Özel Haber | Detay Haber | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

  • Ana aktör Türkiye Ana aktör Türkiye
    Fırat'ın doğusundaki güvenli bölge planında en önemli rolü Türkiye'nin oynadığını belirtti.
Son Dakika

Tarık Ramazan
Tarık Ramazan


İslamla oynamak
Ulusal Geçiş Konseyi’nin (UGK) Başkanı ve yeni Libya lideri Mustafa El-Celil, geçtiğimiz birkaç hafta boyunca şunu tekrar edip durdu: “Referansımız şeriattır ve Libya’da şeriat uygulanacaktır.”
28/11/2011, 13:10


Mustafa El-Celil’in İslami kuralları temel alan bir rejim kurulacağına dair bu sözlerine, Batılı politikacılar ve İsrail yanlısı Fransız kökenli, kendi çapında bir düşünür olan Bernard Henri Levy gibi entellektüeller, şaşırtıcı bir şekilde herhangi bir tepki göstermediler. Gerçekten de şaşırtıcı! Mustafa El-Celil, adeta Libyalı devrimcilerin gerçekten bağımsız olduklarını ve ne Fransa, ne ABD ne de Batı tarafından korunmadıklarını göstermek istiyor gibiydi. Bazı medya organları, Fransızların, Amerikalıların ve İngilizlerin kimleri desteklediği sorusunu sorarken, Batı sessizliğini koruyordu.

Libya’daki politik durumun ne kadar karmaşık olduğu göz önüne alındığında, El-Celil’in açıklaması zamanında yapılmıştır ve akıllıcadır. Onun, Batı’da son derece tartışmalı kavramlara kasten atıfta bulunmasının amacı, Libyalılara Batı’nın bir kuklası olmadığını göstermektir. Bu yüzden de, Batılıların garipsediği, şeriat veya çok eşlilik gibi (Batı’da şeytanileştirilen) kavramları kullanarak, duygusal açıdan oldukça gergin olan Libyalı Müslümanlara tamamen bağımsız olduğunu kanıtlamaya çalışmaktadır. Fransa, İngiltere ve ABD için ise bu, dünyaya Libya’nın artık yalnız başına olduğunu ve NATO’nun artık kenara çekilerek Libya’nın geleceğini kendi gelenekleri çerçevesinde inşa etmesine izin vereceğini göstermenin bir yoludur. Politik ve dini açıdan İslam’a yapılan atıfların amacı, Müslümanları yatıştırmak, UGK’ye geleneksel ve dinsel meşruiyet sağlamak ve Batı’nın üç boyutlu olarak -askeri, jeopolitik ve ekonomik- Libya’ya nüfuz edişini gizlemektir.

Arap isyanları, bölge halklarının özgürlük, onur ve adalet istemekle birlikte, geleneklerinden ve dinsel inançlarından vazgeçmeye hazır olmadıklarını gösteriyor. Tunus’un İslami eğilimli Partisi Ennahda’nın, kısa süre önceki seçimlerde elde etmiş olduğu zafer, tarihsel bir gerçeğin altını çiziyor: İslamiyet, Araplar için vazgeçemeyecekleri bir referanstır ve insanların artık siyasi taleplerini, kimlikleriyle ilgili endişelerini ve ekonomik beklentilerini ifade edebilecekleri demokratik süreçte, geleceği inşa etmelerinde kritik bir rol oynayacaktır. İslam’ı, çeşitli derecelerde referans almış muhafazakâr partiler (ve dolayısıyla İslami partiler) daha fazla zemin ve politik meşruiyet kazanıyor. Bu siyasi partiler, üç ayaklı bir politika üzerinde faaliyet gösteriyorlar. Bunlar: demokratik kuralların kabulü, İslami kimliğin korunması ve ulusal pazarlarını egemen ekonomik güçlere ve çok uluslu şirketlere açmaya hazır olmak. Türkiye bu konuda bir örnek teşkil etmektedir. Hiç kimse, İslami kökenli bir hareket olan AK Parti’nin bu üç ayaklı politikayı yönetmekte göstermiş olduğu başarıyı inkâr edemez. AK Parti, dini açıdan muhafazakâr, jeopolitik olarak Batılı güçlerle (yakın zamanda bunlara İsrail’de eklenmiştir) başa çıkmaya hazır ve ekonomik olarak da hâkim kapitalist sisteme entegredir. Büyük bir açıklık göstermişler (AB’ye) ve dikkate değer bir esneklik sergilemişlerdir. Batı, gerçekten de, Ennahda’dan Müslüman Kardeşler’e kadar, uyum sağlamaya ve işbirliği yapmaya istekli herhangi bir İslamcı parti ile iş yapabilir. Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da (ODKA) olaylar hızla gelişiyor ve yeni stratejiler, bölgede Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin gibi yeni aktörlerin varlığının yol açtığı endişeler üzerinde yükseliyor. Arapların zihinlerini, kalplerini ve paralarını kazanmak için yapılan bu yarışta, Batının kaybedecek zamanı yok.

Bu son derece karmaşık politik ve ekonomik oyunlar içerisinde önemli bir sorun göze çarpıyor. Batılı ülkelerin geçmişte, (petro-monarşilerle veya Afganistan’da gördüğümüz gibi) siyasi İslamla herhangi bir sorun yaşamadan çıkarlarını koruyabildiklerini biliyoruz. Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin gibi ülkeler ise Arap ülkeleriyle güçlü siyasi ve ekonomik bağlar kurmak istedikleri için bölgedeki durum ne olursa olsun, kabullenebilecek durumdalar.

Kilit faktör İsrail olacak. Bütün İslamcı partiler (ki sonradan Türkiye’de bunlara dahil olmuştur) geçmişte Siyonist devlete karşı tavır almışlar ve (İran’daki rejim de dahil olmak üzere) bu sayede de geniş halk kesimlerinin desteğini sağlamışlardı. İslamcılar demokratik düzene geçmeye ve mevcut ekonomik sisteme katılmaya hazır olabilirler (ki İslamcı partilerin çoğu bunu kabul etmektedir) ancak İsrail’e karşı tutumlarını değiştirmemeye de kararlılar. ABD ve Avrupa ülkelerinin gerilim içerisinde, çelişkili tutumlar takınmalarının temelinde de bu durum yatıyor. ODKA’da var olmak istiyor, ancak İsrail ile aralarına mesafe koyamıyorlar. Diğer yanda ise, İsrail ile tarihsel bir ittifakları olmayan Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin gibi ülkeler var ve Orta Doğu’daki çatışmalarda Batı’nın önyargılarına meydan okumaya hazır gözüküyorlar.

Arap dünyasındaki tartışmanın temelinde İslami referanslar var. Siyasi İslam bir yol ayrımında ve sayısız meydan okumanın yanı sıra çatışan çıkarlarla da baş etmek zorunda. Nelerin tehlikede olduğunu görmemiz, ancak kapsamlı bir tartışma ile mümkündür. Birçok akım -hatta İslami partiler bile- meşruiyet kazanmak adına İslamla oynuyorlar. Siyasetin bayağılığı tartışılmaz. Arap dünyasında, Filistin davasına gerçekten destek olmak bir yana, onur, adalet ve şeffaflık gibi İslami prensiplere saygı göstererek kim iktidarda kalabilecek?




İslamla oynamak 28-11-2011
İngiltere İsyanı 29-08-2011




En Çok Okunanlar