Günün Haberleri | 7 Gün Haberler | Sitene Ekle | XML Sitemap | Künye | |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

Son Dakika

17:13, 05 Kasım 2014 Çarşamba
Batının yeni korkulu rüyası: Ensar-üş Şeria

Batının yeni korkulu rüyası: Ensar-üş Şeria

Libya'da ABD destekli Hafter güçlerinekarşı savaşan Ensar eş-Şeria'nın terör listesine alınması için ABD girişim başlattı




ABD, Fransa ve İngiltere BM Güvenlik Konseyi komitesinden Libyalı İslami grup Ensarü’ş Şeria’yı terör listesine almasını istedi.

El Kaide'nin Afrika kolu Magrip El Kaidesi ile ilişkili olduğu iddia edilen Ensar-eş Şeria kimdir?

Libya'da geniş halk desteğine sahip olan ve CIA destekli Halife Hafter güçlerine yönelik mücadelenin ana damarını oluşturan Ensarüş Şeria Şer'i komisyonu yayınladığı bir açıklama ile hareket hakkında önemli bilgileri basına paylaştı.

İncanews tarafından çevrilen bildiri:nin tam metni:

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’adır. Muhammed’e, ailesine ve tüm ashabı üzerine salat ve selam olsun.

Amelinin ve yolunun doğruluğunu bilmesi, hakkı batıldan ayırması, işaretleri karıştırmasıyla şüpheler denizinde hakkın nurunu batılın karanlığından ayırt edemez bir halde kalmaması için şer’an bir Müslüman vakıasını anlamak ve şer’i ölçülerle değerlendirmekle sorumludur.

Allahu teâlâ’nın emrine uyarak ilmin açıklanması, gizlenmemesi ve Müslümanlara nasihat babından, Libya sahasına ve orada var olan çatışmalara ışık tutacak ve bu bağlamda vakıayı ve şer’i siyaseti değerlendirip uygulamada bulunması için önümüze şer’i ölçüler koyacağız. Mevla’mızdan muvaffakiyet ve doğruluk diliyoruz.

Allah’tan yardım isteyerek diyoruz ki:

Libya’daki siyasi çatışmalar uluslararası harici çatışmalarla doğrudan ilişkilidir. Libya vakıasının bundan uzak bir şekilde tahlil edilmesi hata olacaktır. Konum ve kaynakları bakımından Libya dünya için çok önemli bir devlettir ve bunun için dünyanın gözü oranın üzerindedir. Libya bu devletlerin uzak emelleri ve alçakça çıkarlarını umdukları yerdir. Kaddafi’yi düşüren Libya devriminden sonra bu çatışmalar daha da kuvvetlenmiştir ve bunun sahada birkaç şekli bulunmaktadır:

- Yönetim üzerine olan siyasi çatışma; bu partiler arasında dönmektedir.

- Laiklerle İslamcılar arasında olan dini çatışma; bu çatışma ise şu üç taraf arasında dönmektedir:

  1. Laikliği ve demokrasiyi reddedip şeriatın hâkim olmasına çağıran Ensaru’ş-Şeria vb. mücahidler.
  2. Kendisini İslam’a nispet eden ancak gerçek çatışması yönetim için olan partiler, örneğin İhvanuMuslimin ve CemaaLibiyyemukatile’nin eski liderleri gibi.
  3. “Milli ittifak” vb. partilerde belirginleşen, laikler milliyetçiler ve liberallerden oluşan müttefikleri.

Var olan çatışmanın şekli budur. Bunların arasını karıştıran bir kimse, vakıa hakkında vereceği hükümde hata edecektir. Çünkü hiçbir ayrıma gitmeden mücahidleri de çatışanların içine katıp tüm çatışmanın yönetim için olduğu izlenimini verenler bulunmaktadır. Buna binaen mücahidler hakkında hatalı hükümler verilmekte, kötülenip onlara karşı çıkılmaktadır. Bu aynı zamanda batıl bilgileri yayan, batılı süslü gösteren, hakikatleri bozup karmaşık hale getiren fitne ve saptırıcı medyanın yapmaya çalıştığı şeydir. Bu, yalan ve iftira ile İslam’a nispet edilen demokrasi davetçilerinin sadık mücahidlerle karıştırılmasıyla birçok insanın medyanın sözlerine kanması ve mücahidlerden nefret edip onlara düşmanlık beslemeleri ve onların yönetim sevdalıları ve gerçekten de Harici teröristler olduklarını düşünmelerine neden olmaktadır.

