Detay Haber - 15:14, 09 Mart 2015 Pazartesi
Kürt sorununa İslami çözüm
Kürt sorununa İslami çözüm
Kürt Meselesine İslami Çözüm Çalıştayı Diyarbakır da düzenlenen iki günlük çalışmalar ve paneller sonrası üç dilde yayımlanan sonuç bildirgesi ile son buldu.


Kürt Meselesine İslami Çözüm çalıştayının ikinci gününün ilk sunumunu yapan Gazeteci Yazar Mehmet Göktaş, yıllardır bu halkın mağdur edildiğini belirterek, bu mağduriyetlerinin bitmesinin bir tek yolunun Müslümanların birlikteliği olduğunun altını çizdi.

Kürt Meselesine İslami Çözüm çalıştayının ikinci günü oturumu, bu gün saat 10.00da başladı. Programa konuk olarak katılan TRT Kurdi Genel Koordinatörü Mustafa Ekici, Kıbrıs Diyanet işleri Başkanı Prof. Dr. Talip Atalay ve Gazeteci yazar Ergün Yıldırım birer selamlama konuşması yaparak panel öncesi duygu ve düşüncelerini dile getirdiler.

İhvan Der başkanı Hüseyin Solmuş'un moderatörlüğünde başlayan panele konuşmacı olarak katılan Doğruhaber Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Göktaş yaptığı sunumunda, Kürdistan coğrafyasının bu güne kadar İslam adına ortaya en değerli eserleri ortaya koyan en kadim bölgelerden biri olduğunu ifade etti.

“100 yıla yakın bir süredir durmadan mağdur ediliyor bu halk”

Bu ibareyi konuşmasının ve kullanmasının çok önemli bir sebebi olduğunu belirten Göktaş hoca sözlerine şöyle devam etti.

“Bunu şunu için söylüyorum. Bu Hizbullah nerden çıktı diyenlere aslında bu dediklerim bir cevaptır. Kemalizm bu toplumun üzerinden silindir gibi geçti. Bu toplum darbeler gördü. 100 yıla yakın bir süredir durmadan mağdur ediliyor bu halk. Eğer böyle bir coğrafyada, bu Müslüman halk ve bu kadar ilmi bir birikimi olan kardeşlerimiz zulme karşı, İslam adına eğer bir örgüt bile çıkaramamışsa aslında o zaman bu kardeşlerimizin kınanması gerekmez miydi? Bu topraklarda eğer ‘nereden çıktı?' denilecekse, asıl bu sorunun PKK için kullanılması gerekmez mi?”

“Kemalizm'in yegâne ürünü bu ülkede PKK'dir”

Bu coğrafyada asıl problemin Kemalizm ile beraber başladığını ve bu ülkenin yegane sorunu Türk milliyetçiliği olduğunu söyleyen Göktaş, bu ülkede sadece bir ırkçılığın yaşandığını ve bu sorunun da Türk ırkçılığı olduğunu söyledi.

Göktaş Hoca, “Kemalizm'in yegâne ürünü bu ülkede PKK'dir. Bu ülkede Kemalizm ve PKK'nin bu halka maliyeti ise 50 bin ölü ve 500 milyar dolar zarardır.” İfadelerini kullandı.

“Bu halka darbe vuruldu”

Kemalizm mağdurlarının bu ülkede sadece Kürtler olmadığını, Türklerinde bu konuda çok büyük bir ızdıraba maruz kaldığını belirten Göktaş Hoca, gösterilen bu tepkilerden dolayı birçok mazlum Türkü'nde idam edildiğinin unutulmaması gerektiğini söyledi.

Göktaş Hoca, “Kemalizm'in bu topraklarda bu güne kadar bu halka yapılan en büyük zulüm çocuklarımıza okutulan öğrenci andı idi. Hükümete sesleniyorum. Bu insanlar mağdur edildiler. Bu halka darbe vuruldu. Bu halkın bu sorunları halen devam ediyor. Bunları görmek ve oluşan ızdırabı tedavi etmelisin. Bu ırkçılık anayasadan da silinsin. Hükümete rica ediyorum.” çağrısında bulundu.

“Masada bir tarafta PKK bir tarafta Hizbullah olacak”

Bir çağrısının da Müslüman kardeşlerine olduğunu belirten Göktaş Hoca, “Kardeşlerimizden istirham ediyorum” diyerek tüm İslami camialara bir çağrıda bulundu.

