PKK (KÜRDİSTAN İŞÇİ PARTİSİ)
Örgüt neredeyse 40 yıldır Ortadoğu’da varlığını sürdürüyor. Şu an İmralı Cezaevi’ndeki Abdullah Öcalan’ın kurduğu PKK yıllar içinde siyasete ve konjonktüre göre, pek çok değişim geçirdi. Marksist-Leninist ilkelere dayalı bağımsız ve birleşik bir Kürdistan kurmak amacıyla yola çıkan örgüt, bugün demokratik özerklik talep ediyor.
APOCULAR
1972’de Ankara’da bir öğrenci eyleminde gözaltına alınan 23 yaşındaki gencin Türkiye’nin en önemli Kürt ayaklanmalarından birine liderlik yapacağını kimse tahmin edemezdi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi Abdullah Öcalan, yedi aylık tutukluluğu için, yıllar sonraki bir röportajda “Cezaevi benim için siyasal mücadeleye atılmada okul oldu.” diyordu.[1] 12 Mart 1971 askeri müdahalesinin ardından Türkiye’de gençlik hareketlerinde silahlı mücadeleyi savunan çok sayıda örgüt çıktı. Neredeyse hepsi Türklerin ve Kürtlerin ortak örgütlenmesini, mücadelesini savunuyordu. Cezaevi arkadaşlarının ‘sessiz biri’ diye anımsadığı 1949 Urfa doğumlu Abdullah Öcalan ise, Kürtlerin ayrı örgütlenmesini, ayrı mücadelesini öne çıkaran düşünceleriyle dikkat çekiyordu. 1970’lerde Kürt öğrenciler daha çok Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) çatısı altında örgütleniyordu. Abdullah Öcalan’ın görüşleri etrafında toplanan ilk çekirdek kadroysa Dev-Genç ve Ankara Yüksek Öğrenim Derneği (AYOD) gibi derneklerin üyelerinden oluştu. Kadroda, daha sonra örgütün önemli liderlerinden olan Kemal Pir, Rıza Altun gibi Türk kökenliler de vardı. 1975’te Ankara Dikmen’de bir toplantıda bu grup bağımsız Kürt devleti için Marksist-Leninist örgüt kurmaya karar verdi. “Ankara grubu” olarak bilinen grupta örgütün önemli liderlerinden Mustafa Karasu, Cemil Bayık, Duran Kalkan, Ali Haydar Kaytan, Rıza Altun ve Öcalan’ın daha sonra örgütten ayrılan eşi Kesire Yıldırım vardı. Dönemin silahlı örgütlerinden farklı yol izlediler. Diğerleri önce yayın organı kurup görüşlerini aktarırken kendilerine ‘Kürdistan Devrimcileri’ adını veren grup Güneydoğu’da illere gidip doğrudan örgütlenme yolunu seçti. Siyasal görüşlerini tek liderin belirlemesinden dolayı diğer gruplar onlara ‘Apocular’ diyordu.
1970’lerin ortalarından itibaren Kürtlerin yoğunlukta olduğu bölgelerde sosyalist kökenli birçok Kürt ve Türk örgütü de vardı. Bunlardan Kürdistan Sosyalist Partisi’ne yakın Mehdi Zana 1978’de bağımsız girdiği seçimlerde Diyarbakır Belediye Başkanlığını kazanmıştı. Öcalan; Kawa, Rızgari, Özgürlük Yolu, DDKD (Devrimci Demokratik Kültür Derneği) gibi Kürt örgütler dahil bölgedeki bütün örgütleri ‘hain, işbirlikçi’, ‘Marksizm’den sapmış anlamında ‘revizyonist’ olarak nitelendiriyordu. Bu gruplar ile ciddi silahlı çatışmalar oldu. Siverek, Batman gibi kentlerde ise bazı aşiretleri ‘devlet yanlısı’ ilan ederek silahlı saldırılara başladı.
