|
Irak’ın askerî, ekonomik, siyasi ve sosyo-kültürel açıdan stratejik kalpgâhı başkent Bağdat’tır. Öyle ki Irak’ta bütün yollar Bağdat’a çıkar. Mücadele stratejisi ve bu kapsamda gerçekleştirdiği manevralar, IŞİD’in Irak’ta el-Zerkavi gibi iki aşamalı bir planı yürürlüğe koyduğunu gösteriyor. Bu planın ilk aşamasını “Bağdat’ın bir kuşakla çevrelenerek tecrit edilmesi”, ikinci aşamasını da “çatışmanın önce Bağdat’ın banliyölerine sonra Bağdat’ın merkezine taşınması” olarak özetlemek mümkün.
I. aşama: “Bağdat’ı kuşağa al”
Bu aşamanın temel hedefi, Bağdat’ın bir kuşakla sarılarak tecrit edilmesi. Bağdat’ın kuşatılarak tecrit edilmesi Bağdat’a gelen ve Bağdat’tan çıkan her türlü insan, araç, para, lojistik kaynak, yiyecek-içecek trafiğinin kesilmesi yani “Bağdat’ın kilitlenmesi” olarak ifade edilebilir. Genelde Sünni Arapların yoğun olarak yaşadığı ve IŞİD için stratejik bir havuz olarak tanımlanabilecek “Bağdat Kuşağı” 5 ana bölüme ayrılıyor: (1) Babil eyaletinin kuzeyini kapsayan güney kuşağı, (2) Felluce ve Ramadi’yi de içine alan Doğu Anbar ve Sharshar bölgesini içeren batı kuşağı, (3) Selahaddin bölgesini ve Taji şehrini kapsayan kuzey kuşağı, (4) Bakuba ve Hhâlis şehirlerini kapsayan Diyala kuşağı ve (5) kuşak olarak adlandırabileceğimiz Bağdat’ın doğusunda yer alan kırsal alan.
Aslında IŞİD’in 8 yıl önceki Zerkavi planını birebir uygulamaya çalışmasına şaşırmamak lazım; çünkü IŞİD’in şu anki savaş bakanı olarak adı geçen Nasreddin Ebu-Süleyman o dönemde önemli bir el-Kaide Irak lideri idi. Süleyman, yine o dönemde etkili bir el-Kaide lideri olan Ebu-Eyyup al Masri’nin Mayıs 2010 tarihinde öldürülmesinden sonra bu göreve getirildi. Kısaca IŞİD’in lider kadrosu, Sünni-yoğun Bağdat Kuşağı’nın öneminin uzunca bir süredir farkında.
IŞİD’in özellikle Mart 2014’ten itibaren söz konusu ilk aşamayı hayata geçirmek için önce Felluce, Ramadi ve Anbar eyaletindeki önemli kasabalarda kontrolü sağladığı (batı kuşak), Nisan ayı başından itibaren Sünnilerin yoğun yaşadığı kuzey Babil’de halkı yıldırmak ve sindirmek için bombalı saldırı ve intihar eylemlerine hız verdiği (güney kuşak), son olarak da 12 Haziran’dan itibaren IŞİD, Ensar-ul İslam, Jeyş Muhammed, Baas Halk Ordusu gibi Sünni bloğun Musul’u ele geçirmesiyle (kuzey kuşak) büyük kazanımlar elde ettiğini görüyoruz. Bu tablo ise büyük resimde “Bağdat’ın kuşağa alınması” olarak özetlenebilecek ilk aşama için IŞİD’in büyük kazanımlar elde ettiği anlamına geliyor.
II. Aşama: “Çatışmayı Bağdat’a taşı”
Bu aşama iki farklı safhayı kapsıyor. (1) Çatışma ve güvensizlik ortamını Bağdat’ın Sünni nüfus ağırlıklı banliyö ve varoşlarına taşıyarak el yapımı patlayıcı (EYP), bombalı saldırı, pusu, intihar eylemleri, sokaklarda güç gösterileri, adam kaçırma, fidye, suikast vb. taktiklerle Şii ağırlıklı hükümetin otoritesini yıpratmak. (2) Elde edilen kazanımlar sayesinde Bağdat şehir merkezindeki siyasi otoriteyi önce sarsmak, sonra ise yıkmak.
Nasıl oluyor da 1500 kadar oldukları söylenen IŞİD mensupları, Musul’daki 30.000 kişilik Irak ordusunu alt edebiliyor? Bu sorunun cevabı şu şekilde verilebilir: Öncelikle IŞİD elemanlarının çoğu yaklaşık 10 yıldır savaşan çok tecrübeli savaşçılardan oluşuyor. Ayrıca Irak’ın güvenlik alanındaki en önemli sorunu Şii askerlerin Sünni bölgesinde görev yapmak istememeleri ve yine Bağdat merkezî yönetiminin Sünni bölgesinde görev yapacak Sünni asker bulmakta çok zorlanması. Dolayısıyla Musul’da bulunan ve çoğunluğu Şii olan Irak ordusunun iki gün içinde “buharlaşmasının” temel nedeni bu.
