Özel Haber | Detay Haber | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

Son Dakika

Paul Krugman
Paul Krugman


Avrupa’nın gözardı ettiği para birimi uyarıları
07/01/2012, 13:05


Ekonomist Nouriel Roubini, 6 yıl önce İtalya'nın Euro üyeliğinde sorun yaşayabileceğini söylediğinde İtalya Ekonomi Bakanı'nın nasıl bağırıp çağırdığını yazdı. Roubini'nin dediği şimdi gerçek oldu.

Neredeyse altı yıl önce, ekonomist Nouriel Roubini, İtalya'nın Ekonomi Bakanı Giulio Tremonti'nin, Roubini İtalya'nın Euro üyeliğiyle sorun yaşabileceğini söylediğinde, nasıl ter ter tepindiğini anlatan bir yazıyı EconoMonitor internet sitesine yazdı. Hayır, adaletsizlik yapmıyorum, yazısını okuyun.

Orada 2006'da İsviçre'nin Davos şehrinde Avrupa para birliğinin artıları ve eksileri konulu bir panele katılan Roubini, şöyle yazdı: "Bütün diğer panelistler başlığı görmezden gelip Avrupa para birliğine (EMU) atfedilen bütün iyi şeyler hakkında konuşurken, ben soruları ciddiye alıp EMU'yu bekleyen kimi problemleri ve riskleri düşündüm ve ayrılmanın risklerini, özellikle de İtalya'nın durumu için. İfadelerim bakan Tremonti'de bir telaş yarattı, sözümü kesip öfke nöbetleri geçirmeye, bağırmaya başladı -bütün katılımcıları dehşete düşürerek- bana 'Türkiye'ye dön!' dedi."

Epey büyük bir olay.

Diyeceğim, bu olayın Euro bozgununa giden yolda yaşanan bir örnek olduğu. Risklerle ve muhtemel olumsuzluklarla ilgili ciddi tartışmalara basbayağı izin verilmedi. Proje hakkında hafif de olsa endişeler dile getiren bağımsız bir ekonomistseniz, düşman olarak etiketlenip tartışmanın dışında bırakılıyordunuz.

Bir bakıma, asıl dikkate değer olan felaketin ancak şimdi vurması.

Refah devletleriyle ilgili değil

Bir felaket yaşandığı her seferinde, insanlar onu önceden inandıkları şeyi doğruladığını iddia etmek için üstüne atlıyor. Euro için de böyle oldu.

Laf aramızda, Euro'nun politik bir bakış açısından sunuşu hakkında ilginç olan şey, ideolojik yelpazeyi nasıl kestirmeden geçtiğiydi. Wall Street Journal cemaati tarafından altına dönüş yolunda bir kilometre taşı olarak görülerek, İngiliz solundaki birçoğu tarafından da bir sosyal demokrasiler ittifakı yaratmanın bir yolu olarak düşünülüp alkışlanmıştı. İngiltere'yi Amerika yönünde daha ileri götürmek için özgür olmak isteyen Thatcher'cılar ve ihtiyari para ve maliye politikasının önemine inanan Amerikan liberalleri de eleştirmişti. Ama iş başa dert açınca, sağdakiler döne döne bunun bir gösterge olduğunu söylüyor, güçlü refah devletlerinin işlemeyeceğinin göstergesi.

Yani, ortada olan şeyi söylemek için, sıkıntıdaki ülkeler hiçbir şekilde özellikle cömert refah devletlerine sahip olmakla öne çıkan ülkeler değiller. Birkaç gösterge kullanabilirsiniz -ABD'deki işveren temelli sağlık sigortası gibi, devlet politikası tarafından yönlendirilip düzenlenen hem kamu harcamasını hem de özel harcamayı (birlikte ve ayrı ayrı) ölçen, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) 'sosyal masraf' ölçüsü örneğin.

Bu veri, en yüksek sosyal harcamayı yapan İsveç'in gayet iyi durumda olduğunu gösteriyor. Danimarka da öyle. Ve parçalanan Euro'nun üst tarafında duran Almanya'nın da Y.İ.P.İ.'den (Yunanistan, İrlanda, Portekiz ve İspanya) daha büyük bir refah devleti var. Gerçekler sağdakileri ikna edeceğinden değil de, refah devletini suçlamak saçma.