PKK KURULUYOR
Abdullah Öcalan ve arkadaşları Diyarbakır’ın Lice ilçesinin Fis köyünde 1978 yılında Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) kuruluşunu ilan etti. İç savaş ortamının yaşandığı Türkiye’de 12 Eylül 1980’de ordu yönetime el koydu. Abdullah Öcalan 12 Eylül darbesinden bir yıl önce Suriye’ye geçmişti. Türkiye içinde ise diğer örgütler gibi PKK da darbeden etkilenmiş, Kemal Pir, Mazlum Doğan gibi önemli PKK üyeleri, Kürtlerin hafızasında işkencelerle özdeşleşen Diyarbakır Cezaevi’ne konmuştu.
PKK SURİYE’DE
Suriye’ye yerleşen Öcalan, Filistin örgütleri ile anlaşarak Türkiye’den gelen PKK militanlarını onların kamplarına yerleştirdi. Türkiye’yle birçok anlaşmazlığı olan Hafız Esed rejimi, Türk, Kürt bütün silahlı örgütlere barınma sağlıyordu. Bu arada Öcalan Lübnan’da kendi kampını kurmuş, Türkiyeli diğer sol örgütlerle askeri darbeye karşı ortak cephe örgütü kurmaya çalışıyordu. Asıl girişimini Türkiyeli örgütlerin aşiret lideri olarak gördüğü, bölge ülkeleri ile ilişkilerinden dolayı uzak durduğu Irak Kürdistanı’nın en önemli örgütü Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesut Barzani ile 1983’te yaptı.[2] Irak Kürdistanı ve Kandil dağlarında PKK’nın kalıcılığı için ilk adım atılmıştı. Türkiye, Suriye, İran’dan militanlar Türkiye sınırındaki Lolan’da kurulan kamplara yerleşmeye başladı. Yıllarca Suriye’de barınan PKK, Kürt nüfus içinde örgütsel ilişkilere sahip oldu. Ama bunu Suriye rejimine karşı kullanmadı. Şam da PKK’nın Suriye Kürtlerinden kazandığı militanlarını Türkiye’ye karşı kullanmasına ses çıkarmadı. Bugün PKK’nın önemli isimlerinden Bahoz Erdal, Nurettin Sofi gibi isimler Suriye Kürtlerinden.
ERUH VE ŞEMDİNLİ BASKINI
PKK devlete karşı ses getiren ilk silahlı eylemini 15 Ağustos 1984’te Hakkâri’ye bağlı Eruh ve Şemdinli ilçelerindeki askeri birliklere saldırarak yaptı. Bir askerin şehit edildiği, PKK militanlarının halka propaganda yaptığı eylem beklenenin üzerinde yankı yaptı. 12 Eylül darbesini yapan Kenan Evren bölgeye gitti. Aynı yıl PKK yerel halkı örgütlemek, milis gücü kurmak için Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ERNK) adlı bir örgüt daha kurdu. Öcalan, PKK’nın etkinliğinin artmaya başladığı bu yıllarda kendisini eleştirenlere karşı da acımasızdı. Bu süreçte birçok eski PKK üyesi iç infazlarla öldürüldü.
İLK KİTLESEL KÜRT GÖSTERİLERİ: ‘SERHİLDAN’
1990’da Nusaybin’de bir çatışmada öldürülen PKK militanının cenazesine binlerce kişi katıldı. Cenazeye müdahale olunca Cizre ve Nusaybin gibi sınır ilçelerinde yine binlerce kişinin katıldığı gösteriler yapıldı. PKK’nın, Filistin intifadasından esinlenerek ‘serhildan’ dediği gösteriler giderek güçlendi. Örgüt, ilk defa şehirlerde taban bulmaya başladı. PKK’ya 12 Eylül’ün ardından dağılan Kürt örgütlerin militanlarından yoğun katılım oldu. Öğrenciler, Kürt aydınları için de çekim merkezi olmaya başlamıştı. Aynı dönem devlet de kendisine bağlı aşiretlerle bölgede koruculuk sistemine geçti. PKK Kürtlerle karşı karşıya geldi. Bu dönemde korucu köylerine yönelik katliamlar yaptı.
