Günün Haberleri | 7 Gün Haberler | Sitene Ekle | XML Sitemap | Künye | |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

Son Dakika

11:18, 06 Ekim 2014 Pazartesi

Arınç: Bu zavallıyı kınıyorum

Başbakan Yardımcısı Arınç, sanatçı Sam'ın açıklamasına ilişkin, "Bir cellatlar grubunun yaptığı işle kurban kesmeyi yan yana getiren bu zavallıyı kınıyorum" dedi.




Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, AK Parti İl Başkanlığınca Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen bayramlaşma töreninde yaptığı konuşmada, Kurban Bayramlarının, paylaşma, sevgi, dostları ziyaret ve güzel dualarla temennilerde bulunulan zaman dilimleri olduğunu söyledi.

Bu vakitlerin güzel değerlendirilmesini dileyen Arınç, "Rabbim inşallah bir sene sonrasına hep beraber bayramlara kavuşmayı huzurla nasip etsin" ifadesini kullandı.

AK Parti'nin 2001 yılında kurulduğunu, arkadaşlarının da kendisini grup başkanı seçtiğini hatırlatan Arınç, şöyle devam etti:

"Bir sene grup başkanlığı yaptım. Grup toplantılarında da konuşmayı ben yapıyordum. Benim o konuşmalarımı sonra iki kitap haline getirdiler. Hiç unutmuyorum, son grup toplantısında, seçime gidiyoruz, gönlümden bir ses geldi. Gönlümden gelen her şeyi söylüyorum, yarısında güzel şeyler oluyor, yarısında da başıma çok işler geliyor ama o gün şunu söylemiştim; 'Arkadaşlar, seçime gidiyoruz. Sayımız 51. İnşallah dönerken 351'lerle döneceğiz.' Allah'a hamdolsun, 51 ile girdik, 365 ile geldik. Duanın kabul saati. Dualarda bulunun inşallah, güzel insanların dualarına iştirak edin. Ona 'amin' derseniz, o güzel insanın hatırına sizin duanız da kabul olur."

"Böyle sanatçı olmaz"

Arınç, Leman Sam'ın, bir sosyal paylaşım sitesindeki hesabına yazdığı "Benim için IŞİD ile bıçağını masum bir hayvanın boğazına dayayan aynı duygudadır" sözüne tepki gösterdi.

Zor bir dönemden geçildiğini vurgulayan Arınç, "Şimdi buraya gelirken 'Geçen Ramazan Bayramı'nda söylediklerim birilerini hoplatmıştı havaya kadar. Yine öyle birhoplatıversem mi?' dedim. 'Yok, bu sefer gerekmez' diye karar vermiştim ama internette bir şey okudum, kanım dondu" diye konuştu.

Okuduğu metnin, Sam'ın sözüyle ilgili olduğu bilgisini veren Arınç, şunları kaydetti:

"Ses sanatçısıymış, sanatkarmış. Haşa ben ona şarkıcı diyeyim. Böyle sanatçı olmaz. Bir kadın, bir şarkıcı, onlar öyle diyorsa ses sanatçısı olsun. Demiş ki 'Kurban kesen adamla IŞİD'çinin farkı yoktur.' Ne diyorsanız içinizden deyin. Değerli arkadaşlar, şimdi hanımefendilerden özür diliyorum. Bu sözün sahibi bir kadın olduğu için ifade ediyorum. Şüphesiz şaşkın bir erkek de olabilirdi. Yani siz kurbanlarınızı kestiniz veya kestirdiniz. Bu bir ibadet. Vacip olan bir ibadeti yapıyoruz. Müslümanlık ne zaman var, o zamandan beri kurban ibadeti var. Bir Müslüman, elbette kurbanın ne anlama geldiğini, Hazreti İsmail'in kıssasını ve diğer her şeyi bilir. İnsan bile sayılmayan, kaldı ki Müslüman olduğunu konuşmayacağız bir cellatlar grubunun yaptığı işle bir kurban kesmeyi yan yana getiren bu zavallıyı kınıyorum. Yazık. İşte bu, Türkiye'de bazılarında edebin, hayanın, iffetin, inancın ne kadar yozlaştığını ve bazıları için ne kadar kötü bir şey olduğunu gösteriyor. Onun için Bursalılar, kurbanın ne olduğunu, ne anlama geldiğini, bir kez daha eşimizle, çocuklarımızla, geçmişimizle, geleceğimizle, dostlarımızla paylaşalım ki bu sözü söyleyenler sadece birkaç kişi kalsın ama milyonlarca insan kurban ibadetinin Allah'a yaklaşmak olduğunu bir kez daha görsün."