Türkiye de 2000'li yıllarda Hizbullah camiasına büyük bir zulüm yapıldığını ve çok kısa bir sürede bu topraklarda 25 bin insanın İslami kimliklerinden dolayı gözaltına alınarak çok ağır işkencelerden geçirildiğini belirten Göktaş hoca sözlerini şöyle bitirdi.

“Ancak bunu ajite etmek için söylemiyorum. Sevinin ki bu günde İslam için bedel ödeyen böyle ağabeylerimiz kardeşlerimiz var. Bir isteğimiz var. ‘Bu camia çok büyük de gelin buraya girin' demiyorum. Şunu diyorum. Müslüman kardeşlerimize eğer bir saldırı olursa ‘yanınızdayız' deyin. Acaba çok mu bir şey istiyoruz? Eğer bizim yanımızda olur ve ağabeyimiz olarak bir duruş sergilerseniz, o zaman masada bir tarafta PKK bir tarafta Hizbullah olacak ve onlara sizden farklı düşünen kişilere karşı saygı duyacak ve buraya imza atacaksınız deme gücü ortaya çıkacak. Ve inanın, sorun o gün bitmiş olacaktır.”

Son olarak PKK'ye seslenen Göktaş hoca sözlerini şöyle bitirdi:

“Yıllardır Kürt halkının Kemalizm'den yediği tokatlar yetmiyor mu ki, sizler bu gün Kemalizm'in kötü bir kopyası oluyorsunuz da bu mazlum halka yine bu ızdırabı çektiriyorusunuz?”

Çalıştayın panelinde konuşan Hukukçu Emin Güneş, bütün sorunların çözümünün sadece İslam dininde olduğuna dikkat çekti.

Kürt meselesinin çözümünde temel alınması gereken etkenin Kur'an-ı Kerim olabileceğini belirten Güneş, şunları söyledi:

“Bugün bizi kandırıyorlar. ‘Kürtlerin Kürtlere yaptığını gavur bile yapmaz' diyorlar. Müslüman Müslüman'a zulmetmez, birbirinin hakkını gasp etmez. Vallahi Müslümanların hakkını gasp eden Müslüman değildir. Öcalan, ‘Şeyh Said, fiziksel olarak babamız olabilir. Ama bizim fikir babamız değildir. Fikirlerimiz aynı değildir' diyor. Bu nedenle aramızdaki fiziki durumlar bizi aldatmasın. Bizim aramızdaki mücadele hak ve batıl mücadelesidir. Buna kardeş kavgası derseniz, Bedir Savaşı'na da kardeş kavgası demek zorundasınız. Çünkü orada aynı aileden kişiler birbirleriyle savaşıyordu.”

Güneş, Müslümanların, ahlaki noktada çöküş yaşayan Avrupa'yı örnek almaması gerektiğini kaydederek, “Cenab-ı Hak, her hak sahibine hakkını vermiştir. Kur'an-ı Kerim ve sünnette herkesin hakları ayrıntılı bir şekilde var. Kuran'ın dayattığı bir renk ya da başkent yok. Avrupa'ya giden bir arkadaşım, Avrupa'da evliliğin bittiğini, eş cinselliğin normalleştirilmeye çalışıldığını söyledi. Bu nedenle Avrupa tarzı örnek alınmamalıdır.” dedi.

'Devlet bölgedeki İslami STK'larla diyalog halinde olmadı'

Diyarbakır'da düzenlenen 'Kürt Meselesine İslami Çözüm Çalıştayına konuşmacı olarak katılan Siyer Araştırmaları Vakfı Başkanı Muhammed Emin Yıldırım, 'Devlet, süreçle ilgili meseleye duyarlı yaklaşmalı ve bölgedeki İslami sivil toplum kuruluşlarıyla diyalog yapmalıdır.' dedi.

Diyarbakır'da birçok İslami sivil toplum kuruluşunun (STK) desteğiyle yapılan ‘Kürt Meselesine İslami Çözüm Çalıştayı', yoğun katılımla gerçekleşti.

İki gün boyunca devam eden çalıştayın 2'nci oturumuna katılan Siyer Araştırmaları Vakfı Başkanı Muhammed Emin Yıldırım, ‘İslami Sorumluluğumuz ve Kürt Meselesi' başlıklı konuşma yaptı.