Ancak vakıaya olduğu gibi baktığımızda Ensaruş-Şeria vb. sadık mücahidlerin ülkedeki siyasi çekişmeden tamamıyla uzak durduklarını, buna dâhil olmadıkları gibi başından beri açık olduklarını; Müslümanların aralarına bozgunculuk, yıkım ve fitne getiren, ümmetin zayi olmasına, rezilliklerin yayılmasına, masiyetlerin çoğalmasına ve Müslüman ülkelerinde küfrün güç kazanmasına neden olan demokrasiyi küfür olarak gördüklerini bulacağız. Müslümanlar arasında yönetim şekli olarak, felsefelere ve batılı fikirlere bakmadan sadece İslam şeriatına razı olacaklarını açıklamışlardır. Bu, onlar hakkında malum olan ve yaygın olan bir durum haline gelmiştir.

Çatışmanın gerçek şekli:

İhvanı muslimin, cemaalibiyyemukatile ve müttefikleriyle laikler arasındaki savaş 2012 seçimleri sürecinde başlamış ve daha sonra şiddetlenmiştir. Çatışma sahnesi “Genel milli konsey” kubbesi altında ve birde onun altında bulunan hükümet bakanlıklarında oluyordu. Bazıları bunu, İslam’la laiklik arasında olan bir savaş gibi göstermeye çalıştı. Vakıa hakkında hüküm vermede bu en büyük hatalardan birisidir. Şöyle ki, birçokları Ensaruş-Şeria’dan ve diğer gruplardan olan mücahidlerin bu çatışmaya demokrasi için girdiklerini, görünürde olmasa da onları desteklediklerini zannetmiştir.

Bu, iki yönden hatadır:

- Vakıanın kavranması yönünden hata.

- Vakıa hakkında hüküm verilmesi yönünden hata.

Kural şöyledir: Bir şey hakkında hüküm vermek, onun tasavvurunun neticesidir. Tasavvur bozuk olunca, hüküm de bozuk olacaktır.

Kuşkusuz Ensaruş-Şeria milli konseye katılmamış, ona davet etmemiş ve defalarca açıklamaları üzerine onları meşru yöneticiler olarak kabul etmemiştir. Çünkü şer’an var olmayan, hissen de yok olan gibidir. Şer’an yöneticiliğin şartlarından birisi de, dinin ikame edilmesidir. Bu olmadığında yöneticilikte geçersiz olacaktır. Konsey daha başlangıçta şeriata muhalif bir şekilde kurulmuştur. Sonra bu konsey, şeriat ve akide olarak İslam’ı yönetim olarak kabul etmemiş bilakis demokrasiyle hüküm olunup ona bağlı kalmıştır. Oysaki konsey üyeleri İslam şeriatı ile hükmedebilirlerdi. Bundan ne acizdiler, ne zorlama/ikrah altındaydılar ve nede cahildiler. Aralarında İslam şeriatı bölümünde yüksek diploma sahipleri bulunuyordu. Ancak onlar, akideleri sapkın olduğundan, ümmetin fesadına ve zayi olmasına neden olan demokrasiye inandılar.

Başından beri Ensaruş-Şeria bu yoldan uzak durup insanları eğitmeye, yetiştirmeye, çatışmanın gerçeklerini açıklamaya, insanlara tevhidi ve akideyi öğretmeye ayrılmıştır. Yine fakirlerin, yetimlerin ve Müslümanların ihtiyaçlarını karşılamakla meşgul olmuşlardır. Allah’ın fazlıyla bu onların metoduydu, bunun üzerine sebat ettiler ve şu anda da bunun için savaşmaktadırlar. Hak üzere olan mücahidlerin, başka gayeler uğruna savaşan ya da yönetim için çabalayanlarla irtibatlandırılması caiz değildir.

Milli konseyin ya da parlamentonun ve bunlardan çıkan hükümetlerin yönettikleri demokrasi için savaşılması caiz değildir:

Herkesin bilmesi gerekir ki, demokrasi, asılları ve füruları bulunan bir dindir ve batı onların dinlerinden razı olmadıkça bizi bırakmayacaktır. Allahu teâlâ’nın şu buyruğunda olduğu gibi:“Onların dinlerine tabi olmadığın sürece ne Yahudiler ne de Hristiyanlar asla senden razı olmazlar.” (Bakara: 120)

Yine şer’an “Milli konsey” veya var olan devlet yönetimi uğruna savaşılması caiz değildir, çünkü buralarda yönetim şeriata ait değildir. Veya parlamento ve şeriatla hükmetmeyen hiçbir şey uğruna savaşılması caiz değildir. Bu gayeler uğruna yapılan savaşların, laiklik ve İslam arasındaki savaş şeklinde nitelendirilmesi caiz değildir. Bu, hem şer’an hem de vakıada doğru olmayan bir şeydir. Çünkü bunların hepsi de yol ve yöntem olarak batı demokrasisine bağlıdırlar. Demokrasi yolunda yapılan savaş ise, tağut yolunda savaştır.