Musul-Kerkük hattındaki bu ordunun böylesi “buharlaşması” bir ilk değil. 2003 yılı Nisan ayında Irak kuzeyinde cephe açan ABD Özel Kuvvetleri ve Kürt peşmergelerden oluşan “Viking Görev Gücü”nün (Viking Task Force), Saddam’ın Musul ve Kerkük’ü savunmaktan sorumlu Şii personel ağırlıklı Irak 2. Cumhuriyet Muhafızı Kolordusu’nu üç günde buharlaştırdığını hatırlamakta fayda var. Ancak Musul-Kerkük’teki birliklerinden firar eden Şii Irak’lı askerlerin, memleketleri olan Basra ve Necef’te Koalisyon Güçlerine karşı başarılı savunmalar yaptığı da bilinen bir gerçek. Bu durum ise milli kimliğin gelişmediği ve millet olma bilincinin tam oturmadığı Irak’ta, bir Iraklı için milli kimliğin değil; hâlâ etnik ve dini kimliklerin ölümüne savunulmasına çarpıcı bir örnek.
IŞİD bu stratejisinde başarılı olabilir mi?
Bu soruya cevap vermek için öncelikle 2006-7 dönemindeki Anbar, Selahaddin, Diyala, Ninova ve Bağdat bölgelerinde meydana gelen Sünni ayaklanma ve ABD’nin 2007 yılı Haziran ayında başlayan “kuvvet artırımı ile istikrarı sağlama” (surge) tecrübesine bakmak fayda var. Yaklaşık bir yıl süren surgestratejisi ile 2007 yılında ABD’nin Irak’taki askerî varlığı, 150 binden 180 bine çıkartılmış; ABD hava gücü ile yerel Sünni nüfusun ABD’ye müzahir olanlarının silahlandırılması da (Sahvaolarak adlandırılan bu stratejiyle ABD 100.000 silahlı Sünni’yi maaşa bağlanmıştır) surgestratejisinde etkin olarak kullanılmıştı. Bu sayede “Sünni üçgeni” olarak adlandırılan bu bölgede el-Kaide-Irak’a yönelik önemli komuta ve kontrol hedefleri, eğitim kampları, EYP imalathaneleri etkisiz hâle getirilmiş oldu.
Bugün için (i) ABD’nin operasyonel anlamda Irak’ta bir askerî varlığı yok, (ii) Irak Hava Kuvvetleri’nin harp yeteneği oldukça kısıtlı ve (iii) Şii ağırlıklı Bağdat merkezî yönetiminin yerel Sünni yapılardan alabildiği destek son derece sınırlı. Irak genelinde “güç boşluğu” doğuran bu üç kısıt, IŞİD için çok büyük bir manevra alanı sağlıyor. Irak’ın var olan ordu birliklerindeki toplu firarlar ve ABD liderliğindeki Batı’nın Irak’a yeni bir müdahale konusundaki isteksizliği, IŞİD’in elini güçlendiren diğer iki faktör. Diğer bir ilginç nokta ise başta Musul Hapishanesi olmak üzere Irak’ın önemli şehirlerindeki hapishanelerin IŞİD için çok önemli birer personel havuzu olması. Hapishanelerdeki Sünnileri kendi saflarına katan IŞİD’in bu sayede Irak genelinde personel mevcutlarını 3 binlerden 15 binlere çıkardığı da kulağa gelen söylentiler arasında.
Sonuç olarak 2013’ün ikinci yarısından itibaren, Irak’taki radikal Sünni yapıların gücünün hızla surge öncesi dönemdeki gücüne kavuşmakta olduğunu söylemek mümkün. Radikal Sünni yapıların direniş yıllarında hâkimiyet kurdukları Anbar, Selahaddin, Ninova ve Diyala gibi bölgelerde tekrar güçlenmeye başladığı bir gerçek. Şu an için IŞİD askerî stratejisi, “Bağdat’ı kuşatma altına alma” olarak tanımlanabilecek ilk aşamasında. Ne yazık ki “çatışmanın Bağdat’a taşınması” olarak tanımlanabilecek ikinci aşamaya geçmek için önünde bir engel yokmuş gibi duruyor. Artık biliyoruz ki şayet Bağdat’ta çatışmalar başlarsa, IŞİD ikinci aşamaya geçmiş demektir.
|