CIA “tiksindirici” sorgulama teknikleri kullandığını kabul etti.
ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) Direktörü John Brennan, 11 Eylül saldırılarının ardından bazı kurum yetkililerince “tiksindirici” sorgulama teknikleri kullandığını kabul ederek, terör şüphelilerine yönelik kullanılan aşırı sorgulama tekniklerinin faydalı istihbarat sağlayıp sağlamadığının “bilinemeyeceğini” söyledi.
Brennan, ABD Senatosu’nun CIA’nın 11 Eylül saldırıları sonrası terör şüphelilerine uyguladığı işkence içeren gözaltı ve sorgulama tekniklerine dair raporunu açıklanmasının ardından CIA’nın Virginia’daki merkezinde basın toplantısı düzenledi.
Raporun kamuoyuyla paylaşılmasının ardından ilk kez kameraların karşısına geçen Brennan, konuşmasına 11 Eylül 2001’deki terör saldırılarını anlatarak başladı. Saldırılardan 6 gün sonra dönemin başkanı George W. Bush tarafından gözaltı ve sorgulama tekniklerine dair programın onaylandığını hatırlatan Brennan, programın El-Kaide’yi yenilgiye uğratmak ve Amerikan topraklarında diğer birçok ölümlü saldırıları önlemek için CIA’nın küresel terörle mücadele çabalarının parçası olduğunu ifade ederek, 2007'de kurum tarafından sonlandırılan aşırı soruşturma tekniklerinin kullanımının, Başkan Barack Obama’nın 2009’da göreve geldikten sonra başkanlık emriyle yasaklandığını anımsattı.
Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Brennan, terör şüphelilerine yönelik program kapsamında CIA yetkililerinin büyük bir çoğunluğunun kurallara uygun hareket ettiğini vurguladı. Brennan, “Onlar, uluslarına hizmet kapsamında ne yapmaları gerektiğini söylenilenleri yaptılar” dedi.
Gözaltı ve sorgulama tekniklerine dair programın hayat kurtarıp kurtarmadığına yönelik bir soru üzerine Brennan, bunun “bilinemeyeceğini” kaydetti. Bazı kurum yetkililerince "tiksindirici" sorgulama teknikleri kullanıldığını kabul eden Brennan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gözaltı ve sorgulama programının, ABD’ye karşı saldırıların engellenmesine, teröristleri yakalanmasına ve hayatların kurtarılmasına yardımcı olduğuna dair görüşlerimizi belirttik. Şunu açıklamama izin verin; şüphelilerden, güçlendirilmiş sorgulama tekniklerinin mi faydalı bilgi elde etmemizi sağladığını henüz sonuçlandırmadık. Güçlendirilmiş sorgulama tekniklerinin kullanımı ile tutuklulardan sağlanan yararlı bilgiler arasındaki sebep-sonuç ilişkisi, benim açımdan bilinemez”.
Brennan, El-Kaide lideri Bin Ladin’in yakalanmasında ise sorgulama tekniklerinin etkili olduğuna işaret etti. Brennan, “Güçlendirilmiş sorgulama tekniklerine tabi tutulan tutukların sağladığı bilgiler faydalıydı ve bunların Bin Ladin’e karşı olan nihai operasyonda kullanıldığını düşünüyoruz” ifadesini kullandı.
Brennan, istihbarat kurumunun kamuoyunu veya Başkan Bush’u kasten aldatmadığını dile getirdi.
Brennan, Senato’nun raporuna ilişkin bir soru üzerine ise İstihbarat Komitesi’nin, CIA yetkilileriyle görüşmeler gerçekleştirmemesinin "esef edilecek bir durum" olduğunu dile getirdi.
İstihbarat kurumunun yapılan hataların tekrarlanmaması için birçok reform yaptığını işaret eden Brennan, Senato’nun raporunda yer alan ve 7 yılı aşkın süredir uygulanmayan tekniklere ilişkin tartışmaların bir kenara koyulmasını istedi. Brennan, “Benim güçlü ümidim o ki bu tartışmayı bir kenara koymak ve ileriye bakmak” ifadesini kullandı.
ABD Senatosu İstihbarat Komitesi'nin, CIA'nın 11 Eylül saldırıları sonrası terör şüphelilerine uyguladığı işkence içeren gözaltı ve sorgulama tekniklerine dair salı günü açıkladığı raporunda, CIA’nın uluslararası yasalara uymaksızın yakaladığı esirlere zarar verme ve acı çektirme taktikleri uyguladığı vurgulanmıştı.
ABD Senatosu'nun, Merkezi Haberalma Teşkilatı'nın (CIA) işkence raporunu açıklamasının ardından, ülkede bu teknikleri kullananların yargı önüne çıkarılması noktasında tartışma başladı ama ABD Adalet Bakanlığı soruşturma dosyasını tekrar açmaya sıcak bakmıyor.