“Devlet, meseleye duyarlıymış gibi görünme yerine somut adım atmalı”

Hükümetin, Çözüm Süreci'nde samimi yaklaşım sergileyerek, İslami yapılarla diyalog içerisine girmesi gerektiğini belirten Yıldırım, “Herkes sorumluluğunu yerine getirmelidir. Devlet, meseleye duyarlıymış gibi görünme yerine somut adım atmalı. Bölgede var olan sivil toplum kuruluşları ve cemaatleriyle diyaloglar yapmalı. Bu konuda İslami yapılar olarak adım atmak durumundayız. Bölgenin insanları, batıdaki insanların da gündeminde olmalı.” dedi.

“Bölgedeki çalışmaların öncelikli hedefi, sorunların çözümüne yönelik olmalı”

Bölgedeki İslami çalışmaların desteklenmesinin önemine değinen Yıldırım, şu ifadeleri kullandı:

“Var olan çalışmalar daha da güçlendirilmeli, ülkenin birikimi batıya, batının tecrübeleri de buraya aktarılmalıdır. Bu manada belli başlı bazı çalışmalar yapılmalıdır. Ne kadar zor olursa olsun, müşterek birliktelikler fazlaştırıralarak, ittifak edilen meseleler gündeme alınmalıdır. Bölgedeki çalışmaların öncelikli hedefi, sorunların çözümüne yönelik olmalı. Batıdaki Müslümanların yaptıkları yanlışlar buralarda tekrar edilmemelidir. Her geçen gün daha da artan, Kürt halkının köklerinden koparılma adımlarını engellemek için tedbirler alınmalı ve sahabeler, bölgede daha fazla gündem edilmeli. Medreselere sahip çıkılarak, müfredat konusunda yenilenmeler yapılmalıdır.”

“Senin ideolojin, Kürtlerin tamamının düşüncesi değil”

PKK/HDP'ye gönderme yapan Yıldırım, Kürt halkının İslam ile olan bağlarına saygı gösterilmesini isteyerek, “Kürt meselesinin çözümüne dair yapılan tespitlerde Kürtlerin seküler, din dışı taleplerinin olduğu,dinle bağlantılı herhangi bir fikrinin olmadığı ve meselenin dini zeminde ele alınmaması gerektiği yönündeki söylemlerden uzak durulmalı. Senin ideolojin, Kürtlerin tamamının düşüncesi değil.” ifadelerini kullandı.

Siyer Vakfı'ndaki ilahiyata Yasin Börü ismi verildi

Yıldırım, Siyer Araştırmaları Vakfı'ndaki ilahiyat bölümüne, Kobani bahaneli olaylarda PKK tarafından katledilen 16 yaşındaki Yasin Börü'nün ismini verdiklerini de sözlerine ekledi.

Yüksel 'Kürdistan'ı Marksizm'e Bırakmayacağız'

Kürt Meselesine İslami Çözüm Çalıştayında konuşan Sosyolog Müfit Yüksel, Kürdistan'ı asla Marksizm'e teslim etmeyeceklerini söyledi.

Diyarbakır'da düzenlenen ve 3 bin 500 STK'yı temsilen 600 delegenin katıldığı Kürt Meselesine İslami Çözüm Çalıştayı'nda konuşan Sosyolog Müfit Yüksel, Kürdistan'ın Marksist-Leninist bir yapıya doğru götürülmek istendiğini belirterek buna müsaade etmeyeceklerini söyledi.

İhvan-Der Başkanı Hüseyin Solmuş'un moderatörlüğünde başlayan panele, Mehmet Göktaş, Mehmet Emin Yıldırım, Abdülkadir Menek, Emin Güneş ve Müfit Yüksel konuşmacı olarak katıldı. ‘Kürtler arası Çatışma Riski ve Çözüm Önerileri' başlığındaki konuşmasını yapan Sosyolog Müfit Yüksel, Çalıştay'da konuşulan İslami çözümün oldukça önemli olduğunu belirtti.

“Kimse birbirine dayatmalarda bulunamaz”

Bütün kavimlerin içinde ihtilafların olduğunu ve bu ihtilafların çözülebileceğini söyleyen Yüksel, “Kardeşler birbiri ile çatışıyor, kan davalılar oluyor. Bunlar övünülecek ya da olumlu olarak karşılanacak olan hususlar değil. Ama kimse de bunu bahane ederek dayatma yapmamalıdır. Kürtler birbirine karşı diğer topluluklara karşı olan husumetlerinde veya ihtilaflarından çok daha acımasız olabiliyorlar. Beddiüzzaman işaret ettiği gibi ittifak esas olandır. Kürt meselesi ve Müslümanların durumu ile ilgili olarak çok şeyler söylendi veya söyleniliyor. Bu konuda maalesef seküler örgütler veya Marksist kökeninden gelen örgütler daha baskın oluyor. Bu konuda İslami kesimin sesi kıstırılıyor. Katı laik ve son derece din karşıtı gruplar Kürtler üzerine baskın geldi. 1925'e kadar tek parti döneminde 1925 sonrasında bölgedeki dini yapılar devlet eliyle acımasızca katledildi. Şeyh Said hadisesinden başlayarak, bölgedeki dini otoriteler, dini yapılanmalar acımasızca tasfiye edildi.” dedi.