"Kendimiz neyiz, ona bakacağız"

Sam'ın bu sözüne üzüldüğünü dile getiren Arınç, kurbanın yaklaşmak anlamına geldiğini aktardı. Arınç, şöyle konuştu:

"Gelişen, kalkınan Türkiye'de, dünyaya parmak ısırtan Türkiye'de, bütün ekonomik göstergelerin, toplumsal göstergelerin Avrupa'nın kat kat önünde olduğu bir Türkiye'de birisi inancımıza hakaret etmek için nasıl bir söz söyleyebilir? Hangi cesaretle? Hangi aymazlıkla? Edepten yoksun olmanın derecesi yok. Başbakanımız da geçenlerde birileri için bu lafı kullandı. Bir milletvekili kadın, askere taş atarken görüntülenmişti. Olacak bunlar. Yevm-i beterdeyiz. Kendimiz neyiz, ona bakacağız. Kendi yolumuza daha dik adımlarla daha gür seslerle çıkacağız. Böyle şaşkınlar elbette her toplumda vardır. Onları elbette kötülemek, gözden çıkarmak noktasında değiliz ama hangi düşünceyle bunu inançlı bir topluma karşı birisi söyleyebiliyor? Bundan dolayı da utanıyorum ve herkesten özür diliyorum. Onun özür dilemeye niyeti yok. Biz onun adına, Allah'a çok şükür bu ibadeti layıkıyla yerine getiren herkesten özür dileyeceğiz."

Arınç, ahir zaman olunca günlerin çok çabuk geçtiğini, saatlerin dakikalara, ayların günlere indiğini ifade ederek, şu an da öyle bir durumda bulunulduğunu belirtti.

Kimsenin, zamanın nasıl geçtiğinin farkında olmadığını anlatan Arınç, "Geçen Ramazan Bayramı'nda neler oldu diye düşündüm. Günlüğüme baktım. Neler olmamış ki... 100 yılda olacak işleri iki ayda yapmışız yahu. 28 Temmuz'da yine burada sizlerle bir Ramazan Bayramı tebrikleşmesi, konuşması yapmıştım. İki ay 10 günde baş döndüren bir hızla Türkiye neler yaşamış, Allah'a hamdolsun" değerlendirmesinde bulundu.

Arınç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, görevini 11'inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den devraldığı törenin herkesin gözlerini yaşarttığını söyledi.

Gül'ün görevine başlamasını hatırlatan Arınç, "2007 yılında, Ahmet Necdet Sezer, tası tarağı toplayıp, kapıyı ışığı kapatıp çekip gitmişti. Bırakın gelen Cumhurbaşkanı'nı karşılamayı, kapıları bile açık bırakmamıştı" ifadesini kullandı.

Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından iki kardeşin kucaklaştığını, parti içinde de süratle yeni Genel Başkan ve Başbakan'ın belli olduğunu anlatan Arınç, şöyle devam etti:

"Bin 348 delegenin teklifi veriliyor, bin 348'den daha fazla oy çıkıyor. Aynı günlerde Kılıçdaroğlu'na bakın. 900 kişi imza veriyor, 700 kişi oy veriyor. 200 kişi buharlaşmış. Zorla imza attı, imzadan sonra kaçtı gitti. Çok şükür, bu güzellikleri Allah bize nasip etti. Onlar kendi dertlerine düştü, biz memleket sevdasındayız. O günden bugüne, çalışan, gayretli bir Başbakanımız ve hükümetimiz var. Şimdi kongrelere gidiyoruz ve 2015'in de ayak seslerini duyar gibiyiz."

Milletvekili seçimlerinin gelecek yıl yapılacağını anımsatan Arınç, iktidarı yine kazanacaklarına, başkasına vermeyeceklerine inançlarının tam olduğunu bildirdi.

