bugüne kadar hep yaptık, yapıyoruz. Filistin’e yaptık, yapıyoruz. Bunları da yaparken bir yerlere gövde gösterisi olsun diye değil, her şeyi uluslararası diplomasi neyse bu diplomasi içinde yaptık; yapıyoruz, yapacağız. Bunları davul zurna çalarak değil edebi adabı içinde yaptık, yapıyoruz.”

Demek ki Erdoğan’a göre Mavi Marmara öncülüğündeki “Gazze’ye Özgürlük Filosu” inisiyatifi lüzumsuz ve de edepsiz bir gövde gösterisinden ibaretti. O yöndeki ifadelerinden ötürü Cumhurbaşkanımıza teessüf etmeden evvel, bir hususu açıklığa kavuşturmak isterim: Gazze’ye belirli malzemelerden başka malzemelerin gönderilmemesine ambargo, Gazze’ye giriş çıkışlar engellenerek bölge halkının felç edilmesine ise abluka diyoruz. İkisi irtibatlı, ama aynı şey değil. Mavi Marmara projesine başından beri karşı olan hükümet, ambargonun hafifletilmesi üzerinde durarak, “Biz İsrail’le anlaştık. İsrail’in Aşdot limanı üzerinden Gazze’ye şu şu yardımları göndereceğiz. Mavi Marmara’ya, Özgürlük Filosu’na gerek yok. Ortalığı karıştırmamak lazım” diyordu. Benim de aralarında bulunduğum ‘edepsizler’ ise şunu savunuyordu: “Bizim vurgumuz ablukaya. Gazze, İsrail toprağı değil. İsrail’in işgali altında da değil. 2005’te Gazze’den çekildi İsrail; orayla ilişiğini kesti. Sonra, 2007’de, Gazze’den İsrail’e yönelik herhangi bir askerî eylem de yokken, sırf Gazze halkını bezdirip HAMAS’a karşı ayaklandırmak için bölgeyi karadan, havadan ve denizden ablukaya aldı. 2 milyona yakın Filistinliyi oraya hapsetti. Onlara ‘Seyahat, uluslararası ticaret, doğru dürüst beslenme ve tedavi görme hakkınızı elinizden aldım’, dünyaya da ‘Benim iznim olmadan bu bölgeye kimse giremez ve bir somun ekmek bile sokamaz’ diyor. Gazze üzerinde böyle bir tahakküm kurmaya hakkı yok. Böyle bir yetkisi yok. Gayrimeşru bir otoriteden söz ediyoruz. Bizim yapmak istediğimiz şey, o otoritenin gayrimeşruluğunu vurgulamak, dünyanın ilgisiz kaldığı abluka vahşetine dünyanın ilgisini çekmek, uluslararası bir tepki oluşturarak ablukanın kaldırılmasına hizmet etmek. Sizin yaptıklarınız muhakkak ki çok kıymetli ve gerekli. Mevcut şartlar altında hükümet olarak yapabileceklerinizi yapıyorsunuz ve biz bunu takdir ediyoruz. Ama birileri de mevcut şartları değiştirmek için eyleme geçmeli. Siz de bunu takdir edin. Mavi Marmara öncülüğündeki Özgürlük Filosu’nun asıl meselesi, Gazze’ye insani yardım götürmek değil, GAZZE’YE İSRAİL’DEN BAĞIMSIZ OLARAK İNSANİ YARDIM GÖTÜRMEK, bu hak ve özgürlüğün altını çizmek, genel olarak da Gazzelileri insani yardım yahut başka bir konuda -her konuda- İsrail’in insafına terk etmenin kabul edilemezliğine dikkat çekmektir. İnsani yardımdan ibaret bir mesele değil bu. Her şeyden evvel bir özgürlük meselesi, hak-hukuk meselesi, haysiyet ve şeref meselesi. İsrail’in küstahça zorbalığına seyirci kalamayız.”

Neticede “Özgürlük Filosu” ablukayı kaldırtamadı, ama ambargonun şiddetinin azalmasına vesile oldu; Mavi Marmara katliamından evvel Gazze’ye İsrail üzerinden sadece 80 kalem malzemenin girişine izin verilirken, Mavi Marmara’dan hemen sonra bu sayı binlere çıktı. Mısır’daki Hüsnü Mübarek rejimi de Mavi Marmara’nın etkisiyle Refah sınır kapasını bir süreliğine açıp Gazze’yi kısmen rahatlattı. Ambargo, Mavi Marmara öncesindeki kıyıcılık derecesine bir daha hiç ulaşmadı. Şehitlerin celbettiği bereket.