ABD Senatosu İstihbarat Komitesi'nin iki gün önce açıkladığı, CIA'nın 11 Eylül saldırıları sonrası terör şüphelilerine uyguladığı işkence içeren gözaltı ve sorgulama tekniklerine dair raporu ülkede soğuk duş etkisi yaptı.
CIA'nın 11 Eylül saldırılarından sonra "kara bölgeler" olarak adlandırılan merkezlerde terör şüphelilerine uyguladığı acımasız sorgulama teknikleri biliniyordu ancak bunun ayrıntılı bir raporla gözler önüne serilmesinin ardından ülkedeki tepki de arttı.
Yurt dışında da tepkiler gelirken, hem ülke içi hem uluslararası alanda sorumluların yargı önüne çıkarılması noktasında da tartışma başladı.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Prens Zeyd Raad el-Hüseyin, işkenceye karşı BM sözleşmesinin kimseyi cezadan muaf tutmadığını belirtirken, BM İnsan Hakları ve Terörle Mücadele Özel Raportörü Ben Emmerson, sorumluların yargılanması gerektiğini bildirdi.
İnsan hakları örgütleri de sorumluların yargılanmasını istiyor
İnsan hakları grupları da terör şüphelilerini işkence düzeyine varan yöntemlerle sorgulayan CIA yetkililerinin yargılanmasını istedi.
Amerikan Sivil Haklar Birliği İnsan Hakları Programı Direktörü Jamil Dakwar, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, şunları kaydetti:
"Bu raporun bir çıktısı olmasını umuyoruz. Rapor, herhangi bir ceza davası açılmasını öngörmese de tutuklulara barbarca muameleye dair şok eden detaylar ve işkence programının kapsamı, seçenekler ve politika ne olursa olsun, bu konuda kanuni yükümlülük doğuruyor. ABD ve Adalet Bakanlığı'nın bu konuda bağımsız bir soruşturma yürütmeye ve Bush yönetiminin işkence programını tamamen araştırmaya yönelik tam yetkiye sahip özel bir savcı tayin etmesi yükümlülüğü bulunuyor."
ABD Başkanı Barack Obama, göreve gelmesinin hemen ardından CIA'nın kullandığı işkence yöntemlerine yasak getirmişti.
Konuyla ilgili, ABD Adalet Bakanlığı tarafından 2009 yılında "Durham Soruşturması" olarak da adlandırılan inceleme yürütülmüştü. Soruşturma, Federal kıdemli savcı John Durham'ın öncülüğünde yapılmış, "herhangi bir kişiye dava açılmasını sağlayacak yeterli kanıtlara ulaşılamadığı" sonucuna varılmıştı.
Adalet Bakanlığının dünyaya ve kamuoyuna daha fazla bilgi sağlamak zorunda olduğunu belirten Dakwar, savcı Durham'ın kimlerle görüştüğünün net olmadığını, soruşturmanın eski tutuklularla ya da CIA işkencesine maruz kalan tutuklularla görüşmeleri kapsamadığını tahmin ettiklerini kaydetti.
Dakwar, soruşturmanın Beyaz Saray da dahil olmak üzere ABD hükümetinin en üst düzeylerdeki yetkililerinin sorumluluklarını da mercek altına alan kapsamlı bir boyuta sahip olup olmadığının da bilinmediğini söyleyerek, bu soruşturmaya dair daha fazla bilgi paylaşımı da dahil olmak üzere CIA programına dair şeffaflık eksikliğini giderecek ilave adımlar atılması gerektiğini vurguladı.
"İşkence uluslararası yükümlülüklerinin de ihlali"
İşkence yapılmışsa bunun bir suç teşkil ettiğine dikkati çeken Dakwar, bunun da sadece ABD yasalarının ihlalini oluşturmakla kalmayacağını, aynı zamanda işkenceye karşı BM sözleşmesi başta olmak üzere ABD'nin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini de ihlal edeceğini söyledi.
Dakwar, olası bir yeni soruşturmanın dönemin Başkanı, Başkan Yardımcısı gibi üst düzey yetkililer de dahil hükümetteki her düzey yetkiliyi kapsaması gerektiğini dile getirdi.
Soruşturmaya çok geç bile kalındığını, bu olayda adaletin peşinde gitmemenin ABD'nin kredibilitesine ve namına ciddi zarar vereceğini savunan Dakwar, bunun gelecekteki yönetimleri de bu tür taktiklere başvurmada cesaretlendireceğine değindi. Dakwar, "Dolayısıyla cezai soruşturma başlatılması Amerikan tarihindeki bu üzücü faslı kapatma doğrultusunda önemli bir adım olur" dedi.
İşkenceden sorumlu kişilerin yargı önünde hesap vermesiyle gelecek yönetimlere de açık bir mesaj gönderileceğini ve Obama için de bir miras olacağını belirten Dakwar, yönetimden geçmişteki soruşturmayı tekrar açmasını istedi.