"Bize hep surat asarlardı"

"Bu inançla, azimle olur. Bedir Savaşı ile Uhud Savaşı'nı mukayese edenler, zaferle mağlubiyetin sebebini de gösterir" diyen Arınç, kuvvetli bir inanç ve beraberliğin olması gerektiğini vurguladı.

Aynı zamanda güven ve sabrın da olması gerektiğine değinen Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Uhud'da bir tek sabır eksikti ve onun acısını çok çektik. Herkes yerinde durabilseydi, Peygamber'in sözüne sadık kalabilseydi, ganimet peşinde veya zafer çığlıkları arkasında olmasaydı... Hepsi şehidimizdir ama bize tarihçiler iki örneği veriyor. 4 unsur bir arada olacak. İçlerinden biri eksik olursa orada mağlubiyet olabilir. İnanacağız, güveneceğiz, birlik olacağız ve sabır göstereceğiz. Her şeyin çilesi evet acıdır, sabır da öyle acıdır ama meyvesi tatlıdır. Unutmayın, 2007'den 2014'e 7 sene geçti. 2002'deiktidara geldik. Bize hep surat asarlardı. Oturduğumuz yerlerde hep bize laf çakarlardı. Hep kaşımızı gözümüzü kaldırmamızı beklerlerdi. Bizi korkutmaya çalışırlardı, 'Bak geliyoruz ha' filan derlerdi. Hepsine sabrettik. Dik durduk, cesaretli olduk, Allah da bize izzet verdi. Sabreden, cesaret gösteren izzet bulur. Aynen AK Parti'nin izzetli oluşu gibi. Allah'a hamdolsun, bugün kimseye veremeyeceğimiz hesabımız yok. Geldiğimiz her noktaya sabrederek geldik. Attığımız her adımın, söylediğimiz her sözün, yaptığımız her işin hesabını alnımızın akıyla verdik."

"Allah o ülkeleri kan gölüne çeviren zalimlere fırsat vermesin"

Bülent Arınç, Türkiye'nin çevresinde kötü olaylar cereyan ettiğini, bunların yaşanmasını istemediklerini ve iktidara geldiklerinde, "Komşularımızla dost olmalıyız" dediklerini anlattı.

Bu süreçte komşu ülkelerle dostluk kurmayı başardıklarını ancak bunun başka çevrelerce bozulduğunu dile getiren Arınç, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Sebep biz değiliz. Kusur da bizde değil. Birileri işe karıştı. Suriye'deki olaylar çıkmadan 6 ay önce biz ne yapmıştık biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz, ben söyleyeyim. Irak, Suriye, Lübnan ve Ürdün, 4'lü bir protokol imzalamıştık. Artık birbirimizle serbest ticaret yapacağız ve Türkiye, ihracatıyla da yatırımıyla da kalkınmasıyla da bu ülkelere örnek olacak ve bir arada kalkınacağız. Bunu bozmak, aradaki ilişkilerin kötü olmasını, Ortadoğu'nun yine bir kan gölüne dönüşmesini isteyenler işi bozdu. Allah o bozanların hesabını görsün. Allah o ülkeleri kan gölüne çeviren zalimlere fırsat vermesin. Rabbim, insan celladı olmuş, birbirini Allahuekber diyerek boğazlama gafletine düşmüş bu zavallıları ya ıslah etsin, ıslahları mümkün değilse de 'Kahhar' ismiyle kahretsin. Başka ne diyelim."

Türkiye'ye 2 milyon insanın sığındığını bildiren Arınç, eskiden olsa ülkenin bu insanlardan 10'una bile bakamayacağını ifade etti. Bu 2 milyon kişiye neredeyse 3 milyar doların üzerinde masraf yapıldığını söyleyen Arınç, "Allah'ın izniyle gık bile demiyoruz. Paramız var, bütçemiz var, bereketimiz var, niyetimiz var. Mazlum ve mağdur, kim aman derse imdadına koşacak vicdanımız var, ahlakımız var" diye konuştu.

"Osmanlı'ya ihanetin cezasını çekiyoruz"

Kobani'nin (Ayn el Arap), terör örgütü IŞİD'in eline geçmek üzere olduğuna işaret eden Arınç, o bölgeyi çok iyi bildiğini, Ürdün, Bahreyn, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Suriye'ye pek çok kez gittiğini anlattı.