Tekrar: Asıl mevzu, ablukayla mücadele idi. Erdoğan, Mavi Marmara katliamı üzerine bozulan Türkiye-İsrail ilişkilerinin “normalleşmesi” için “özür” ve “tazminat” şartlarına “Gazze’ye ablukanın kaldırılması” şartını da ilave edince, bu arada Mavi Marmara’yı ele güne karşı yüksek sesle savununca, hatta Fethullah Gülen’in “Otoriteden izin alınmalıydı” sözünü de eleştirince, ‘Demek ki Erdoğan, İHH ve partnerlerinin inisiyatifini takdir etmeye başladı’ diye düşünmüştük. Şimdi, hükümetin İsrail üzerinden Gazze’ye zaten yardım gönderdiğini hatırlatıp Mavi Marmara’nın ablukaya karşı yelken açmasını “gövde gösterisi” diye nitelendirmesinden anlıyoruz ki, öyle değilmiş. Aradaki iletişim problemi çözülememiş. Bahsedilen hadise aynı hadise, ama konuşulan konular farklı. İletişim problemi önemli, ama Erdoğan’ın öyle konuşmasını mazur gösterecek kadar değil.

Türkiye-İsrail Anlaşması’na yönelik ağır eleştiriler söz konusu; bunlara cevap verirken Erdoğan’ın da ağır konuşmasını tabii karşılardık, yadırgamazdık; fakat, bağlamın tamamen dışına çıkıp, dünyanın dört bir yanından yüzlerce Filistin dostunun vicdan ayaklanmasını “gövde gösterisi” ve “davul zurna” gibi imalı ifadelerle ‘şov’a indirgemesi, Mavi Marmara ve Özgürlük Filosu inisiyatifi sanki kuru gürültüden ibaretmiş gibi konuşması veya İsrail’e insaniyet namına meydan okumanın ve bu uğurda ağır bedeller ödemeyi göze almanın şerefini yadsıması esef verici. “Türkiye’den böyle bir insani yardımı götürmek için günün başbakanına mı sordunuz?” demesi de öyle. Konuşmasının Mavi Marmara şehitleriyle alakalı kısmında, şehit ailelerine ödenecek tazminata ilişkin bir eleştiriye cevap verirken kurduğu bu cümle ile ne demek istedi Erdoğan? İki kere ikinin dört ettiği bir dünyada bundan çıkarılabilecek bir tek anlam var, ama onu söylemeye benim dilim varmıyor. Erdoğan öyle konuşunca, bazı ‘Reisten fazla Reisçiler’ hemen durumdan vazife çıkarıp İHH’ya hunharca saldırmaya başladılar. Neyse ki maşeri vicdan ağır basıyor, onların akılalmaz itham ve hakaretleri sağduyu deryasında boğuluyor. Boğuluyor boğulmasına da, ‘Bu noktaya nasıl gelebildik?’ sorusu içimizi kemirmeye devam ediyor.

Süleyman Özışık:

Erdoğan İHH'ya neden tepki gösterdi? İsrail'le yapılan anlaşma belli ki İHH'yı memnun etmemiş. Katıldığım ve katılmadığım bazı eleştirileri var Bülent Yıldırım ve ekibinin...Katıldığım eleştiri şu... Yapılan pazarlık şartlarına İsrail için küçük, Filistin açısından büyük sayılacak bazı maddeler eklenebilirdi. Farzı misal... Madem Mavi Marmara Gemisi'ndeki masumları öldüren İsrail askerleri hakkındaki yakalama kararlarının kaldırılmasına karar verildi. O zaman bunun karşılığında, İsrail'e girişi yasaklanan İHH yetkililerine yeniden giriş izni alınabilirdi. Sadece İHH değil... Türkiye'den Filistin'e her yıl yaklaşık 25 bin kişi götüren tur şirketlerinin yöneticileri hakkında keyfi yasaklar uygulanıyor. Bu tur şirketleri sayesinde her yıl Filistinli müslümanların kasasına on milyonlarca dolar giriyor...