“Kürdistan'ı Marksizm'e teslim etmeyeceğiz”

Kürtler üzerinde bir Komünizm tekeli oluşturulduğunu aktaran Yüksel, “Kürdistan'da karşımıza böyle bir yapı çıktı. Sen Kürt adına hareket edeceksin dindarlıktan vazgeçeceksin diyorlar. Ben ahiretten vazgeçemem. Ben vazgeçsem, ahiret benden vazgeçmez, yakama yapışır, perçemimden yakalar ve beni zebanilere teslim eder. Biz Cennet ile Cehennemin var olduğuna inanıyoruz asla vazgeçemeyiz. Corc Politzer'in (Georges Politzer) felsefi kitaplarını amentü gibi okuyorlar. Sovyetler'de bile bu kitapların pek fazla bir kıymeti yok. Ama bir kısım Kürt gençlerine o kitap amentü gibi kutsal bir kitap gibi okutuluyor. Bunlar olmaz, böyle bir dayatmaya hiçbir şekilde boyun eğmeyiz. Böyle bir ateist dayatmaya ve Kürdistan'da İslam'ın silinmesine asla boyun eğmeyiz. Kürdistan'ın Endülüsleşme projelerine asla izin vermeyiz.” ifadelerini kullandı.

“Kürtlerin dilleri yasaklandı ve onurları kırıldı”

Kürt bölgesinde birçok sorunun olduğunu ve bu sorunların bazılarına değinmek istediğini belirten Yüksel, “Bir arada yaşamanın şartlarını ortaya koyabilmek, insanca hukuk içerisinde, İslam içerisinde bir arada yaşamanın şartlarını kabul etmek lazım. Kürtlerin onuruna el uzatılmasına kimse müsaade etmemelidir. Son dönemlere kadar Kürtlerin onuruna el uzatıldı, onurları kırıldı, dilleri yasaklandı, kimliği yasaklandı. Bunları hepimiz yaşadık. İlkokulda Türkçe bilmediğim ve Kürtçe konuştuğum için öğretmenim beni dövdü. Ama ona rağmen ben dilimi konuştum.” diye konuştu.

“Türkçülük dayatmasından vazgeçilmelidir”

Tek parti döneminde Kemalizm'in Kürtlerin aslına ve esasına düşmanlıklar yaptığını belirten Yüksel son olarak şunları söyledi: “O senaryonun aynısının Kürdistan'da yapılmasına müsaade etmeyiz. Bu coğrafyanın genelinde yaşatılan aynı senaryodur. Bu oyunlara müsaade etmememiz lazım. Bu konu ile ilgili kara propagandalara asla kanmamamız lazım. Kara propagandalar bazı insanları bu konuda şüphelere düşürüyor, asla şüpheye düşmemeliyiz. Anayasa'da Kürt kimliğini inkâr eden Türkçülük dayatması içeren maddelerden vazgeçilmeli. Her kesimi kapsayan öz bir anayasa gereklidir. Ana dilde eğitim meselesinde gereken adımların atılması gerekir ve çözüm önerisi olarak burada muhatap konusu son derece önemlidir. Bütün bir halk ile müzakere edilmesi gerekir. Tek bir yapı muhatap alınıp bu iş yapılmamalıdır. Bölgedeki halkın geneli başta olmak üzere sivil toplum kuruluşları ve İslami hassasiyetleri olan diğer kurumlar da dikkate alınmalıdır.”

7-8 Mart 2015 tarihlerinde Diyarbakır'da; İslami sivil toplum kuruluşlarından, cemaat ve camialardan, medrese âlimlerinden, kanaat önderlerinden, 3500 STK bileşenini temsilen 600 civarında delegenin katılımıyla yapılan Kürt Meselesine İslami Çözüm Çalıştayı sonrası sonuc bildirgesi okundu.

Kürtçe, Türkçe olarak iki dilde yayımlanan sonuç bildirgesinin Kürtçesini Molla Mahmut Kılıç, Türkçesini ise Yunus Memiş okudu.