SİVİL KÜRT SİYASETİ
12 Eylül sonrası kapatılan CHP’nin yerini alan Sosyal Demokrat Halkçı Parti’den bazı Kürt milletvekilleri, Mehmet Ali Eren, İbrahim Aksoy gibi isimler o yıllarda tabu olan ‘Kürt Sorunu’nu konuşmaya başladı. 1988’de bu vekillerin Paris’teki Kürt Enstitüsü’nün Saddam’ın kimyasal saldırılarına maruz kalan Irak Kürtleriyle ilgili toplantıya katılmaları ipleri kopardı. Milletvekilleri SHP’den ayrıldı. 7 Haziran 1990’da Halkın Emek Partisi’ni kurdular. Parti Güneydoğu’da hızla güçlendi. 1991’deki erken seçime 22 HEP’li SHP kontenjanından girdi. Vekil seçilenlerden Leyla Zana, meclisteki törende Kürtçe yemin etti. HEP’e kapatma davası açıldı. Davanın ardından kurulan Demokrasi Partisi’ne (DEP) katılan milletvekilleri Hatip Dicle, Orhan Doğan, Leyla Zana, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve bağımsız milletvekili Mahmut Alınak’ın dokunulmazlıkları kaldırıldı.
GÜNEYDOĞU’DA ‘DÜŞÜK YOĞUNLUKLU’ SAVAŞ
1990’lı yıllar yasal Kürt siyaseti ve bölge halkı için zor geçti. 1991’de HEP Diyarbakır İl Bakanı Vedat Aydın polis olduğunu söyleyen kişiler tarafından kaçırılıp öldürülmüştü. On binlerce kişinin katıldığı cenazeye polis müdahale etti, ölenler oldu. Aynı yıllarda PKK’ya yardım ettikleri gerekçesiyle birçok köy boşaltıldı. Abdullah Öcalan bu dönemde anlaşma yolları aramak için girişimlerde bulunmaya başlamıştı. Önce Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Celâl Talabani aracılığıyla Özal hükümeti ile ilişki kurmaya çalıştı. Tek taraflı ateşkes ilan etti. Fakat ateşkes 1993’te PKK’nın Bingöl karayolunda terhis olan 33 askeri öldürmesi ile son buldu. Bundan sonra çatışmalar artarak devam etti.
SURİYE DESTEĞİNİ ÇEKİYOR
1990’lı yıllardaki durum 1998’de Öcalan’ın Suriye’den çıkması ile bitti. Türkiye, Şam’a baskıyı artırdı. Sınıra asker yığıldı. Ardından Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş sınıra giderek basına “Artık sabrımız kalmadı.” açıklaması yaptı. Durumun ciddiyetini gören Esed yönetimi Öcalan’a “Ya Türkiye ile aramızda savaş çıkar ya biz seni yakalar Türkiye’ye teslim ederiz; tercih yapmak zorundasın.” dedi.[3]
ÖCALAN KENYA’DA YAKALANDI
9 Ekim 1998’de Suriye’den çıkmak zorunda kalan Öcalan, önce Yunanistan’a gitti. Atina, Türkiye ile sorun istemediği için onu Rusya’ya gönderdi. Rusya da iltica izni vermeyince İtalya’ya geçti. İtalya da kalmasına izin vermedi. Avrupa’da hiçbir ülke Öcalan’ı istemiyordu. Tekrar Rusya ve Yunanistan yolculuğunun ardından Hollanda’ya götürüleceğini söyleyen Yunan yetkililer onu Kenya’ya bırakmıştı. Burada Yunan büyükelçiliğinde kalan Öcalan, Hollanda’ya götürüleceği söylenerek bir uçağa bindirildi. Uçakta onu Türkiye’den özel operasyon ekibi bekliyordu. Öcalan 16 Şubat 1999’da Türkiye’deydi.
