Türkçe | English | Günün Haberleri | 7 Gün Haberler | Sitene Ekle | XML Sitemap | Künye | |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

Son Dakika

13:03, 04 Nisan 2013 Perşembe
Azerbaycan'da yükselen tekfircilik tehlikesi

Azerbaycan'da yükselen tekfircilik tehlikesi

Azerbaycan'da Selefi düşüncenin tekfircilikle beraber anılmaya başlaması İslamcı camia içinde endişelere neden oluyor. Konu hakkında devam eden tartışmalara ışık tutan bir makaleyi ilginize sunuyoruz.




Azerbaycan İslami Araştırmalar Enstitüsü

Değerli Müslüman kardeşlerimiz bu yazıda yaşamadığımız ve tecrübe etmediğimiz hiç bir şey yazmayacağız. Aynı zamanda sizi delil bombardımanına tutup da kafanızı karıştırmayacağız zaten bu konuda söylenen yazılan çizilen deliller her yerde mevcuttur.

Bu yazı sadece 10 sene biriken bir tecrübenin analizidir. Sadece yasadığımız acı tecrübelerden sonra siz değerli kardeşlerimizle beraber bir muhasebe yapmak için kaleme alınmış bir iç yanıştır. Acaba önceleri nerelerde hata yaptık? Şu an nerde hata yapıyoruz? Ya da ne zaman kadar hata yapmaya davam edeceğiz? Tüm bu sorulara cevap vermek için kalemimizi yüreğimizden dökülen kanlarla yıkayıp elimize aldık ki kalbimizin esintilerini kulağımızdan ırak eylemeyelim.

Bugüne kadar biz ne yaptık, hangi derde deva olduk? Müslümanları cayır cayır yakan hangi acıyı bir nebze olsun söndürmeye çalıştık, onların dertlerine derman, kanayan yaralarına pansuman, hastalıklarına ne kadar şifa olduk?

Yeryüzündeki Müslümanlar, muvahhidler, müttakiler bizim hakkımızda ne düşünüyor? Azeriler deyince ümmetin aklına ne geliyor? Bizi bizim olmadığımız yerlerde nasıl zikrediyorlar? Neden çeyrek asırdır diktatörlükle yönetiliyoruz, neden bir aile bütün yer altı ve yer üstü kaynaklarımızı sömürüyor, neden kendileri sadece küçücük bir topluluk olmalarına rağmen büyük toplulukları peşlerinden sürükleyebiliyorlar?

Dünyanın en zengin ülkeleri olan Kuveyt ve Katar kadar petrol rezervlerimiz varken halkımız dünyanın en fakir ülkeleri gibi yaşamakta. Bir aile ( Aliyev ailesi) bu kadar güçlü olabilir mi?

Yoksa biz mi bu kadar zayıfız? Hani şair diyor ya: Onlar çok yüksekte değillerdi sadece biz çok aşağılardaydık.

Peki, Allah Kuran’da söz vermiyor mu ben Müslümanları yeryüzünün varisleri (yöneticileri) yapacağım diye?[nur,55]

Hâşâ Allah’ın vaadinde bir problem mi var? Hayır, asla böyle bir durum yok o zaman bizlerde bir sıkıntı var demektir. En iyi, en sağlam akideli; tevhidi, tağutu ve tekfir gibi büyük meseleleri en ince ayrıntısına kadar bilen Azeri Müslümanları ve sumgayıt Müslümanları neden dünyanın varisleri değillerdir? En azından neden kendi ülkelerinde bile bir otoriteleri yoktur?