Oralardaki izlenimlerini aktaran Arınç, şöyle devam etti:

"O bölgedeki insanlar, özellikle yaşlıları, bilginleri, alimleri, eşraftan olan insanlar hep şunu söyler; 'Osmanlı'ya ihanetin cezasını çekiyoruz. Osmanlı varken huzur ve güvenlik içindeydik. Haremi Şerif'i, Hicaz bölgesini, Yemen'i, Şam'ı siz savundunuz ama içimizden bazı gafiller size ihanet etti. Sizi buradan kovdu, İngiliziyle, başka ülkesiyle... Sonra oturdular, pergelle sınırları çizdiler, yapmacık devletler çıktı ortaya ve şimdi birbirimizi boğazlıyoruz.' Her şeyin bir öncesi vardır. Hiçbir şey sebepsiz değildir. Bakınız bu Kobanibölgesinde Kürtler yaşıyor. Biz onlara 'kardeşlerimiz' diyoruz. İnancımız bir çünkü. Esed zamanında Kamışlı'da, Kobani'de, Haseke'de yaşayan Kürtlerin hiçbirine vatandaşlık verilmemişti. Nüfus cüzdanları bile yoktu. Türkiye'ye giriş çıkışları bile sorun oluyordu. Türkiye'nin ısrarıyla Esed, kısmen de olsa onlara vatandaşlık vermeye, onları insan olarak görmeye başladı ve Türkiye ile adeta sınırlar ortadan kalktı, akrabalar kucaklaştı."

"Şimdi IŞİD geldi, önlerinde kimse kalmadı"

Arınç, daha sonra durumun değiştiğini, Suriye'de halkın Esed rejimine karşı ayaklandığını anımsattı.

Rejim güçlerinin de insanları öldürmeye, bombalarla okul, ev ve camileri yakıp yıkmaya başladığını dile getiren Arınç, şöyle konuştu:

"Rojava'da yani Suriye'nin kuzeyinde yaşayan Kürt kardeşlerimizin başında bulunan bazı maceraperestler bir yanlış yaptı. Neydi o yanlış? Esed'e karşı mücadele eden muhaliflerin yanında değil, bizzat Esed'in yanında yer aldılar. Kendilerini insan olarak bile görmeyen ve her zaman Saddam gibi zulmetmiş bir insanın kendilerine imkan vermesini fırsat bildiler. Esed'in düşüncesi şuydu; 'Bunlara izin ve imkan verirsem, onlar da muhaliflerle mücadele eder, en azından onların safında olmaz ve Suriye'nin kuzeyiKürtlerle Türkiye sınırına komşu olur.' Hesabı doğruydu ama bu hesabın içinde biz, Kürtlerin yer almayacağını düşünüyorduk. Salih Müslim, Türkiye'ye davet edildi, kendisine şu söylendi, 'Bakın, Suriyeli muhaliflerle birlikte olun, Esed'in zulmüne ortak olmayın. Bu zalimlerin yarın ne yapacağı bilinemez. Size bu yakışır.' Tamam dediler ama gittiler, yine Esed'in birtakım taltiflerinden memnun oldular. Hatta ne yaptılar biliyor musunuz? 4 tane de orada kanton kurdular. Aman Allah'ım, kanton kuruyorlar. Yani şehirlerinden biri başşehir, bir tane meclisleri var, 6-7 tane de bakanları var. Haseke bunlardan biridir. Kobani, Cizire bunlardan biridir. Devlet olmaya yöneldiler. Arkalarında Esed vardı. Şimdi ne oluyor. Şimdi IŞİD geldi, önlerinde kimse kalmadı. Sadece şehrin içinde bin civarında silahlı güçleri vardı. 200 bin kişi Türkiye'ye geldi. Aman Allah'ım, sen bana yardım et."

"Bir kere 'Allah razı olsun' denmez mi"

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Suriye sınırındaki gelişmelere ilişkin, "Yaşlı kadınlar askerin sırtında. Küçücük çocuklara asker su içiriyor, mama veriyor. Yiyecek yer, yatak temin ediyoruz. Bir kere 'Allah razı olsun' denmez mi be adam? 'Allah bin kere razı olsun' diyeceğine taş atıyor. Hayatı taş atmakla geçmiş bunların, eşkıyalıkla geçmiş" dedi.