Bundan ötürü bu batıl amaçlar uğruna savaşan gruplara, savaşlarını Allah yolunda ve Onun kelimesinin yücelmesi için yapmalarını, laiklik ve demokrasiden beri olmalarını, batıdan ve uşaklarından uzaklaşmalarını öğütlüyoruz.

Trablus’ta “Libya fecir operasyonu” adı altında yapılan savaş, devlet yönetimi ve demokrasi için yapılan savaştır. Bunu beyanatlarında açıklamış ve demokrasi yolunu muhafaza edeceklerine dair söz vermişlerdir. Zannımızca bu açıklamaları yapmalarının nedeni, demokrasiyi reddeden mücahidlerle birlikte oldukları zannedilmemesi ve batının onları teröristler olarak niteleyip mücahidlerle aynı kefeye koymaması içindir.

Size öğüt ve davet olarak diyoruz ki, sizin düşmanınızın daha tehlikeli ve daha şerli olduğunu biliyoruz. Onlar eski tağutun tabileriyle yeni tağutun askerleri arasındadır. Ancak sizin onunla birlikte olan savaşınızı Allah’ın hidayet olmayan ve onun yolunda olmayan siyasilerin ve koltuk sevdasında olanların amaçlarını gerçekleştirmek için kullandıkları bir savaş haline dönüştürmeyin. Özellikle de sizinle birlikte sadık niyet sahibi olup İslam şeriatını isteyenler bulunmaktadır. Hiç kimsenin sizi aldatmasına, bu gençleri kandırıp onlara demokrasi nizamının muhafazası için savaşın şeriat yolunda savaş olduğunu düşündürmelerine izin vermeyin. Her bağırıp çağıranın ardından gitmeyin, sizin de düşünebileceğiniz aklınız bulunmaktadır.

Kuşkusuz cihad, sınırları, kuralları ve şartları olan şer’i bir ibadettir. Her savaş cihad olmadığı gibi her ölen de şehid değildir. Cihad olarak adlandırılan tek savaş, Allah yolunda ve İslam sancağının yüceltilmesi için olan savaştır. Bu nedenle bu savaşınızı şeriata göre yapın ve bu ilanın sorumluluklarını üstlenin. Zira bunun sonrası vardır, apaçık bir zafer, ancak sabır ve yakîn ile gelir.

SeyyidKutub (rahimehullah) Fizilal’inde bunu açıklarken şunları söyler: “Her iki durumda da, öldürülme ve yardım etme durumlarında da, bunların sırf Allah için yapılmış olması şarttır. Aslında bu, doğruluğu apaçık olan bir gerçektir. Ancak ne varki bazı nesiller İslam’ın inanç sisteminden sapınca, bu gerçeğin üstünü karaltılar kaplıyor. Şehadet sözcüklerinde (Allah'ın birliği ve Resulullah'ın onun peygamberi olduğuna tanıklık ifade eden sözcükler) şehid düşenlere cihad sözcüklerine önem verilmeyince ve bunlar değerlerini yitirince ve bu sözcükler gerçek ve biricik anlamlarından saptırılınca ispata ihtiyacı olmayan bu gerçeğin üzerini karanlıklar kaplıyor.

Hâlbuki insanın gerek iç âleminde gerekse dünyadaki yaşama üslubunda, cihad bir olan Allah'ın yolunda yapılmadıkça, ölüm sadece O'nun yolunda gerçekleşmedikçe yardımın gayesi, sadece O'na yardım olmadıkça ne cihaddan söz edilebilir, ne şehidlikten ve ne de cennetten...

Allah'ın hükmünün en üstün olması hedef olarak seçilmemişse, Allah'ın şeriatı ve hoşnut olduğu hayat sistemi insanların vicdanlarına, ahlaklarına, yaşama üsluplarına, kanunlarına, durumlarına ve düzenlerine aynı derecede egemen olamamışsa, ne cihaddan söz edilebilir, ne şehidlikten ve ne de cennetten...

Nitekim Ebu Musa (radiyallahuanh)’nun naklettiği bir hadiste, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e‘bir kişinin kahramanlık, bir kişinin soy taassubu bir kişinin de gösteriş için savaştığı hatırlatılarak bunların hangisinin Allah yolunda olduğu’ sorulduğunda, Resulullah: “Allah'ın hükmü ve iradesi yücelsin diye çarpışan kimsenin savaşı Allah yolundadır” buyurur.