İMRALI’NIN ÖZEL MAHKÛMU
Abdullah Öcalan, Marmara Denizi’nde bulunan İmralı adasında sadece onun için yapılan özel bir hapishaneye kondu. 29 Haziran 1999’da idama mahkûm edildi. Türkiye, AB uyum yasaları çerçevesinde idam cezasını kaldırınca karar ağırlaştırılmış müebbet cezasına çevrildi.
SÜRESİZ ATEŞKES KARARI
Abdullah Öcalan, avukatları aracılığıyla bu süreçte süresiz ateşkes kararını örgüte iletmişti. Ayrıca Türkiye sınırları içindeki silahlı militanlarının ülke dışına çıkmaları yönündeki kararı da örgüt tarafından koşulsuz yerine getirildi. Ateşkes 1 Haziran 2004’e kadar sürdü. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara gelmesinden kısa bir süre sonra örgüt tekrar eylemlere başladı.
İMRALI GÖRÜŞMELERİ
Kamuoyuna çok yansımasa da, Öcalan’ın asker ve istihbarat yetkilileri ile görüştüğü biliniyordu. 2 Ağustos 2009’da İçişleri Bakanı Beşir Atalay polis akademisinde bazı gazeteci ve yazarlar ile bir araya gelerek “Kürt Meselesinin Çözümü: Türkiye Modeline Doğru” başlıklı bir çalıştay yaptı. Bu çalıştayda Atalay ilk defa ‘Demokratik Açılım’ çerçevesinde Kürt meselesinde neler yapılabileceğini gündeme getirdi. MİT 2009’dan önce yalnızca Öcalan ile değil PKK temsilcileri ile de görüşmelere başlamıştı. 2011’de dönemin başbakanlık müsteşarı ve MİT müsteşar yardımcısı Afet Güneş’in Oslo’da PKK’yı temsil eden Mustafa Karasu, Sabri Ok gibi isimler ile yaptığı görüşmelerin ses kaydı yayınlandı. Milliyet gazetesinde ise 2013’te Abdullah Öcalan’ın BDP milletvekilleriyle İmralı’daki cezaevinde yaptığı görüşmelerin tutanakları yayımlandı. Görüşmeler bugüne kadar sürdü.
ÖCALAN’IN LİDERLİĞİ
Suriye’deki gelişmelere PKK’nın müdahalesi, Suriye’nin Türkiye sınırlarında kendisine yakın PYD örgütünü çıkarması Öcalan’ın liderliğinin diğer Kürt bölgelerinde de yükselmesine yol açtı. Kürt gazeteci yazar Zeynel Abidin Erdem’e göre, Öcalan, Molla Mustafa Barzani’den sonra ilk defa Türkiye, Suriye, İran ve Irak Kürdistanı’nda da birçok Kürt tarafından ortak lider olarak görülüyor, Öcalan’ın yakalandıktan sonraki ifadelerinin olumsuzluğuna rağmen liderliğinin sarsılmadığına dikkat çekiyor; “Lider kültü Ortadoğu’ya özgü bir durum. Liderlik ve parti Ortadoğu’da aynı şey. İyi yapılan her şeyin ona mal edildiği, kötü yapılanlardansa kesinlikle haberinin olmadığı bir durum. Bingöl’de 33 asker öldürülür, haberi yoktur. Oysa liderlerden habersiz sinek uçmaz. Barzani ve Talabani Kürt toplumunda karşılığı olan liderlerdi. Ama aşiret temelli ortaya çıktılar. Irak Kürdistanı’nda PKK’ya sempatisi olanlar şunu diyor; ‘Bizim liderler hep kendi aşiretlerini savundu. İlk defa bir lider bütün Kürtleri savunuyor.’”