Arınç, Türkiye'nin, Kobani'den kaçanlara sınırlarını açıp onları kucakladığını söyledi.

Oradan gelenlerin, hayatlarının kurtulması için Türkiye'den aman dilediğini anlatan Arınç, "Şimdi misafir ediyoruz. Kurban olduğum Allah. Günler geçer ve böyle olaylarla eski ibretli günleri hatırlarız" ifadesini kullandı.

Esed'in, Kobani'deki halka yardım etmediğini dile getiren Arınç, bundan sonra da yardım etmeyeceğini belirtti. Arınç, şöyle devam etti:

"Peki, Kandil niye yardım etmiyor şu anda sana? Etmez. Kandil'de yüzlerce askerimizin katili olan, ismi de cismi de belli olan birisi ne diyor biliyor musunuz? 'Biz dağda savaşmasını biliriz, ovada savaşamayız' diyor. Beyefendinin savaşması için dağa çıkması lazım. Şu hale bakın, bu sefer dönüyorlar bize, 'Bize silah verin, bize koridor açın, ağır silahlarınızı gönderin, Kobani'deki Kürtlere yardım edin...' Ne kadar güzel. Biz 200 bin kişiyi aldık. Aldık da HDP'li milletvekili ne yaptı? Askerimizi taşladı. Bakanlarımızı yuhalıyorlar. Yahu Allah'tan korkun. Yaşlı kadınlar askerin sırtında. Küçücük çocuklara asker su içiriyor, mama veriyor. Yiyecek yer, yatak temin ediyoruz. Bir kere 'Allah razı olsun' denmez mi be adam? 'Allah bin kere razı olsun' diyeceğine taş atıyor. Hayatı taş atmakla geçmiş bunların, eşkıyalıkla geçmiş. Başka bildikleri bir şey yok."

"Kobani'de mücadele edenlere başarı dileriz"

Arınç, Suriye Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eşbaşkanı Salih Müslim'in dün akşam Finlandiya'dan Türkiye'ye geldiğini hatırlattı.

Kobani'de yaşananlara, hükümetin, bakanların ve hiç kimsenin "Oh olsun" demeyeceğini söyleyen Arınç, bölge halkıyla dayanışma içinde olduklarını bildirdi.

Oradaki Müslüman Kürtlerin zarar görmemesini, hayatlarından olmamasını candan temenni ettiklerine dikkati çeken Arınç, şunları kaydetti:

"Onlara yapılabilecek tüm insani yardımları yapacağız. Siyasi ve stratejik anlamda da inşallah elden gelen her şey yapılacak ama onlardan bir isteğimiz var. Şöyle bir geriye dönüp bakın bakalım. Kobani'de IŞİD karşıdan gelirken siz niye öbür kantona geçmediniz? Sizin bir de Cezire kantonunuz vardı. Niye Haseke'ye geçmediniz de Türkiye'ye döndünüz? Çünkü sizi korursa ancak Türkiye korur. Sadece Ortadoğu'nun değil, bütün dünya Kürtlerinin gözü Türkiye'dedir. Türkiye'nin her zaman inançlı, güvenli, adam satmayacağını, gün gelince sırtını dönmeyeceğini bütün dünya bilir. Böyle tarihi bir gerçekle karşı karşıyayız. Her şeyin bir yarını da var. İnşallah yarınlar güzel olacak. Kobani'de mücadele edenlere başarı dileriz. Bu zulüm, bu zalimler karşısında güçlü olmalarını dileriz. Çünkü biz dünyanın her yerinde zulme uğrayan insanlara, her zaman elini uzatmış kerim bir milletin çocuklarıyız."