ARKA PLAN: EURO

İtalya yeniden başlatıyor

Avrupa'nın borç krizi ile ilgili endişeler, ülkenin devasa borcu üstündeki rekor yükseklikteki, gayri safi yurtiçi hasılanın yaklaşık yüzde 120'sini oluşturan faiz hadlerinin, Euro Bölgesi'nde borçlarında temerrüde gideceği korkusunu tetiklediği İtalya'da yoğunlaştı. Bir haftalık piyasa dalgalanmasının ardından 11 Kasım'da İtalya tahvillerin bir kısmının açığa satışına (fiyatların düşeceği beklentisiyle hisse satıp sonra daha ucuza geri alma işi) süresiz yasak getirdi. Yetkililer bunun spekülatörlerin düşen fiyatlardan kazanç elde etmek amacıyla İtalyan hazine bonolarını ve diğer kıymetleri hızlıca elden çıkarmasını güçleştirmesini umuyor. İki gün sonra ekonomist Mario Monti, İtalya'nın tahvil piyasalarının aşınmaya başladığından emin olduktan sonra görevi bırakan ülkenin renkli ve bozguncu lideri Başbakan Silvio Berlusconi'nin istifasının ardından, yeni bir hükümet kurma zorlamalarını kabul etti. Monti hem başbakan hem de maliye bakanı olarak görev yapacak.

New York Times için çalışan bir gazeteci olan Elisabetta Povoledo, 16 Kasım'da Monti'nin İtalya'da iş ve politika dünyasının ileri gelenlerinin yanı sıra sendika temsilcileriyle de yakın zamanda görüşmeler yaparak siyasi farklılıkları onarmaya ve halk mali dertlerle başa çıkmaya çalışırken desteği artırmaya çalıştığını yazdı.

Monti bu görüşmeleri 'hararetli ve yararlı' olarak tanımladı, diye yazdı, Povoledo ve açıkladı: "Bu ifade Monti'nin, zenginlik vergisi ve kimi sendikaların karşı çıktığı emeklilik reformu gibi popüler olmayacak geniş önlemler almak için politik ve sosyal yelpazeden tavizler kopardığını kast ediyor gibiydi."

Avrupa'nın dikkati İtalya'ya yoğunlaşmışken, Financial Times'ın görüşünü aldığı ekonomistler ve uzmanlar, yayılan Euro Bölgesi krizinin sıradaki kurbanının İspanya olabileceğini söyledi.

Bir tartışmayı kazanmak işleri karıştırıyor

ColumbIa Journalism Review'da (CJR) yakınlarda yayınlanan bir yazı, Amerikan Girişim Enstitüsü'nün (AGE) ABD'de gelir eşitsizliğinin hiç de artmadığını gösterdiğini iddia eden bir 'çalışmasını' al aşağı etti. CJR'de bir muhabir olan Ryan Chittum, AGE'de yayınlanan 'Gelir eşitsizliğinin bir efsane olmasının 5 nedeni-ve Wall Street'i İşgal nerede yanılıyor?' başlıklı bir blog yazısına dair 26 Ekim'de şöyle yazdı: "Böylesi bir başlık, yazıyı okumaya çekiyor, eşitsizliğin neden artmadığına ilişkin sağlam gibi görünen (ama sonuçta yanıltıcı) kanıtlar sunarak ilerliyor ve bütün bu eşitsizlik meselesinin hakikaten bir sorun olup olmadığına ilişkin kuşku tohumları ekmeyi amaçlıyor." Asıl çarpıcı olan AGE'nin yanıltıcı rakamlar düzmek gibi alışıldık uygulamalara başvurmaması; başka insanların, örneğin ekonomist Robert Gordon'da olduğu gibi, araştırmalarının gerçekte söyledikleri hakkında doğrudan doğruya yalanlar söylüyor.

Kendimi düşünürken bulduğum şey ise, bu eşitsizlik tartışmasının bugünlerdeki birçok tartışmanın tipik özelliklerini gösterdiği: Derinde sağın çok katmanlı bir savunmaya sahip olma şekli, bu da sadece gerçekleri inkar etmeyi içermiyor, sıkışınca, bu gerçekleri inkar ettiğini inkar etmeyi de kapsıyor.

İklim değişikliğini düşünün. Aynı anda sağ kesimden çeşitli insanlar (a) küresel ısınmanın yaşandığını inkar ediyor, (b) birilerinin küresel ısınmayı inkar ettiğini inkar ediyor ama insanların sorumlu olduğunu inkar ediyor, (c) birilerinin insanların küresel ısınmaya sebep olduğunu inkar ettiğini inkar ederek, asıl iddianın doğru karşılık vermekle ilgili olduğunda ısrar ediyor.

