Seçim Sonuçları 2019 | Özel Haber | Detay Haber | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

Son Dakika

Paul Krugman
Paul Krugman


Avrupa'da kemer sıkma gerilemeyi garantileyebilir
29/12/2011, 15:28


Krizdeki Avrupalı liderlerin açıkladığı plan tamamen saçmalıktı. Genel olarak ödeme dengeleriyle alakalı bir krizle karşı karşıya iken güya herkesi mali tasarrufa yönelttiler. Böylece resesyon garantilendi.

Avrupalı liderlerin bu ayın başında açıkladıkları plan, açık konuşmak gerekirse, tamamen saçmalıktı. Genel olarak ödeme dengeleriyle alakalı bir krizle karşı karşıyayken ve mali kriz ikinci derecede önem taşırken, güya herkesi sıkı mali tasarrufa adadılar. Böylece asıl soruna dair bir şey yapılmazken, resesyon garanti altına alınmış oldu. Ancak pek çok gözlemciye ve piyasaların bir bölümüne göre, bu yöntem işe yarayacaktı. Çünkü yaratacağı sıkıntı ECB'yi müdahaleye zorlayıp, yüksek miktarda İtalyan ve İspanyol tahvili satın almasına yol açacaktı. Neticede bu plan Mario Draghi'nin insafına kalmıştı. Bu kadar aklı başında insanın nasıl olup da ECB'nin yapması gerekeni yapacağına güvendiğini görmek çok ilginç. Euro'ya dair her konuda dahi bir uzman olan ekonomist Barry Eichengreen 2012'ye dair beklentilerini sıraladığı analizinde ECB Başkanı Draghi'nin günü kurtaracağından gayet emin. Project Syndicate için kaleme aldığı bir köşe yazısında Eichengreen diyor ki: "Euro Bölgesi'nin çöküşü tabii ki mali ve ekonomik bir felaket olur."

Yazı şöyle devam ediyor: "İşte tam da bu yüzden Avrupa Merkez Bankası ayak diretmeyi bırakıp İtalyan ve İspanyol tahvil piyasalarına müdahale edecektir. Ve gene bu yüzden İtalya ve İspanya devletleri nihayetinde rahat bir nefes alacak ve böylece ECB'nin talep ettiği reformları gerçekleştirebilecekler." Ancak şu ana dek görünen o ki, mali süvariler yardıma gelmiyorlar. Tahvil piyasası bunun farkına vardı. Anglosakson ekonomistler şunu anlamalılar ki Almanlar ve ECB aslında hiç de birimle aynı dünya görüşünü paylaşmıyorlar. Onların inandığı şey kemer sıkmanın her şeyin çözümü olduğu. Ve tüm belirtiler gösteriyor ki, Euro çökerken dahi bu inançlarına sadık kalacaklar. Euro'nun çöküşünü de borç verenlerin sorumsuzluğuna bağlayacaklar. Avrupa'yı kurtarmak ve erdemli kalmak seçenekleriyle karşı karşıya kaldıklarında ECB ve Almanlar ikinci seçeneği tercih edeceklerdir.

ECB Roosevelt'i tersten anladı

Economist dergisinin ekonomi muhabiri Ryan Avent, son zamanlarda ECB'nin geçen bahar aldığı faiz oranlarını yükseltme kararının (ki o zaman da kulağa delice geliyordu, şimdi daha da delice geliyor) çöküşün başlangıcı olduğunu iddia edenlerin saflarına katıldı. 28 Kasım günü internette yayınlanana bir makalesinde "Belki de tek para birimi hayatta kalacaktır. Tersi kesinlikle felaket olur" diyen Avent, şöyle devam etti: "Ancak eğer ECB Euro Bölgesi'ni devasa tahvil alımlarıyla geçekleşerek bir para akışı ile kurtarmayı becerse dahi, bölgeyi en başta neredeyse mahvedenin de ECB olduğunu unutmamalıyız."

Ama ufak oran artışları nasıl oldu da bu kadar büyük zarar verebildi? Avent'in açıklamasına göre burada beklentiler etkili oldu. Buna Roosvelt'i tersten anlamak gibi bakabiliriz. Birkaç yıl önce American Economic Review dergisinde New York Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Gauti Eggertsson'ın 1933-1937 arasındaki ekonomik düzelmeye dair bir analizi çıktı. Ona göre bu düzelme önemli oranda gelecekteki para politikalarına dair beklentiler ile ilgiliydi. Başkan Franklin D. Roosvelt Amerika'nın altın standardını kaldırarak (o zamana göre şok edici bir hareket) ve mali depresyon öncesi fiyatlara dönüş çağrısı yaparak yükselen fiyatların talebe faydalı olacağına dair bir beklenti yaratmıştı. Peki, 2011 baharında ne oldu? ECB alttan gelen enflasyon baskısı varla yok arasında olmasına rağmen faizi yükseltti ki merkezin dışında ihtiyaç duyulan fiyat ayarlaması için yüksek bir enflasyon hedefinin gerektiği açıktı. Dönemin ECB Başkanı Jean-Claude Trichet televizyona çıkıp 'ben ve arkadaşlarım Güney Avrupa'nın borç krizini içinden çıkılamaz hale sokmakta kararlıyız' deseydi de aynı kapıya çıkardı. Krizi içinden çıkılamaz bir hale getirmeyi başardılar da.

Partizan saçmalığı, siyasi saçmalık

Başkan Obama, ABD'deki partizan bölünmeyi aşmak için ümitsizce ve anlamlı olma noktasının çok ötesinde çaba sarf etti. Bankacılara karşı iyi olmak için de aşırı çaba sarf etti. Bu durum sonunda değişiyor olsa da, her çeşit popülist söylemden açıkça rahatsızdı.