Çözüm sürecinde yapılan yanlışların, meydana gelen tıkanıklıkların nedenleri ve sürecin daha sağlıklı bir zemine oturmasının konuşulduğu çalıştayda, yanlışların düzeltilmesi, tıkanıklıkların giderilmesi için önerilerde bulunularak; adil bir çözüm ve kalıcı bir barışa ulaşmanın nasıl olabileceğini tartışıldı.

Son olarak, yapılan çalıştayda yayımlanan mevcut sonuç bildirgesi üzerinde mutabık kalındığı belirtilen açıklamada, “Kürt meselesi güvenlikle alakalı tek boyutlu değil; tarihi, siyasi, sosyolojik, ekonomik, bölgesel ve uluslararası boyutları olan bir meseledir. Doğru hedefler tespit edilerek doğru usuller kullanılmadığından çözüm gecikmekte, bu nedenle sorun derinleşmektedir. Gelinen noktada kangrenleşmeye yüz tutmuş, öncelikli ve acilen çözüme kavuşturulması gereken bir meseledir.” denilerek Kürt meselesinde göz ardı edilen detaylara dikkat çekildi.

Kürtlerin, İslam'ın ilk asrında İslam'la şereflendiği ve İslam ümmetinin asli bir unsuru haline geldiği belirtilen bildirgede, Kürtlerin yoğun ve toplu olarak yaşadığı Kürdistan'ın, ümmet coğrafyasının merkezinde olduğu ve Kürt meselesinin çözümsüz kalmasının bütün coğrafyayı ve ümmeti menfi olarak etkileyecek bir mesele olduğu ifade edil.

Kürt meselesinin, adil bir çözüme ihtiyaç duyduğu ve bu sorunun çözülmesi durumunda İslam ümmetin ve bu coğrafyanın rahatlayacağı ifade edilen bildirgede Kürdistan coğrafyasına komşu kavimler olan Türkler, Araplar ve Farslarla Kürtlerin en önemli ortak paydalarının İslam olduğu belirtilerek bildirge şöyle devam etti:

Dillerimizin ve renklerimizin ayrı olması Allah'ın ayetlerindendir. (Rum:22)

Farklı halklar ve kabileler halinde yaratılmış olmak, birbirimizle tanışmamız, karşılıklı olarak birbirimizi tanımamız içindir. (Hucurat:13)

“Devletin tekçi, ulusçu, laikçi politikalarının mahkûm edilmesi gerekir”

1839 Tanzimat Fermanı ile ortaya çıkan merkezileşme rahatsızlıklar oluşturmuş; Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin özeti olan laikçilik ve ulusçuluk sorunu büyütmüş, ulus devlet pratiğinin doğal sonucu olan Türkleştirme (ya da asimilasyon) politikalarıyla farklı kimlikleri inkâr, imha ve tenkiller şeklinde icra edilen zulümler, tahammülü imkânsız bir hal almıştır. Faturayı, kendileri de resmi ideolojinin mağduru olan Müslüman Türk halkına çıkarma yanlışına düşmeden; devletin tekçi, ulusçu, laikçi politikalarının mahkûm edilmesi gerekir.

Kürtler ve Türklerin İslam'dan uzaklaştırılmaları halinde…

Bugüne kadar Kürt ve Türk halklarının karşı karşıyı getirilerek çatıştırılması planlarının tutmamasının en büyük nedeni her iki halkın da Müslüman oluşudur. Kürtler ve Türklerin İslam'dan uzaklaştırılmaları halinde, örgüt ve devletin silahlı güçleri arasındaki çatışmanın, iki halk arasında çatışmaya dönüşmesi riski doğacak ve bu durum hem Kürtlerin hem Türklerin felaketi olacaktır.

Silah ve şiddet bir hak arama yöntemi olarak görülmekten vazgeçilmelidir

Türkiye'nin en önemli ve acil meselesi olan Kürt meselesinin adil bir çözüme kavuşması için meselenin doğru bir zeminde tartışılması, çözüm sürecinin daha şeffaf bir şekilde yürütülmesi, silah ve şiddetin bir hak arama yöntemi ve alan hâkimiyeti sağlama aracı olarak görülmesinden vazgeçilmesi gerekir.