Katılmadığım eleştirilere gelince... İHH'nın anlaşmayla ilgili eleştirilerinde ciddi bir üslup sorunu var. Öyle ki Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı "hain - işbirlikçi" ilan etmedikleri kaldı. Basın bildirisinde, "Biz neden o masada olmadık. Kararı beraber vermeliydik. Bu anlaşmayla Filistin halkı satışa getirildi" şeklinde çirkinliğe kaçan bazı imalar var.. İHH Başkanı Bülent Yıldırım hizmetleriyle azami saygıyı hakeden biri. Toplumun taraflı tarafsız pek çok kesimi tarafından seviliyor. Filistin ve Gazze konusunda aşırı hassas olduğuna ve bu bölgeye çok hizmetler ettiğine itirazım yok. Lakin şunun iyi bilinmesi gerekiyor. Devlet yönetmek, dernek yönetmeye benzemiyor. Devletin kendi çıkar ilişkisini gözeterek masaya oturduğu bir yerde "Ben bu anlaşmayı tanımıyorum. Benim de söz hakkım olmalıydı" şeklindeki atarlanmalar, en hafif tabirle nezaketsizliktir. Erdoğan'ın önceki gün yaptığı, "Türkiye’den böyle bir insani yardımı götürmek için dönemin başbakanına mı sordunuz?" açıklaması, bu kaba dile ve nezaketsizliğe tepkidir. Ha...

Vakti zamanında Mavi Marmara'ya sahip çıkan Erdoğan'ın bugün farklı konuşmasının nedenini soracaksanız, anlatayım. AK Parti ile İHH'ya yakın bütün kaynaklar ve hatta Ankara'daki bütün gazeteciler şunu çok iyi bilir ki Erdoğan Mavi Marmara'nın Gazze'ye gitmesi fikrine ta en başından beri karşıydı. Çünkü o dönemde İHH yetkililerinin İsrail'e "Biz bu yükü götüreceğiz izin verin" dediklerini ve "Gelirseniz müdahale ederiz" cevabı aldıklarını herkes duyuyordu. Erdoğan'ın itirazları sonucu 15 AK Partili milletvekili ile bazı gazetecilerin gemiye binmekten son anda vazgeçtiğini sağır sultan bile biliyor. Haklı endişeler o dönemde İHH Başkanı Bülent Yıldırım'a da gitmeyi düşünen diğer önemli isimlere de iletildi ama dinleyen olmadı. Erdoğan bu durumda geminin gitmesine itiraz etti ama engel de olmadı. Engel olsa o gün belki çok başka suçlamalarla karşı karşıya kalacaktı. Erdoğan'ın saldırı sonrası Mavi Marmara'ya sahip çıkması devlet politikasının bir gereğiydi. Ne diyecekti Erdoğan? "Benim rızam dışında gittiler, oh olsun onlara" diyecek hali yoktu herhalde!.. Mavi Marmara saldırısını, Gazze'ye yönelik ambargo veya ablukanın kaldırılması için fırsata dönüştürmeye çalıştı. İsrail'in dünya kamuoyu önünde özür dilemesi ve tazminat ödemesi için bir gerekçe olarak kullanması gerekiyordu ve bunu gayet başarılı bir şekilde yaptı. Yapmasa mıydı?

Mavi Marmara Gemisi'nin Erdoğan'ın itirazına rağmen gitmesi şimdiye kadar hiç konuşmadığımız bazı zararları beraberinde getirdi. Bir kaç tanesini sayayım. Gazze'ye bizzat giderek ablukayı delmeyi hedefleyen Erdoğan'ın bu ziyareti yapması imkansız hale getirildi Mavi Marmara sayesinde... Türkiye'nin o güne dek Gazze'ye yaptığı devasa yardımların önü, yaşanan olay sonrası tamamen kesildi. Gazze'ye bırakın yardım filolarını, bir paket makarna, bir çikolata bile sokulamadı. Arap Baharı öncesinde ve sonrasında Gazze'ye kısmen açık olan Refah Sınır Kapısı'nın kapanmasına veyahut işlevsiz hale getirilmesine neden oldu. İsrail İHH'yı terörist örgüt ilan etti.

Bu başına buyruk kararlar sayesinde Türkiye'nin IŞİD'e yardımda bulunduğu ve bu yardımları İHH üzerinden yaptığı yalanı köpürtüldü. İHH'nın bazı şube ve tırlarına baskınlar yapıldı. O dönemde derneğe destek veren bir Erdoğan vardı. Hem de Lahey'de yargılanma pahasına... Pek çok kez Filistin'e gidip gelen biriyim. O diyarların insanı Gazze, Kudüs, El Halil, Ramallah, Eriha, dendiğinde "Erdoğan" diye haykırıyor. Bülent Yıldırım ve ekibi Erdoğan hakkında şu söylediklerini Filistin'de dile getirse, en az İsrail askerleri kadar taşlanır!