PYD (DEMOKRATİK BİRLİK PARTİSİ)
2003’te kurulan PYD, PKK’nın Suriye kolu olarak biliniyor. Parti, PKK ile organik değil ideolojik bir ilişkisi olduğunu söylüyor. Suriyeli muhalifler tarafından Esed rejimiyle işbirliği yapmakla suçlanıyorlar. Suriye’nin Türkiye sınırında ellerinde tuttukları üç bölgede kanton yönetimi kurdular.
SURİYE KÜRDİSTAN DEMOKRAT PARTİSİ
İkinci dünya savaşından sonra kurulan Suriye Cumhuriyeti, kuruluşundan beri kendi içindeki Kürtlerle sorunlu. Ancak Şam kendi Kürtlerine vermediği desteği diğer ülkelerdeki Kürt gruplardan esirgemedi. 1963’te iktidarı ele geçiren Baas Partisi de ülkedeki Kürt nüfusa karşı baskıcı tutumunu sürdürdü. Baas Partisi buna rağmen ciddi Kürt muhalefeti ile karşılaşmadı. Suriye’de ağırlıklı olarak Kamışlı ve Halep’in kuzeyinde yaşayan Kürt nüfus içinde, zaman zaman Irak ve Türkiye’deki Kürt hareketlerinden etkilenerek bazı küçük örgütler kuruldu. Bunlardan en önemlisi 1960’lı yıllarda kurulan Suriye Kürdistan Demokrat Partisi’ydi. Fakat parti kısa zaman içinde dağıldı ve etkinliğini kaybetti. Bölge ülkelerindeki Kürt örgütleri de Suriye’de örgütlenmeye sıcak bakmadı. Bunun en büyük nedeni Baas Rejimi’nin bu örgütlere bazen açıktan bazen üstü kapalı desteğiydi.
KÜRTLER SURİYE SAHNESİNDE
Suriye’de Baas rejimine karşı Arap Baharı’ndan etkilenerek 2011’de başlayan gösteriler ve sonrasındaki iç savaş, Suriye Kürtlerinin de kaderini değiştirdi. Ülkedeki politik kargaşa ortamında çeşitli siyasi partiler kurarak etkin olmaya çalıştılar. Bu partiler kurulurken geleneksel Kürt örgütlerinden etkilendi. İlk grupta Mesud Barzani’nin liderliğini yaptığı Kürdistan Demokrat Partisi’nin etkisinde kalarak kurulan ‘Barzaniciler’ yer alıyordu. Yine Celâl Talabani’nin liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin etkisindeki ikinci gruba ise ‘Talabaniciler’ dendi. Ülkede Barzani’ye yakın Suriye Kürdistan Demokrat Partisi, Talabani’ye yakın Suriye Kürdistan Yurtseverler Birliği gibi örgütler kurulmuştu. Kendilerine özgürlükçü anlamında ‘Azadici’ diyen küçük bir grup da vardı. Fakat bunların dışında PKK’nın kurduğu Demokratik Birlik Partisi (PYD) hızla örgütlenen ve güçlenen tek grup oldu. Suriye’deki durumu gören PKK yönetimi kendi içindeki Suriyeli militanları PYD çatısı altında savaşmaları için bölgeye göndermeye başlamıştı.