Meselenin çözümü iç dinamikler üzerinden olmak zorundadır

Meselenin uluslararası boyutu, siyasi ve jeopolitik dengeler, sorunun çözümünü zorlaştırmaktadır. Ancak bu etkenler belirleyici bir etkiye sahip değildir. Uluslararası güçlerin ve özellikle emperyalizmin temsilcilerinin masaya davet edilmesi, meseleyi daha da içinden çıkılmaz hale getirecektir. Meselenin çözümü iç dinamikler üzerinden olmak zorundadır.

“Ûsul esasa tekaddüm eder”

Hedefin doğru tespit edilmesinin yanında, takip edilen yol ve yöntemin de doğru olması zorunludur. Bu nedenle “ûsul esasa tekaddüm eder” kaidesini akıldan çıkarmamak gerekir. Aksi halde hedefe varmak mümkün değildir. Bu meselenin çözümünde tek tarafın muhatap alınması çözümü zorlaştırmakta ve ciddi tıkanıklıklara yol açmaktadır.

Tarihi tecrübelerden istifade edilmemiştir

Kürt meselesinde çözüm, ulus devlet paradigmasının ve milliyetçi, liberal bakışın dışına çıkılarak mümkün olabilir. Meselenin adalet temelinde çözüm yolu İslami bakış açısı ve tarihi tecrübesinde aranmalıdır. Maalesef şu ana kadar bu bakış açısından uzak durulmuş, tarihi tecrübelerden istifade edilmemiştir.

Tüm kimlikler ve kültürler, kendi renkleriyle aynı tuvalde buluşmalı

Türkiye'de tüm kimlikler ve kültürler, kendi renkleriyle aynı tuvalde buluşmayı; kendi desenleriyle aynı ebru içinde yer almayı, kendi enstrümanlarıyla aynı ezgiyi seslendirmeyi istiyorlar. Aynı zamanda, aynı karede, aynı ufka birlikte bakmayı arzu ediyor, ortak bir kaderi paylaşacakları güzel bir geleceğin rüyasını görüyorlar.

600 delege ve yaklaşık 3500 bileşeni ile İslami Sivil Toplum Kurum ve Kuruluşları olarak aşağıdaki tespitlerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz:

Bizler 600 delege ve yaklaşık 3500 bileşeni ile İslami Sivil Toplum Kurum ve Kuruluşları olarak, İslami sorumluluğumuz gereği yaptığımız çalıştay sonucunda, “Kürt meselesinin çözümü, kalıcı barışın sağlanması ve çözüm sürecinin daha sağlıklı biçimde sürdürülmesi için atılması gereken adımlar” hususunda ortaya çıkan aşağıdaki tespitlerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz:

1 - Müslüman Kürt halkı, kendisi üzerinden yürütülen çatışmanın en büyük mağdurudur. Bu nedenle Kürdistan'da yaşayan tüm insanlar bölgede çözüm ve huzur istemektedirler.

2- Müslüman Kürt halkının hak talepleri ve hassasiyetleri dikkate alınmadan yüzyılların oluşturduğu sorunları çözmek mümkün değildir. Bu hassasiyetlerin başında İslam gelir ve İslami değerlere aykırı hiçbir çözüm modeli Kürt halkı nezdinde karşılık bulmaz.

3- Kemalist resmi ideolojinin dayatmaları neticesinde ortaya çıkan ve bugüne kadar binlerce insanın ölümüne ve büyük acıların yaşanmasına yol açan Kürt meselesinin çözümü bağlamında, silahın ve şiddetin bir çözüm enstrümanı olmaması gerektiği ortaya çıkmıştır.

4- Kürt meselesinin siyasi yollarla çözümü savunulmalı ve bu yönüyle başlatılan çözüm süreci desteklenmelidir.

5- Çözüm süreci; ulusçu resmi ideolojinin inkâr ve asimilasyon politikalarının terk edilmesini, temel hak ve hürriyetlerin genişletilmesini, eşit vatandaşlık yoluyla ayrımcılığın sonlandırılmasını, 30 yıldır bu ülkeyi çok yönlü sıkıntılarla baş başa bırakan ve askeri vesayetin güçlenmesini sağlayan çatışmaların sonlandırılmasını, silahlı yapıların silahsızlandırılıp sivil siyasete katılımının sağlanmasını ve son tahlilde akan kanın durdurulmasını kapsamalıdır.

6- Çözüm sürecinin sosyal, siyasal, ekonomik ve psikolojik altyapısı kurulmalıdır.

7- Statükonun devamından yana olan ve vesayet sistemini ayakta tutmak isteyenler için Kürt sorunu bugüne dek hep kullanışlı bir araç işlevi görmüştür. Bu yönüyle gerek militarist vesayetten yana olanlar, gerekse de Kürt sorunundan nemalanan tüm kesimler sorunun devamını istemiş, çözüme yönelik çabaları sonuçsuz bırakmaya çalışmışlardır.