Boyunlarında muska taktıkları için tekfir ettiğimiz Afganistanlı mazlum kardeşlerimiz dünyanın en süper(!) 40 ülkesini dize getirmişken. Tevhidi bilmemekle, tağutu bilmemekle suçlayıp genelini(umumen) tekfir ettiğimiz Arap halkları dünyanın en azılı tağutlarına ve diktatörlerine ölümüne direnirken, İbrahimi aşkla baltalarını kaldırıp şerefli ve onurlu bir mücadele verirken biz nerdeyiz temiz ve saf akideli kardeşler? Topraklarımızın %20’si 10 senedir işgal altında inim inim inlerken, Ermenistan’ın ve başımızdaki diktatörlerin hapishanelerinde mazlum halkımız bizden yardım beklerken, halk kendi aralarında gizlice ‘’bizi kurtarsa ancak bu sakallılar kurtaracak’’ umuduyla yaşarken, şerefimiz ve haysiyetimiz Ermeniler tarafından 10 senedir gasp edilmişken gerçekten somut olarak bizler neler yaptık; Birkaç silah çalıp inşaattan topladığımız birkaç gariban ve temiz niyetli Müslüman’la 50’yi geçmeyen bir sayıyla Karabağcılık oynadığımız komedi filmlerini aratmayan oyunların dışında? Ya, iyi kötü, eksiğiyle fazlasıyla İslam’ın anlatıldığı Ebubekir Mescidinde namaz kılmaya gelen gariban Müslümanların önüne el bombası atıp mescidi yok etmek de neydi?

Bizim istediğimiz gibi din anlatmayan kardeşlerimizi münafık diye adlandırmıştık. Kadılarımızı ve büyük ulemamızı yargılayıp onlara sopa vurulması ve saçlarının sıfıra kesilmesi hükmünü de çıkartmıştık büyük bir marifetle.

İslam’ın en çok yayıldığı Kafkas ülkelerinden biri olan Azerbaycan’da, maalesef son 10 yıldır çeşitli fitneler, ihtilaflar ve Müslümanlar arasında parçalanmalar sebep veren yanlışlıklar baş göstermektedir. Kâfirlerin, Budistlerin ve Siyonistlerin Müslümanlara topyekûn saldırdığı bir dönemde, ümmetin hiçbir zaman olmadığı kadar vahdete ve beraberliğe ihtiyacı olduğu bu asırda ne acı ve üzücüdür ki bizim ülkemiz olan Azerbaycan’da tekfir hastalığı Müslümanların arasına büyük bir fitne salmış, ayrılıklara ve bölünmelere sebep olmuştur. Ne acı ve üzücüdür ki bu tekfir fitnesine düşen genç Müslümanlar, bugün emperyalistlerin Müslümanlar üzerinde oynadıkları oyunlardan yeterince haberdar olmamakta, Siyonistlerin arzuladığı kardeşi kardeşe öldürtme planlarını ve projelerini yeterince tahlil edememektedir.

Ne kadar elem vericidir ki okumadan, araştırmadan, incelemeden ve en önemlisi de muvahhit alimlerden yoksun olmaktan dolayı, aynı zamanda selefiliği ve temiz akideyi 2-3 tane Alim’e ve onların görüşlerine bağlayıp günün meselelerinden, problemlerinden ve mücadelesinden habersiz Suud’da tahsil alıp gelen eksik selefilerin(tabi biz onları tekfir etmiyoruz sadece günün meselelerine duyarsızlıklarından dolayı kınıyoruz)tahrikleri de bu gençlerin aşırıya kaçmasında büyük etken olmuştur. Buna örnek olarak Kafkasya’nın en büyük tağutuna cenaze namazı kılınması ve ona hayır duaların yapılması, beğensek de beğenmesek de bugün direnişin önderlerine hakaret edilmesi vs. Bizim toplumun bir kısım gençleri dinledikleri birkaç CD dersi ve okudukları birkaç kitapla maalesef bu tekfir fitnesine düşmüşlerdir. Ne acıdır ki doğru dürüst kuran okumasını bilmeyen, Arapça bilmeyen, en temel İslam ilminden, usulünden ve fıkhından habersiz olan genç ve dinde yeni Müslümanlar; âlimlerin bile konuşup tartışmaya girmekten sakındığı büyük meseleleri konuşmaktadırlar. Hâlbuki bu gençlerin de sevdiği takip ettiği geçmiş ve günümüz muvahhit ve mücahit âlimleri tekfir konusunda her zaman ümmeti sakındırmış itidalli olmaya çağırarak bunun büyük bir hastalık olduğunu bize defalarca söylemiş. Ve bunu da her platformda bize defaatle deklare etmişlerdir.