ESED KUZEY BÖLGESİNDEN ÇEKİLDİ
PYD, PKK’ya yakın tüm partiler gibi eş başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Eş başkanlığı üniversite eğitimini Türkiye’de, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde yapmış bir mühendis olan Salih Müslim yürütüyor. Diğer eş başkan ise uzun yıllar PKK içinde bulunmuş eski bir militan olan Asya Abdullah. Suriye’de savaşan muhalif gruplar başından itibaren, birkaç yıl içinde örgütlenen ve güçlenen PYD’nin Esed rejimi ile anlaşmalı kurulduğunu söylüyordu. Muhaliflerin saldırıları sonucu güç durumda kalan Esed rejimi, Kürt bölgelerindeki askeri güçlerini 2012’de Şam bölgesine çekti. 19 Temmuz 2012’den itibaren de PYD’ye bağlı silahlı güçler Kobani, Afrin, Kamışlı başta olmak üzere birçok kasaba ve şehirde yönetimi ele geçirdi. 911 kilometrelik Türkiye-Suriye sınırının önemli bir kısmının PYD tarafından ele geçirilmesine, bölgede rejime karşı savaşan çeşitli muhalif gruplar karşı çıktı. Kısa süre içinde Nusra Cephesi, Özgür Suriye Ordusu ve İslamcı gruplar ile çatışmalar başladı. Son olarak Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) de, Kobani’ye büyük bir saldırı başlattı.
PYD VE DİĞER KÜRT ÖRGÜTLERİ
PYD, Suriye’de faaliyet gösteren grupların içinde olduğu Kürt Ulusal Konseyi adlı bir kuruluş daha oluşturdu. Diğer Kürt partilerinin bu çatı altında toplanmasını isteyen örgüt, silahlı güçlerin de bu konseye bağlı olmasını istedi. Konseye girmek istemeyen Mesud Barzani’ye yakın grupların çalışmasına yasak getirdi. Suriye Kürdistan Demokrat Partisi’nin bürolarına baskın yaparak üyelerini tutukladı, bazı liderleri ise öldürüldü. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani PYD’nin bu tutumuna Irak Suriye sınırında sert önlemler alarak karşılık verdi. Sınırdan PYD üyelerinin geçişine izin vermedi. Uluslararası toplantılara katılmak için Kürdistan Bölgesini kullanan Salih Müslim’in geçişinin engellenmesi gerilimi daha da artırdı.
SURİYE’YE İSVİÇRE YÖNTEMİ
Suriye’deki iç savaş ortamında rejime karşı savaşan İslami yapıdaki örgütlerin Hristiyan, Nusayri ve farklı etnik yapılardaki nüfusa yönelik saldırıları da PYD’yi bir çekim merkezi haline getirdi. Seküler bir yapı olduğunu göstermeye özen gösteren PYD Cezire, Kobani ve Afrin’de ayrı yönetimi olan, üç kanton kurduğunu ilan etti. PYD eş başkanı bu kantonların yönetiminde Arap, Süryani ve diğer etnik azınlıklara da yer verdiklerini söyledi.
IŞİD SALDIRISI
Irak’ta IŞİD’in Musul’u ele geçirmesinin ardından Ezidi Kürtlerin yaşadığı Şengal’e saldırması, PYD’yi bu ülkede de IŞİD ile karşı karşıya getirdi. Mültecilerin Şengal Dağı’na sığınması ve peşmerge birliklerinin çekilmesinin ardından PYD hızla bölgeye girerek IŞİD militanlarıyla çatışmaya girdi. Suriye sınırına çok yakın olan bölgede PYD’nin koridor açarak mültecilerin bir kısmını tahliye etmesi örgütün etkinliğini arttırırken uluslararası kamuoyunda PKK ve PYD’nin IŞİD’e karşı durabilecek güçlerden biri olduğu şeklindeki görüntüsünün artmasına yol açtı. Ancak IŞİD’in son Kobani saldırıları PYD’yi çok zora soktu, bu imajının sorgulanmasına yol açtı.
PJAK (KÜRDİSTAN ÖZGÜR YAŞAM PARTİSİ)
PKK’nın İran’daki silahlı kolu olarak biliniyor. Ancak PKK bunu reddediyor. PYD örneğinde olduğu gibi organik olmayan bir ilişki olduğunu söylüyor, “Biz İran’la savaşmıyoruz.” diyor.