8- Süreç tüm provokatif saldırılara rağmen toplumsal destek sayesinde devam etmektedir. Defalarca provokasyonlarla sabote edilen çözüm sürecinin şeffaf bir şekilde ve sağlıklı bir zeminde ilerleyebilmesi için “üçüncü göz” gibi devletle silahlı yapılar arasında hakemlik yapabilecek, süreci sekteye uğratanı, sözünü tutmayanı deşifre ederek sürece olumlu müdahalelerde bulunacak, “toplumsal güvene sahip kişilerden ve siyasi parti temsilcilerinden oluşan bir heyet yapısı” tesis edilmeli ve sürece dâhil edilmelidir.

9- Kürt meselesi ile PKK sorunu tefrik edilmeli, otuz yıldır devletin güvenlikçi ve ulusçu uygulamaları nedeniyle iç içe geçen iki sorunun ayrıştırılarak çözülebileceği bir siyasal zemin geliştirilmelidir.

10- Devlet yetkilileri Kürt meselesini silah bıraktırma veya çatışmasızlığa indirgememelidir. Çözümün asli konusu olan Kürtlerin Kemalist sistem tarafından gasp edilmiş İslami ve insani hakları, asla hiçbir pazarlık konusu yapılmadan ve geciktirilmeden iade edilmelidir.

11- Kürt halkının büyük bir saygıyla andığı Şeyh Said-i Palevi gibi Kürt âlimlere yapılanlar başta olmak üzere bu güne kadar yapılan zulümlerden dolayı devlet adına özür dilenmeli ve iade-i itibarda bulunulmalıdır. Şeyh Said'in, Üstad Bediüzzaman'ın ve Seyyit Rıza'nın mezar yerleri ivedilikle açıklanmalıdır.

12- Kürtçe ikinci resmi dil olarak kabul edilmeli, anadilde eğitimin önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır.

13- Çözüm sürecinde hükümetin yalnızca bir tarafı muhatap olarak kabul etmesi, Bölgede sosyolojik ve siyasal karşılığı olan kişi, grup ve yapıları dikkate almaması, önemli bir eksiklik ve büyük bir yanlışlıktır. Çözüm sürecinin tüm toplumsal tabanı kuşatabilmesi için, başta İslami kesimler olmak üzere toplumun bütün kesimleri sürece dâhil edilmeli ve hassasiyetleri dikkate alınmalıdır.

14- Siyasi sahada, Devlet sadece HDP ile değil, başta HÜDA PAR olmak üzere, HAK PAR ve bölgede etkin olan diğer siyasi partilerle de sorunun çözümü noktasında görüşmeli ve onların da çözüme katkı sunmaları sağlanmalıdır.

15- Hükümetin Kürt meselesini çözme adına geliştirdiği siyasi perspektif, sivil siyasetin gelişmesi açısından olumlu bir aşama olmakla beraber, süreç, halkın huzurunu ve güvenliğini tehlikeye atan sonuçları açısından yeniden gözden geçirilmelidir.

16- Bugüne kadar neredeyse on yıldır aralıksız devam eden dernek, parti ve işyerlerini kundaklama hadiseleri hakkında, ciddi soruşturmalar yürütülmemiş ve birçoğu hakkında dava bile açılmamış olması kamu güvenliği açısından bir zafiyet tablosu oluşturmuş ve toplumun güven duygusunu zedelemiştir.

17- Özellikle 6-8 Ekim olaylarında Kobani bahanesiyle sokaklara dökülen militanların, vandalizmin zirvesine vardırdıkları eylemleri karşısında ve daha sonra Cizre'de yaşanan olaylarda kolluk güçlerinin sivillere yönelik saldırılara müdahale etmemesi, can ve mal kayıplarının önüne geçmemesi, çözüm sürecinin sorgulanmasına yol açmıştır. Bu ve benzeri saldırılar sadece bölgede yaşayan İslami kesimlere değil, topyekûn İslam'a ve Müslümanlara saldırı olarak değerlendirilmektedir. İslami değerlere yönelik saldırılar asla kabul edilemez.