"Hak katında biz doğruyuz, doğru bir iş yapıyoruz"

Dost, arkadaş ve akraba olan bu insanların göz göre göre zarara uğramasını hiçbir zaman istemeyeceklerini ifade eden Arınç, Türkiye'de yaşayan Kürtlerin de bu gerçeğe dikkat etmesini istedi. Arınç, şöyle konuştu:

"Nerede kantonlar, nerede silahlı güçler, nerede IŞİD'in karşısında duracak gücünüz ve kuvvetiniz? Peki bunları biliyordunuz da niye Türkiye'ye kafa tutuyordunuz? Niye Türkiye'nin karşısında, devlet olma iddiasıyla Esed'in yanında yer aldınız? Zalim hiçbir zaman doğru olmaz, emin olmaz, güvenilir olmaz. 2 milyona yakın insanın katili olan bir rejimle iş birliği yapmak inançlı insanlara yakışır mı? Biz yapmadık. Maddi olarak zararını görüyoruz ama olsun, Hak katında biz doğruyuz, doğru bir iş yapıyoruz ve bunun semeresini bugün görmesek bile yarın Allah'ın izniyle o bölgenin tüm insanları, 'En zor zamanımızda bütün dünyada bir tek Türkiye vardı karşımızda' diyecek, Türkiye'ye kucak açacak, Türkiye'ye göre siyaset yapacak, Türkiye'ye elini uzatacaklar. 'Bizim canımızı kurtaran onlardı. Zalime karşı bizim yanımızda olan onlardı' diyecekler. Kim bilir ne zaman ama bir gün mutlaka bunu göreceğiz. Bu gelişen olaylar, Türkiye için elbette sıkıntıdır ama bu sıkıntıları aşacağız. Kuvvetli bir hükümetimiz var. Parlamentoda güçlü bir grubumuz var. Bize güvenen 76 milyon insanımız var. Bugünler de geçecek. Elbet geçer, elbet bu karanlıklar da biter bir gün."

"Bu kadar küçülmeseler, bu kadar yalan söylemeseler, ne kadar güzel olacak"

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Kimse Yok Mu Derneğinin izinsiz yardım toplama hakkının iptaline ilişkin, "İki Mülkiye müfettişi, üç denetçi tarafından yapılan incelemelerde, mevzuata aykırı olarak çalıştığı tespit edilmiş. Mevzuata aykırılık derken, yurt dışına transfer edilen paralardan tutunuz, işte 3 bin diyeceğine 6 bin, 6 bin diyeceğine 2 bin diyen, teferruatına girmeyeyim çünkü arkası biraz kötü, birtakım şeyler tespit edilmiş" dedi.

Arınç, bir ulusal gazetede, kendisinin de ismi bulunan haber yayımlandığını bildirdi.

Haberi yayımlayanlara tepki gösteren Arınç, "Yüzde 90'ı elden dağıtılan, yüzde 10'u bayilerde satılan bir gazeteden bahsediyorum. Kimse Yok Mu Derneği kapatılmış ve ben de buna imza atmışım. Bana sorulmuş, 'Haberim yok' demişim. Kimse Yok Mu Derneği artık yardım toplayamayacakmış. Dolayısıyla bu zulmü yapan bu hükümetmiş ve bendenizmişim. Duydunuz mu böyle bir haber? İki tane televizyon kanalı, 24 saat bunu yayınlıyor. Bu televizyonlar hiç Allah'tan korkmuyor. Yalanı doğruyu konuşurken bile bu kadar konuşmamışlardı" diye konuştu.

Geçmişte bu kişilere yakın olduklarına değinen Arınç, durumun iddia edildiği gibi olmadığını anlattı. Arınç, şöyle devam etti:

"Bu kadar küçülmeseler, bu kadar yalan söylemeseler, ne kadar güzel olacak. Meselenin aslı şu; 'Kimse Yok Mu Derneği kapatıldı mı?' diye, bu değil de bir önceki Bakanlar Kurulu toplantısından sonra bana sormuşlardı. Onu hatırlayanınız vardır. 'Hatırlamıyorum, böyle bir şeyi duymadım ancak pek çok dernek ve vakıf var. Bunlar bazen denetimler sonucu iyi işler yapmadığı ortaya çıkarsa kapatılabilir, yardım toplama hakkı elinden alınabilir ama Kimse Yok Mu diye özel olarak böyle bir şeyi hatırlamıyorum' demişim. Gazetelerde var, ne söylediğim. Bir hafta 10 gün sonra da böyle bir kararın olmadığı ortaya çıkmış, 22 Eylül tarihli bir Bakanlar Kurulunda, Kimse Yok Mu Derneğinin izinsiz yardım toplama hakkı elinden alınmış. Hemen gidiyorlar Kemal Kılıçdaroğlu'na, 'Bizim derneğimizi kapattı Bakanlar Kurulu, Bülent Arınç da yalan söyledi' diyorlar. Eh, adam Allah'tan istedi bir göz, Allah verdi iki göz. Kapandı mı, kapanmadı mı, nasıl kapandı, niye kapandı, hiç sormaya gerek yok. 'Yahu öyle mi, kapatılamaz böyle bir dernek. Bülent Arınç hemen istifa etsin.' Arkadan ne kadar CHP'li, birazcık da MHP'li milletvekili varsa onlara da mikrofon dayamışlar. Alacakları cevap belli çünkü bu grubun en gerçek dostları şimdi CHP'li milletvekilleri oldu. Her gün kavgalarından, her gün yalanlarından televizyonlarda rastladığınız bu insanlara, 'Kimse Yok Mu Derneğini kapattı bu hükümet, bunun sorumlusu da Bülent Arınç' diye şekva ediyorlar. Allah'tan korkun, biraz da utanın, varsa utanma duygunuz.''

"Allah'tan korkma duygusu varsa..."

Arınç, Kimse Yok Mu Derneğinin, bir sosyal yardımlaşma kuruluşu olduğunu anımsattı.

Derneğin faaliyetlerine daha önce katkı sağlayıp yardımcı olduklarını dile getiren Arınç, bazılarının para, kimilerinin kurban verdiğini, gıda yardımı yaptığını belirtti.

Resmi kayıtlara göre, derneğin 12 yıldır faaliyet gösterip şu anda 40 şubesi bulunduğunu kaydeden Arınç, şu değerlendirmelerde bulundu:

"O insanlarda, bu Kurban Bayramı'nın ikinci günü hatırına biraz Allah'tan korkma duygusu varsa belki yarın gazetelerindeki yazıları değiştirebilirler. 'Yahu Bursa'da mahcup olduk be, şöyle yapalım' derlerse belki birazcık vicdanları kalmış sayılabilir. 2006'da AK Parti hükümeti var. Bizden kamu yararına olmayı arzu etmişler, baş üstüne demişiz. Hani Başbakanımız diyor ya 'Ne istediniz de vermedik.' 2006'da 'Kamu yararına dernek yapın bizi' demişler. O zaman hükümette değilim, meclis başkanıyım. 2006'da Bakanlar Kurulu kararıyla kamu yararına çalışan dernek statüsünü vermişiz. Bir yıl sonra yine istekte bulunmuşlar, 'Yardım Toplama Kanunu var ama biz bunun istisnası olmak istiyoruz. İzinsiz yardım toplama hakkını da bize verir misiniz?' demişler. Evelallah siz bir isteyin, biz iki verelim. 2007'de izinsiz yardım toplama imkanını vermişiz. Verdikçe veriyor... 2008'de de o zaman meclis başkanlığından ayrılmışım, Meclis'te de kendilerine üstün hizmet ödülü veriliyor. Demek ki Bakanlar Kurulumuzun da Meclis'in de her istediklerini verdiği bir dernekle karşı karşıyayız. İzin almadan yardım toplayabilen Kimse Yok Mu Derneğinin bu hakkı, 22 Eylül tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla ortadan kaldırılıyor. Neden? Nedeni şu; tafsilatını arz etmeyeyim, kimseyi mahcup etmek istemem ama bu dernekte zaman zaman rutin olarak yani ayda bir, üç ayda bir, senede bir, zaman zaman da şikayet ve ihbar üzerine, iki Mülkiye müfettişi, üç denetçi tarafından yapılan incelemelerde, mevzuata aykırı olarak çalıştığı tespit edilmiş. Mevzuata aykırılık derken, yurt dışına transfer edilen paralardan tutunuz, işte 3 bin diyeceğine 6 bin, 6 bin diyeceğine 2 bin diyen, teferruatına girmeyeyim çünkü arkası biraz kötü, birtakım şeyler tespit edilmiş. İçişleri Bakanlığı da Bakanlar Kuruluna teklif etmiş, 'İzinsiz yardım toplama hakkı alınsın' şeklinde. 'Bildirimde bulunarak yardım toplayabilir' denilmiş.''