İnsan Hakları İzleme Örgütü İcra Direktörü Kenneth Roth da Obama yönetimine, işkenceye onay veren ve bu "vahşi yöntemleri" uygulayanların hesap vermelerini sağlama çağrısı yaparak, "Eğer sorumlular yargılanmazsa gelecekte başka başkanlar da güvenlik gerekçesiyle işkence yöntemini bir seçenek olarak değerlendirebilir" ifadesini kullandı.
Medya da tepkili
Amerikan medya organlarının çoğu, bu işkenceleri kabul edilemez ve büyük bir ayıp olarak nitelendirdi.
New York Times gazetesi, bu suçları işleyenlerden neden hesap sorulmadığına dikkati çekerek, CIA işkence programının terör tehdidini önleyici bir istihbaratı hiçbir zaman ortaya çıkarmadığına dikkat çekti.
Gazetenin yazısında, bu eylemleri yapanları yargı önüne taşıma girişimlerinin de ulusal sırlar bahanesiyle engellendiğine değinildi.
Los Angeles Times gazetesi de bu tür muamelelerin hayati önemde istihbarat üretseler dahi Cenevre Sözleşmesi'ni ihlal ettiğini belirtti.
"Yönetim daha ileri götürmeye isteksiz görünüyor"
Ancak bazı uzmanlar, daha önceki soruşturma nedeniyle dava açılması ihtimalini düşük buluyor.
Düşünce kuruluşu Center for American Progress'ın kıdemli uzmanlarından Ken Gude, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, Adalet Bakanlığı zaten aynı meseleye daha önce baktığı için bu konuda dava açılması olasılığının zayıf olduğunu kaydetti.
Gude, "Bunun yanında Obama yönetimi de bunu fazla ileriye götürmeye isteksiz görünüyor" diye konuştu.
Adalet Bakanlığının belki soruşturmasını yeniden açabileceğini ifade eden Gude, raporun CIA'in bu teknikleri aşırı derecede kullandığına dair yeni detaylar ve yetki kullanımında Adalet Bakanlığına karşı yanıltıcı eylemlerde bulunduğu noktasında yeni bilgiler sunduğunu dile getirdi.
Bush yönetimine dair suçlama getirilmesini olası bulmayan Gude, yönetim yetkililerinin dahiliyeti noktasında doğrudan kanıtların bulunmadığına işaret etti. Gude, ancak bu konuda diğer ülkelerin suçlamasıyla uluslararası bir davanın yürütülmesi olasılığının bulunduğunu söyledi. Gude, bunu, bu konuda daha önce çabaları bulunan İspanya ve Belçika gibi ülkelerin yapabileceğini ama iki ülkenin de ABD ile diplomatik mücadeleye girmek isteyeceğini sanmadığını söyledi.
Gude, dava açılması halinde de bunun CIA Başkanına uzanmayacağını, bu işkenceleri yapanlar ve bu sorgulamaları planlayanların suçlanabileceğini öngörerek, "Daha geniş anlamda programı denetleyen yönetimlerin herhangi bir suçlamaya tabi tutulacağını sanmıyorum eğer dava açma durumu olsa bile" diye konuştu.
Gude, kanuni sorumluluğun yanında siyasal sorumluluğun da olması gerektiğini, raporun yayınlanmasının ardından bile bu uygulamalara neden olanların tavırlarında değişiklik olmamasını rahatsız edici bulduğunu kaydetti.
Adalet Bakanlığı yeni soruşturmaya sıcak bakmıyor
ABD Adalet Bakanlığı Ulusal Güvenlik Sözcüsü Marc Raimondi de 2009 yılında Adalet Bakanı'nın, 11 Eylül saldırılarından sonra ABD hükümeti tarafından gözaltına alınan bazı bireylere yanlış uygulamaların gözden geçirilmesi talimatı verdiğini söyledi.
Bu incelemenin iki ceza kovuşturmasından oluştuğunu belirten Raimondi, ancak Adalet Bakanlığı'nın, makul kanıtların, makul şüphelerin ötesinde mahkumiyet getirecek yeterlilik sunmaması nedeniyle sonuçta bu kovuşturmalar için dava açmayı reddettiğini kaydetti.
Raimondi, "Savcılar, komitenin açıkladığı raporu inceledi ve daha öncesinde karar vermelerine neden olanlardan farklı, yeni bir bilgi bulamadı" diye konuştu.
Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest da birkaç yıl önce Adalet Bakanlığı'ndan kıdemli federal bir savcının bu konuya baktığını ve herhangi bir kişiye dava açacak yeterli bir kanıt olmadığı sonucuna ulaştığını söyledi.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki de eğer bir yargılama olacaksa bunun için ABD'nin kendi adalet sisteminin uygun yer olduğunu bildirdi.
(AA)