Sapık düşünceli nesillerin değer verdiği tüm sancaklar, bütün isim ve hedefler arasında, yüce Allah'ın bu sancağı ve bu hedefinden başka uğurda cihad etmeye ve şehid düşmeye değer ve bunun sonucu olarak da cennetin hak edileceği başka hiçbir hedef ve sancak yoktur.

Dava adamlarının bu apaçık gerçeği iyi kavramaları, gönüllerinde besledikleri bugerçeğe bulaşan yaşadıkları çevrenin mantığını, sapık nesillerin düşüncelerini temizlemeli, sancaklarını başka hiçbir sancakla karıştırmamalı ve inanç sisteminin özüne yabancı olan düşünceleri kendi öz düşüncelerine bulaştırmamalıdırlar.

Cihad ancak ve ancak Allah'ın hükmü ve iradesi en üstün olsun diye yapılır. Allah'ın hükmü ruhlarda ve vicdanlarda en üstün olsun diye yapılır. Ahlâk ve davranışlarda tüm durumlarda ve sistemlerde en üstün olsun diye yapılır. Cihad yeryüzünün her köşesinde gerçekleşen ilişkilerde bağlılıklarda Allah'ın hükmü en üstün olsun diye yapılır. Bunun dışında yapılan hiçbir savaş Allah için değildir. Aksine şeytan uğrunadır. Bu seçenek dışında ne şehidlikten ve ne de şehid olma arzusundan söz edilemez. Bunun dışında ortada ne cennet vardır ve ne de yüce Allah'tan yardım ne de ayakların kaymaması için Allah'tan destek... Sadece karanlık vardır ortada, bir de kötü düşünce ve sapıklık...”

Savaşınızı iki şehir ya da iki kabile arasındaki savaşlara çevirmeyin, örneğin bunuZintan ile Mısrata arasındaki bir savaşa çevirmeyin. Bu,şer’an caiz değildir, bilakis bunu hak ile batıl arasındaki çatışmaya çevirin. Sahibinin ecir ve sevap alacağı ve mücahidlerin siciline yazılacağı savaş budur. Bunun dışındaki savaşlar ise, ne iştirak edilmesi ne de o sancakların altında savaşılması caiz olmayan cahiliye savaşlarıdır.

Sonra tağut Hafter’e karşı yürütülen savaşın hedefini, demokratik haklarımızı geri almaya çevirmemiz de caiz değildir. Batıla karşı başka bir batılla mücadele veremeyiz. Sadece dillendirmiş oldukları bir yalandan ibaret olan demokrasi sebebiyle siyasetçilerin ve partilerin ülkemizde neler yaptıklarını sizler de bilmektesiniz. İşler arzularına ters gittiğinde hemen onu terk ettiler. Bunun en güzel örneği devrim konseyinin intikalidir, oysaki bu, anayasaya da ve dillendirdikleri ve insanları onunla aldattıkları demokrasiye de terstir.

Demokrasi, bir yalan, aldatma ve batıl için haktan vazgeçmedir. Sahibinin ibadet ettiği helvadan puttur, acıktığındaysa onu yer. Batı, Müslümanları buna zorlarken kendileri ondan ve çağırmış oldukları ilkelerinden en çok uzak olanlardır. Mısır bu konudaki en güzel örnektir.

Ey “Libya şafağı” önderleri, bu söz sizindir, güç sizindir. Eğer gerçekten şeriatı istiyor ve ülkemizdeki batı projelerini reddetmek istiyorsanız, bunu sizden sözlü ve fiili olarak açık bir şekilde duyalım. Bunu ilan etmekten korkmayın, Allah’a yemin olsun ki, Allah size açacak ve bereketlendirecektir. Aynı çukurdan iki kere sokulmaktan korkun. Birçoğunuz Kaddafi’ye karşı savaştı ve bunun meyvelerini başkaları devşirdi. Şu anda otellerde klimalar altında saklanıp tekrardan meyveyi devşirmek için zafer elde etmenizi bekleyenler bulunmaktadır.

Sizi de kendilerine katmaları ve sizinle ittifaka girmeleri için onlara yol açmayın. Siyasiler, hilekâr, aldatıcı ve münafıktırlar. Silahlarını onlar uğruna ve sahte demokrasileri için kaldırmayın. Daha önce geçici hükümet insanları aldattı, çaldı, yağmaladı ve insanların arasını ayırdı. Aynı şeyi milli konsey ve hükümetleri de uygulamaktadır. Çabaların çalınmaması ve boşa gitmemesi için akıllı olun ve işleri şeriatla ölçün; bunun aksine yapılanlar, onun yolunda olmadığı için ne Allah’ı sevindirecek ne de insanlara bir yarar sağlayacaktır!