Özellikle bu konuyla ilgili bilmemiz, anlamamız ve uyanmamız lazım ki; bugün direniş düşmanları direnen gariban halkları Dünya Müslümanlarının ve halklarının gözünde ellerinde ki, büyük medya gücünü de kullanarakkötü, yobaz, gerici tekfirci ve Müslüman katilleri olarak göstermek için bu tekfir kozunu kullanmaktadırlar hatta Avrupa parlamentolarında, beyaz sarayda vs. verilen iftarlarda ve çeşitli konferanslarda demektedirler ki; ‘’bakın bunlar tekfircidirler, Müslümanların kanını helal gören kana susamış azgın insanlardır, yarın bunlar başa gelirlerse sizi de öldürecekler.’’ Aynı zamanda Hizbullah ve benzeri hizipçi ve ümmetçilik şuurundan uzak Şia gurupların liderleri ve sözde islami aydınlar da bugün direnen halkları tekfirci olarak tanımlamakta ve çamur atmaktadırlar. Ne yazık ki bizim bu tutumumuz da böyle fitnecilerin bu kirli ekmeğine yağ sürmekte bunlara hak kazandırmaktadır ve çevremizdeki insanlar da direniş beldelerini göremedikleri için bize bakıp direnen halkları da böyle tekfirci bilmektedirler ve bu dolaylı olarak bizden habersiz emperyalizminin planlarına hizmet etmektedir.

Değerli kardeşler biz vasat (orta) bir ümmetiz. Yeri geldiğinde kâfirlere bile merhamet gösteren bir Peygamberin ümmetiyiz(tabi bunu saf ve cahilce söylemiyorum)

Biz asla İslam ümmetine karşı öfkeli, radikal ve tekfirci tutum içerisinde olamayız, bizim görevimiz eksik gördüğümüz yerlerde kardeşlerimizi güzel bir usulle lisanla davet etmek onları kırmadan incitmeden haklarına girmeden anlatmaktır. Gerisi âlemlerin Rabbine kalmıştır.

Ayrıca biz fitneden, ihtilaflardan ve Allah’tan korkumuzdan dolayı tekfir etmediğimiz için âlemlerin rabbi bizi hesaba çekmeyecektir. Tam aksine biz Arakan’da diri diri yakılan, Patani’de en temel hak ve özgürlükleri elinden alınan yıllardır İsrail hapishanelerinde ve diğerlerinde yargısız infaz edilen tek hücrelerde senelerce bırakılan kardeşlerimizin haklarını savunmadığımız için Siyonizm ve emperyalizme bir taş atmadığımız için Allah Resulü(s.a.v)’nün emanetlerine sahip çıkmadığımız için başımızdaki diktatörler gitmesi için akılcı rasyonel ve sebatkâr politikalar güdüp gece gündüz çalışmadığımız için kardeşlerimizle birleşmenin, bütünleşmenin yollarını aramadığımız için Allah bizi mutlaka hesaba çekecektir.

Değerli kardeşler tarihi incelersek göreceğiz ki tekfir cemaatlerin hiç biri başarılı olmamıştır. Allah Müslümanlara karşı bu sert tutumlarından dolayı kalplerinden merhameti, iman aşkını, sevgiyi ve acıma duygularını söküp aldığı gibi onlardan ilmi de almıştır.

Son alarak bu genç kardeşlerimize deriz ki: Geçmişin ve günümüzün muvahhit ve mücahid âlimlerinin konuyla ilgili kitaplarına, görüşlerine ve bildirilerine tekrar baksınlar. Büyük İslam âlimleri bile hatta sünnetin anası sayılan Süfyan es-sevri ve Ebu Hanife gibi değerli âlimler zaman içinde yaptıkları içtihatlardan dönmüş hak onlara ulaştığında tövbe etmiştiler. Lütfen siz de bu hatalarınızda ısrar etmeyin ümmete ve kendinize daha fazla zarar vermeyin.



  • Google'a kaydet
  • digg'e kaydet
  • delicious'a kaydet
  • FriendFeed'de paylaş
  •   
  • facebook'ta paylas
  • Yazdır
  • Mail Gönder




En Çok Okunanlar