Melih Altınok:

Türkiye, İsrail'in 3 şartını kabul etmesi üzerine, diplomatik ilişkileri normale döndürme kararı aldı. İHH adlı grup bu işe çok sert tepki verdi. Site resmi hesabından Cumhurbaşkanına yönelik "İsrail'le örtünen çıplak kalır" şeklinde bir mesaj yayınladı. Hadi, İHH'ya destek olmuş pek çok iyi niyetli insan Mavi Marmara'nın hatırasıyla hassas, anlıyoruz. Ama asıl dikkat edilmesi gereken, bu kesimin hassasiyetini araçsallaştıranlar, insanların acılarını kendi politik ve bireysel hesapları için kullananlar.

Mavi Marmara katliamı yaşandığında hepimiz en sert tepkiyi verirken, İsrail'e değil ölenlere kızanlar ve bu yüzden çok da eleştirilenler bugün İHH'nın arkasına saklanıp ateş ediyorsa... O acı günlerdeki tavrını hepimizin çok iyi bildiği Fethullahçılar ve hatta CHP lideri bile oradaysa... Durup düşünmek gerekmez mi? Evet, Türkiye tarihinde İsrail'e karşı en sert tavrı almış Erdoğan'a yönelik bu tavrın hakkaniyetle alakası olmadığı ortada. Kaldı ki bölgesel dengelerin yıllık, aylık değil, günlük değiştiği bir coğrafyada, dört koldan saldırı altındaki bir ülkenin dış ilişkilerindeki stratejiler ve taktikler genel, ulusal çıkarlara göre belirlenir. Çünkü Türkiye, gerçekleştirdiği yardım faaliyetlerini, siyasete tahvil edip istediği olmayınca tehditkâr açıklamalar yapan gruplara göre dış politika belirleyemeyecek kadar büyük ve önemli bir ülke.

Bir Mavi Marmaracı anlatıyor... Kuşkusuz Mavi Marmara katliamında öldürülen vatandaşlar sadece bir grubun, vakfın, cemaatin değil Türkiye'nin şehitleri. Dolayısıyla onların haklarını savunmak, acılarını paylaşmak hepimizin görevi. İsrail bile geri adım attığına göre, ortada bu düstura aykırı bir durum da yok.
Ama o dramatik zamanları birebir yaşayanların şahitliğine kulak vermek gerek. Bu yüzden, onlardan birinin, İHH çevresinin de çok iyi tanıdığı Ayhan Altıntaş'ın tartışmalar üzerine yazdıklarını aynen aktarıyorum:
"Biz Mavi Marmara'yı kaldırmaya çalıştığımız günlerde bize 'Hükümetin talimatıyla kaldırdınız gemiyi' diyenlere 'Hayır bu gemi sivil bir harekettir parası tamamen dünyanın farklı ülkelerindeki halklardan toplanmıştır' diyorduk. 'Yalan söylüyorsunuz' diyorlardı. Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan gemiyle giderken 'Bana mı sordunuz gittiniz' diyor. 'Giderken de engellemedim' diyor Gene millet isyanlarda 'vay nasıl böyle bir şey söyler..." Evet, Tayyip Bey doğru söylüyor. Biz Başkana sormadık yola çıktık onlar da engellemedi. Başımıza sıkıntı gelince de sahip çıktılar. STK'lar devlet kuruluşu değildir sivil harekettir. Bunda anlaşılmayan konuyu anlamadım. Evet, biz sivil olarak yola çıktık, İsrail askeri olarak vurdu. Başbakandan haklarımızı savundu." İşte bunların hepsi diplomasi. Bugün İsrail'le asgari düzeyde diplomatik ilişki kurulmasına bile tahammül edemeyenler; ABD'nin onlarca askerini öldürdüğünde dahi geri adım atmayan İsrail'in tarihte ilk kez bir ülkeden, Türkiye'den özür dilemesinin nasıl sağlandığını düşünüyorlar dersiniz? Ya da yıllardır İsrail ablukası altında olan Gazze'ye sadece Türkiye'nin kısıtlı da olsa gönderdiği yardımların nasıl ulaştırılabildiğini sanıyorlar acaba? Aynen öyle, diplomasi ile.,

En sert açıklama Murat Kelkitlioğlu'ndan geldi. Şu tweeti attı:



  • Google'a kaydet
  • digg'e kaydet
  • delicious'a kaydet
  • FriendFeed'de paylaş
  •   
  • facebook'ta paylas
  • Yazdır
  • Mail Gönder



 
İstanbul'da polise hain saldırı
İstanbul Beyazıt'ta Vezneciler otobüs durağı yakınlarında Çevik Kuvvet otobüsü geçerken büyük bir patlama meydana geldi. Patlamada 7'si polis 11 işi yaşamını yitirdi