Eşitsizlik konusunda (henüz) üç seviye olup olmadığından emin değilim ama kesinlikle (a) eşitsizliğin arttığını inkar eden sağcılar ve (b) birilerinin eşitsizlik artışını inkar ettiğini inkar ederek, bu artışı sınırlamak isteyen her öneriye saldıranlar var. Bu kadar çelişkili konumlar almak nasıl mümkün olabilir diye sorabilirsiniz. Cevap şu, işiniz tartışmayı karıştırmaksa, bu çok kolay.

'İkiyüzlülük' yanlış anlaşıldı

Geçen hafta yazdığım 'ikiyüzlülük' kelimesinin anlamının yaygın yanlış anlamalarıyla ilgili yazımın korkuluklara laf anlatmak olduğunu düşünenler varsa, işte size politikacılar, diyor ki -burada bir yanlış anlama olabileceğine dair bir ipucu vermeden- Massachusetts senatör adayı Elizabeth Warren, ekonomik adaletsizliğe karşı yürüttüğü kampanyada inandırıcı olmayabilir çünkü kendisi zengin. 6 Kasım'da Scott Wong tarafından yayınlanan bir yazıya göre: "Elizabeth Warren Wall Street'i İşgal hareketini ve 'Yüzde 99' kitlesini kucaklamış olabilir ama devlet kayıtları bu liberal fesatçının Amerika'nın en zengin yüzde 1'ine dahil olduğunu gösteriyor."

(Kafayı duvara vurma sesi)

Eh, yani.

Kendisi Harvard'da hukuk profesörü, kocası da çalışıyor. Iyi kazandığına şaşırmamız mı gerek? Ve -dar kişisel çıkarın dışına çıkabilme yeteneğini öveceğimize- kendi vergilerini yükseltecek politikalar savunuyor diye bunu tasvip etmememiz mi gerekiyor? Şahsen ben onun yanında yer almaktan gurur duyarım.

ARKA PLAN: İNKAR

Eşitsizlik argümanı

ABD çapında Wall Street'i İşgal'den ilham alan hareketlerin odağını oluşturduğu gelir eşitsizliğine karşı protestolar, bu eşitsizliklerin önemli olduğu ve daha da büyüdüğüne ilişkin politik bir tartışmanın da kıvılcımını tutuşturuyor. 18 Ekim'de bir yorumcu, James Pethokoukis'in, muhafazakar Amerikan Girişim Enstitüsü tarafından internet üzerinden yayınlanan bir dergi olan The American'da 'Gelir eşitsizliğinin bir efsane olmasının 5 nedeni-ve Wall Street'i İşgal nerede yanılıyor?' başlıklı bir yazısı yayınlandı. Pethokoukis, Northwestern University'de bir ekonomist olan Robert Gordon'un 2009'da yayınlanan bir ön raporuna işaret etti. Gordon, şunu yazıyordu: "Amerikan eşitsizliğinin büyüklüğü abartılıyor ve etkisi de büyük ölçüde geçmişte kaldı. Standart yorumlar medyan gerçek hanehalkı gelirinin yavaş büyümesine ağıtlar yakıyor ve son otuz yılda (1979-2007) gelirde büyüme ile üretkenlik arasındaki farkından yıl başına yüzde 1.46 olduğu sonucuna varıyor." Pethokoukis tamamlıyor: "Başka bir deyişle, gelir artışları gayet eşit şekilde paylaşıldı."

Ama başka yorumcular Pethokoukis'in iddiasını çürütüyor. 26 Ekim'de Columbia Journalism Review tarafından internette yayınlanan bir cevapta, Ryan Chittum, Pethokoukis'in Gordon'un raporundaki ilk cümleyi "nasılsa gözden kaçırdığını" söylüyor. O da şu: "Kanıtlar, ABD'de 1970'lerden beri gelir eşitsizliğinin arttığını su götürmez şekilde gösteriyor." Chittum, şimdiden geniş bir farklılık olduğuna göre, gelir eşitsizliği yüksek bir oranda artmıyor diye, bir sorun yok demek değil diyor.







 
Devlet Cizre'de terörün izini sildi
Şırnak'ın Cizre ilçesinde, çukur kazıp, barikat kuran, patlayıcı tuzaklayan PKK'lı teröristlere yönelik başlatılan, operasyonunun 11 Şubat 2016'da sona ermesinin ardından devlet terörün izlerini sildi.

En Çok Okunanlar