İran ile PKK arasındaki ilişkilerin 1988 yılına kadar dayandığı biliniyor. Bu ilişkilerin daha kapsamlı hale gelmesi ise 1990’lardan sonra başladı. İran PKK militanlarının geçişine, yaralılarının tedavisine ve İran-Irak sınırı boyunca kamp kurmalarına izin vermişti. 1999’da dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, İran’ı “PKK’ya destekte Suriye’nin yerini alan ülke’’ olarak tanımlıyordu. Yine Türk basınında yer alan haberlerde, PKK’nın İran içinde üç hastanesi, elliye yakın kampı olduğu yazıyordu.
İran ile PKK arasındaki ilişkiler, İkinci Körfez Savaşı’nın ardından ABD’nin Irak’ı işgali ile son buldu. ABD’nin Irak’taki askeri varlığı sonrasında PKK İran’a yakın olmak istemedi. Özellikle 2003’ten sonra PKK, İran karakollarına da saldırılar düzenlemeye başladı. Bu yılın sonlarında ise, Özgür Yaşam Partisi (PJAK) adlı yeni bir parti kurulduğu ilan edildi. Partinin başkanlığına ise PKK ile ilişkileri bilinen Abdurrahman Hacı Ahmedi getirildi. Yine PJAK Koordinasyon Komitesi başkanı İhsan Varya, daha önce aynı bölgenin PKK sorumlusuydu. PJAK’ın ortaya çıkışı ile birlikte Türkiye ve İran ilk defa PKK’ya karşı ortak askeri operasyonlar yapmaya başladı. İran hükümeti yaptığı açıklamalarda PJAK’ın ABD adına casusluk faaliyetlerinde bulunduğunu iddia ediyordu.
PJAK’A AĞIR DARBE
İran, sınır güvenliğini sağlamak için PJAK’a karşı Hacı Ümran’dan başlayarak Irak sınırının bir kısmına duvar dahi ördü. 2011’e gelindiğinde İran’ın binlerce askerle başlattığı operasyon örgütü etkisizleştirdi. Verdiği ağır kayıplar üzerine PJAK İran’a karşı ateşkes ilan ederek Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi aracılığı ile anlaşma önerdi. PKK yönetimi PJAK’ın kendilerine bağlı bir kuruluş olduğu iddialarını sürekli reddetti. O dönem PKK liderlerinden Murat Karayılan; “Biz, PKK hareketi olarak İran’la bir savaş içinde değiliz. Doğu Kürdistan’da mücadele yürüten biz değiliz, PJAK’tır. PJAK’ın bizimle ilişkisi vardır, hem de stratejik düzeydedir. Biz bunu inkâr etmiyoruz ama İran’la PJAK’ın savaşla değil, siyasal yöntemlerle çözüme gidebileceklerini düşünüyoruz. Çatışmanın durması için PJAK’ı ikna ederek sınır hattından bir kademe geri çekilmelerini sağladık.” diyordu.[4]
PJAK KENDİNİ FESHETTİ
İran’a yönelik saldırılarına 2011 yılında son veren PJAK, Kandil dağlarına çekildi. 5 Mayıs 2014’te Kandil’de yaptığı bir basın toplantısı ile de faaliyetlerine son verdiğini açıkladı. Açıklamada yerine kurulan örgütün isminin Doğu Kürdistan Özgürlük Örgütü (KODAR) olduğu açıklanarak eş başkanlarının Rezan Cavit ve Zilan Tanya olduğu duyuruldu.
- [1]AlizaMarcus, İletişim Yayınları, Kan ve İnanç, sf. 44
- [2] Rafet Ballı, Kürt Dosyası,Cem Yayınevi,sf.13
- [3]AlizaMarcus, İletişim Yayınları, Kan Ve inanç sf. 362
- [4]http://www.lekolin.net/haber-2103-Karayilan-Idamlar-Durursa-PJAK-Siyasal-Alana-Cekilebilir.html
-