- 'Baba Bush' hayatını kaybetti
ABD'nin eski başkanlarından "Baba Bush" olarak bilinen George H.W. Bush'un 94 yaşında hayatını kaybettiği bildirildi.
Özer'in bugün Diriliş Postası Gazetesi'ndeki yazısı:
APO'YU DA SERBEST BIRAKIN BARİ..
Sekiz adet ağacın kesilmesini protesto için başladığı ifade ediliyordu. Hava karadığında tencere tava ne varsa camlardan çıkartılıyor, büyük bir hınçla vuruluyor, çıkan gürültüyle adeta öfke histerisine tutulmuşlar kendinden geçiyordu. Nefretle baktıkları gözleri, milletin vesayet rejimlerinden birer birer sabırla geri aldığı tüm hakları iptal edeceklerini söylüyordu.
Mütareke medyasının 24 saat yayınladığı eylemleri yerinde görmek için Sıraselviler'den Taksim Meydanı'na doğru bir arkadaş ile birlikte yürüdük. Yolun başı, ters çevrilip yakılmış bir belediye otobüsü ve ambulansın enkazıyla kapatılmıştı. Yüzleri maskeli gençler sağa sola koşturuyor; gözüne kestirdiklerine kimlik soruyorlardı. Meydanın girişinde, sabaha kadar içtikleri için kaldırıma boylu boyunca uzanmış gençlerin elinde hala bira şişeleri duruyordu. Yanlarına gelen bir başka sarhoş elindeki bira şişesini yerde yatanların üzerine doğru fırlattı. Şişe tam önümüze düşüp parçalandı. Necaset üzerimize daha meydana adım attığımız anda bulaşmıştı.
Biraz ileride küçük çadırlar, üzerlerinde daha önce adını dahi duymadığım sol terör örgütlerinin flamaları. Tam ortada ise daha büyükçe bir çadır. Üzerinde teröristbaşı Apo'nun fotoğrafı basılı bez dalgalanıyor. Çadıra girip çıkan teröristler yüzlerini kapama ihtiyacı hissetmiyorlar. Az ötede DHKP-C'nin, birkaç metre ötede ise MLKP'nin çadırları. İstiklal'in girişinde elinde Atatürk posteri taşıyan genç, PKK paçavrası taşıyan bir başka gençle kol kola. Bir panayır mı burası? Terör örgütleri uluslararası fuar açsa, bu kadar melaneti birada görür müydük? Taksim, mütareke İstanbul'una dönmüştü. İşgal altındaydı.
Şimdi ana muhalefetin savunduğu Gezi denen çirkef ittifakı buydu işte. Bu yazdıklarım birkaç asır önce yaşanmadı. Hepimizin gözleri önünde yaşandı her şey. Ülkemizin tamamına yayılan bu işgal ve terör harekâtı, şayet Cumhurbaşkanımızın kararlı duruşu olmasaydı, hedefine ulaşacaktı. Onun kararlılığı. Çünkü, o gün iktidarın içinde bulunan bazı zevat bu çapulcu sürüsünün hissiyatını anladıklarını ifade ediyordu.
O gün de, aptallık ile ihanet arasında seyreden tuhaf bir iyi niyet havada kol geziyordu; bugün gezdiği gibi. Bu dehşetli senaryonun kurgulayıcılarından olduğu söylenen bir para babası yargılanıyor. Kim yetişiyor imdadına?
"Mesele iki ağaç değil, sen hala anlamadın mı?" diyen adam gayet güzel anlatmıştı oysaki. Kavala ve akademisyen bozuntularının avukatlığına soyunan bizim mahalledeki bazıları (o nasıl bir mahalleyse artık) delil arıyorlar, tutukluluğa itiraz ediyorlar, siyasetin yargıyı etkilediğini söylüyorlar. Demirtaş için AİHM kararını verdi. Onu ne zaman savunacaksınız?
Öyle ya, gencecik bedenleri taşlarla ezen, çukurlarda Mehmetçiği, polisi vahşice katleden Demirtaş mıydı? Adamın eline silah aldığını gördünüz mü hiç? Hadi silah aldı, vurduğunu gördünüz mü? Hadi vurdu, sor bakalım niye vurdu?
Sahi Apo hâlâ niye içeride?
Yakında, "Hiçbir şiddet eylemine bizzat katılmamış, çok sayıda kitap yazmış bir entelektüeli, Kürt halkının önderini neden tecrit ediyorsunuz" diye sorarlarsa hiç şaşırmayacağım.
Kendi küçük dünyalarına, dergilerine, köşe başlarını tuttukları gazetelerine, dünyayı oradan ibaret sandıkları derneklerine, yüzde 1 bile millette karşılığı olmayan partilerine en küçük bir laf edin bakalım; dünyayı size nasıl dar ediyorlar. Lakin söz konusu vatansa, milletin selameti ise, devletin bekasıysa... O zaman iş başka.
Kusura bakmayın ya da neye bakarsanız bakın. Bizim buradan başka gidecek bir vatanımız, istikbalini düşünecek başka bir devletimiz yok.