18- Çözüm süreciyle birlikte, bölgede geliştirilen tek egemen güç olma stratejisi ve bunun yansıması olan 6-8 Ekim olayları, ortaya konan diğer tahakküm ve baskı uygulamaları, Kürdistan'da kendisi gibi düşünmeyenlerle ve kendisinin dışındaki kesimlerle birlikte yaşama zeminini yok etmektedir. Geniş toplum kesimleriyle birlikte İslami camianın da desteklediği “çözüm süreci” 6-8 Ekim olaylarının ardından ciddi bir güven kaybına uğramıştır.

19- Bölgede uygulanan tahakküm ve baskı stratejisi Kürt halkına hiç bir yarar sağlamadığı gibi ne yazık ki zamanla farklı kesimleri, kendisini koruma ve var olma adına çatışmaya sürükleyen bir sonuca yol açmaktadır. PKK ve bileşenleri bölgeyi kaosa sürükleyen şiddet, baskı ve sindirme siyasetinden vazgeçmeli; kendisi gibi düşünmeyen oluşumlarla bir arada yaşamaya mecbur olduğunu kabul etmelidir.

20- Kürt meselesinin kaynağını oluşturan Kemalist zihniyetin ürünü olan darbe anayasası değiştirilmeli, etnik vurgulardan arındırılmalı ve eşit yurttaşlık temelinde yeni bir anayasa hazırlanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk olduğu nitelemesinden vazgeçilmelidir. Başta anayasa olmak üzere yasalardaki etnik vurgular ayıklanmalı, devlet diline hâkim olan ırkçı, dışlayıcı ve inkârcı söylem tüm mevzuattan, literatürden ve eğitim sisteminden çıkarılmalıdır.

21 - Kürt halkını, aşiretleri, hatta aileleri birbirinden ayıran yapay sınırlar sembolik hale getirilmeli, insani, ekonomik, kültürel, sosyal ilişkilerin geliştirilmesi ve sılay-ı rahim hukukunun yerine getirilebilmesi için gerekli bütün düzenlemeler yapılmalıdır.

22- Çatışma ortamını derinleştirecek her türlü tavırdan sakınmak her kesimin sorumluluğudur. Nitekim, çatışma ortamının derinleşmesi ve bölgede bir kaos ortamının oluşması, herkesi yakacak bir yangının bölgeyi sarmasıyla sonuçlanacaktır. Bu nedenle bölgede Kürtler arası bir çatışma yaşanmaması için herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir.

23- Koruculuk sistemi, ilerde karşılaşılması muhtemel düşmanlıkların ve ekonomik mağduriyetlerin oluşmaması için gerekli tedbirler alınarak kaldırılmalıdır.

24- Binlerce kayıp vatandaşın akıbetleri açıklanmalı, fail-i meçhuller ve örgüt içi infazlar aydınlatılmalı, yakılan ve boşaltılan köylerle zorunlu göç ettirmelerin sorumlularının tespit edilmesi için soruşturmalar ciddiyetle yürütülmelidir.

25- Toplumda bozulmaya yüz tutan ahlaki yapının düzeltilmesi ve kardeşliğin yeniden tesisi için eskiden olduğu gibi başat rol oynayabilmesi için medreseler ihya edilmelidir. Din eğitiminin önü açılmalı, medrese eğitiminde geçen süre zorunlu eğitim süresinden sayılmalı, icazet belgelerine denklik verilmelidir.

26- Siyasi partiler yasası, askeri vesayet dönemi yaklaşımlarından arındırılarak, istikrarı koruyucu önlemlerle beraber, toplumsal temsiliyeti en yaygın olarak gerçekleştirecek şekilde değiştirilmeli, seçim barajı kaldırılmalıdır.

27- Siyasi nedenlerle cezaevinde bulunanların toplumsal hayata, yurt dışına çıkmak zorunda kalanların ise ülkelerine dönebilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

28- Ekonomik olarak bilinçli politikalarla geri bırakılan Kürdistan'ın kalkınması ve ekonomik iyileşme için bölgeye pozitif ayırımcılık yapılmalı, gerekirse devletin doğrudan yatırımlarıyla istihdam imkânları artırılmalıdır.

“Hiç şüphe yoktur ki “Barış daha hayırlıdır” (Nisa:128) Davamızın sonu Allaha Hamd etmektir.

Çalıştaya okunan sonuç bildirgesi sonra katılımcılara "Yasin Hangi Suçtan Dolayı Katledildi" isimli 6-8 Ekim olaylarında sırasında kurban eti dağıtırken PKK'li çetelerce vahşice katledilen Yasin ve arkadaşlarının yaşadıkları vahşeti anlatan kitapçık hediye edildi.