"Başka bir derdimiz yok mu"

Bülent Arınç, Bakanlar Kurulunun pek çok gündem maddesi bulunduğunu, haftada bir gün 6-7 saat süren görüşmeler sonucu kararlar alındığını belirtti.

Kurulun gündeminde iç ve dış politikalarla ilgili birçok konunun yer aldığına dikkati çeken Arınç, "Allah aşkına Kimse Yok Mu Derneğinden başka bir derdimiz yok mu bizim yahu. Senin tek derdin dernek, Bank Asya, dershane olabilir. Kızmıyorum ama bunların hepsini topla, 10 ile çarp, karekökünü al, benim o kadar derdim var. Bunları düşünürken, Kimse Yok Mu Derneğinin altına imza atarken, ne oldu, neden oluyor, niçin oluyor diye 10 saat düşünecek halim mi var?" değerlendirmesinde bulundu.

Derneğin kapatılmadığını, faaliyetlerini sürdürdüğünü bildiren Arınç, halen kamu yararına çalışan dernek statüsünde olduğunu aktardı.

Mülki amirlere bildirimde bulunulmak suretiyle derneğin yardım toplayabileceğini anlatan Arınç, şunları kaydetti:

"Peki alınan ne? 'Ben yaptım oldu, hiçbir yere izin, haber vermeye gerek yok. Benim adım Kimse Yok Mu.' Hayır, işte buna engel oluyoruz. Derneksin, kamu yaranına çalışıyorsun, elbette yardım toplayabileceksin ve unutma, yardım toplamak isterken de iki satırlık bir dilekçe yazacaksın. Bursa'da, Manisa'da, Ankara'da veya İstanbul'da şu amaçla yardım topluyorum diyeceksin, herkes sana yine yardımını verecek. Unutma, sen yalnız değilsin, İlim Yayma Cemiyeti de var, o da yardım topluyor. Cansuyu, Rahmeteli, Şefkateli var, onlarca dernek ve vakıf var ki sizin gibi yardım topluyor ama onlar hakkında böyle bir karar yok. Kendinizi bir nimet gibi görmüş, her istediğinizi hükümete kabul ettirmişsiniz ama bir inceleme ve teftiş yapılmış. Sizin izinsiz yardım toplamayı istismar ettiğiniz anlaşılmış. Sadece bu hakkınızı alıyoruz.

Bakın bu yalanlarla, yanlışlarla kendinize yazık edersiniz, sizin doğal müttefikiniz CHP'liler falan değildir. Kemal Kılıçdaroğlu'ndan medet ummayı da bırakın. Siz gerçek dostlarınızın, bu memlekete samimiyetle gönül vermiş ve çalışan insanların yolunda gitmeye bakın. Uğradığınız haksızlıklar mutlaka olabilir, yoktur demiyorum. Bazen yaşın yanında kuru, kurunun yanında yaş da zarar görebilir ama unutmayın, bu karar çıktığı gün üç tane dava açtığınızı söylediniz. Üç tane az, 30 tane açın. Mahkemenin yolu açık ve unutmayın ki yargıda bizden daha çok sizi seven dostlarınız da var. Hangi davayı açarsanız, karar hemen hazır. Siz yeter ki haber verin. 'Ben dilekçeyi getiriyorum, sen kararı hazırla' deyin. Öyleleri de var. Arzu ederseniz, mahkemenin numarasıyla üyelerinin ismiyle beraber de söylerim ama bu bayram gününde bu kadarı da fazla oldu be. Allah yardımcımız olsun. Allah kolaylık versin. Bağımsız yargıya gidilsin, kararlar alınsın. Orada bu teftiş dosyaları açılır, yanlışsa tekrar bu izinsiz yardım toplama faaliyetine başlarlar, doğruysa benim söylediklerime biraz daha kulak versinler."



  • Google'a kaydet
  • digg'e kaydet
  • delicious'a kaydet
  • FriendFeed'de paylaş
  •   
  • facebook'ta paylas
  • Yazdır
  • Mail Gönder


 
Bir devenin üzerine kamera yerleştirerek Abu Dabi çölüne gönderen Google, panoramik görüntüler kaydederek kullanıcılara özel kareler sunmayı amaçladı.


En Çok Okunanlar