Hedefler, gayeler ve maksatlarda Bengazi’dekimücahidlerle birleşin. Onlar açık bir şekilde, batılıları, onlara özenenleri ve yönetime göz dikenleri reddettiklerini belirtmişler ve bunu “Bengazi direnişçileri şurası” açıklamasında beyan etmişlerdir. Onların yolunda yürüyün, uşakların, entrikacıların ve münafıkların yollarını reddedin. Savaşınızın,‘İslam şeriatı için olduğunu demokrasi için olmadığını’ ilan edin. Böylece herkes tek bir sancak altında toplanmış olacak, hak ehlinin gücü artacak ve batıl ehlinin gücü zayıflayacaktır.

İyi bilin ki, taşımış olduğumuz hakkı açıklamaktan utanmadan, hakkı beyan etmeden ve Allah için kınayıcının kınamasından korkmadan zafer kazanmamız ve sancağımızı yüceltmemiz mümkün değildir. Kuşkusuz zaferin yolundaki en büyük adım, hakkın ortaya konması, batılın tümünden uzaklaşılması, cahili olan tüm düzen ve akidelerin terk edilmesidir. Öyle ki, asla kendimiz içinonlarla yolun ortasında karşılaşmamıza razı olmamalıyız.

Batılı yamamadan ve alternatifi bulunmadığı deliliyle onunla birlikte yaşamanın yollarını aramamalıyız. Demokrasi ve laiklik gibi cahili nizamlar her ne kadar İslam süsü ile süslense veya bu türden şiarlar kullansa da, onlara girilmesi, onlardan razı olunması ve onların savunulması caiz değildir. Bilakis bunlar karşısında vacip olan, peygamberlerin yoludur; onlardan uzaklaşılması, ayrışılması, terk edilmesi ve kendi tevhidimiz ve dinimiz üzerine kalınmasıdır.

Demokrasi ashabına, batılı akide ve nizamlara şöyle demeliyiz; sizin dininiz size bizim dinimiz bize, sizin yolunuz size bizim yolumuz bizedir. Onlarla birlikte hareket etmeyip onların yollarında yürümemeliyiz, bilakis eğilmeden Allah’ın yolunda yürümeli, dinin ne azından ne de çoğundan asla ödün vermemeliyiz. İşte tam bir beraat, tam bir ayrışma ve apaçık karar budur. “Sizin dininiz size bizim dinimiz bizedir.” (Kafirun: 5-6)

Bu gün bizler zulüm ve küfür güçlerine, bâtılı müdafaa edip zulüm ve azgınlık yayan bu güçlere karşı savaşırken, bu türden açıklamalara ve net beyanlara ne kadar çok ihtiyaç duymaktayız. Buradan, bunun bizim dinimiz ve tevhidimiz olduğunu, bunun Allah’ın, nebilerinin ve tabilerinin yolları olduğunu söylüyoruz.

Bu ayrışma olmadan, kargaşa ve karanlık kalmaya devam edecek, ikiyüzlülük devam edecek, örtme ve yamalamalar devam edecektir. Çabalar boşa gidecek, fedakârlıklar zayi olacak, meyveyi ise bizden başkaları devşirecektir. İslam’a davet ve İslam uğruna cihad, böyle zayıf ve çürük temeller üzerine kurulamaz, bunlar ancak kesinlik, açıklık, cesaret ve netlik üzerine kurulabilir.

Birinci davet yolu budur: “Sizin dininiz size bizim dinimiz bizedir.”

Dikkatli olun, süregelen bu savaşın bitmesinden sonra şu anda batının planlamış olduğu oyun, sizi mücahidlerle vurması ve -aşırılar ve istikrar istemeyenler oldukları- bahanesiyle onlara karşı savaşta sizleri kullanmalarıdır. Dikkatli olun dikkatli, batıyla nasıl yüzleşeceğinizi bilebilmeniz için önce batının adımlarını öğrenmelisiniz.

Allah’ım beldelerimize aziz olan herkesin izzetleneceği olgunluk ver. Allah’ım, bize hakkı hak olarak göster ve bizi ona tabi olma



  • Google'a kaydet
  • digg'e kaydet
  • delicious'a kaydet
  • FriendFeed'de paylaş
  •   
  • facebook'ta paylas
  • Yazdır
  • Mail Gönder