Ve tüm bunların karşılığında aldığı ödül, eski Massachusetts valisi ve şu anda Cumhuriyetçiler'in başkanlık için adayı Mitt Romney'nin onu yeteneklerinden ihtiyaçlarına kadar tam bir Marksist olarak tanımlaması oldu. Kısa süre önce yaptığı bir konuşmada Romney şöunları söyledi: "Obama bizim ehliyete dayalı toplumumuzun yerine bir salahiyet toplumu koymak istiyor. Bir salahiyet toplumunda herkes, eğitimi, verdiği çaba ve risk almaya istekliliği göz önüne alınmadan, aynı veya benzer ödüller alır. Bazıları tarafından kazanılanlar diğerlerine dağıtılır. Ve gerçek anlamda orantısız ödüllerin keyfini çıkaran tekrar dağıtımı yapanlar, yani hükümettir." Burada gerçeklerin önemi yok. Bu yüzden Obama ulaşılması imkansız sağ yerine kendi tabanına ulaşsa daha iyi olur.

Uzun lafın kısası

Olympia Snowe saçmalıyor. Bu ayın başlarında, yeni çift partili iş yaratma yasa tasarısına cevaben, Maine Cumhuriyetçi Senatörü "Bir yıllık geçici önlemler için kalıcı vergi artırımları gibi mali saçmalıklar, ulusu 15 trilyon dolarlık borç krizine sürükleyen sorunun ta kendisidir" dedi.

Aslında bu pek çok düzeyde saçmalıktan ibaret. Negatif reel faizle borç alabilen bir ülke, bir borç kriziyle karşı karşıya değildir. ABD'nin 15 trilyon dolarlık bir borcu var; ama bu borç (1) hiç ödenmeyen kalıcı vergi kesintilerinin (2) hiç ödenmemiş büyük geçici savaş harcamalarının ve (3) esasen geliri düşüren ve bir miktar acil durum harcaması (ki bu borcun küçük bir kısmı)gerektiren ciddi bir ekonomik krizin bileşimini yansıtıyor.

Bir şey daha. Makroekonominin temel bilgilerine göre, kısa vadeli giderlerin uzun vadeli tasarrufla dengelenmesi, gerileyen bir ekonomi ile karşı karşıya kaldığınızda yapmamanız gereken şey. Bu 'saçmalık' değil, bu geleneksel makroekonomi ve sorumluluğun zirvesi.

Bu bana, hem buradaki yorumlarda hem de olağan şüphelilerin saldırılarında sık sık gündeme gelen bir şey hakkında daha fazla konuşma şansı veriyor: Neden Başkan George W. Bush'un açığı artıran politikalarını eleştirdikten sonra, Obama'ya açığı artıran politikalar üretmesi için çağrıda bulundum? Cevabın bir kısmı ekonomik şartlardaki değişimde yatıyor. Ekonomi likidite tuzağına düştüğünde açığa dayalı harcamalar genişlemecidir; tek yaptığı, siz sıfır alt sınırı ile karşı karşıya kaldığınızda diğer harcamalara yer bırakmamaktır.

Cevabın bir diğer kısmı ise şu: Bushlar vergi kesintilerini haklı çıkarmak için Keynes argümanlarını kullanırken, bu kesintiler kalıcı olmak için tasarlanmıştı; yani bizzat geçici olmadıkları için sorumsuzcaydılar. Obama'nın yaptığı hiçbir şey bu günahı işlemiyor. Aslında sağlık reformundaki uzun vadeli harcamalar karşılandı ve devlet yardımı ve yerel yönetimler ve işsizlik ödeneğinin genişletilmesi gibi geriye kalan her şey, hem geçici olmak için tasarlanmıştı hem de gerçekte geçici oldukları ortaya çıktı. İşte, politik tuhaflıklar dünyasında sıradan bir gün.

ARKA PLAN: AMB

Birleşmiş cephe

Başı kredi sıkıntısıyla dertte olan Avrupa Merkez Bankası (ECB), 8 Aralık günü faiz oranlarını iki ay içerisinde ikinci kez düşürdü. Yetkililer ayrıca isteyen bankalara üç yıl vadeli acil durum kredileri verileceğini ve gereken ihtiyat oranlarının da azaltıldığını duyurdular. Faiz oranlarında yapılan indirim, Avrupa'da süregelen borç krizinin etkilerine karşın tutuculuğundan taviz vermeyen alışılmış ECB politikalarından beklenmedik bir dönüş oldu. Bu yıl, bir önceki başkan Jean-Claude Trichet döneminde ECB faiz oranlarını iki kez artırmıştı. Temmuz ayındaki ikinci artış, Avrupa liderleri Yunanistan'ı kurtarmak için yeni bir çıkış yolu ararken enflasyona karşı gerçekleşmişti. ECB'nin şu anki başkanı Mario Draghi, yeni tedbirlerin 'bankacılık sektörünün likiditeye erişimini güçlendirmesi ve Euro Bölgesi para piyasasının işleyişini kolaylaştırması gerektiğini' söyledi. Avrupalı liderlerin 9 Aralık günü vardıkları anlaşma Avrupa Birliği dahilinde mali ve ekonomik bakımdan daha güçlü bir birlik vaat ediyor. Euro kullanan 17 ülke ve 6 diğer ülke, mali açık limitlerinde daha sıkı kontrol ve ECB'ye Euro Bölgesi'nin iki kurtarma paketi fonunun kontrolünü verme üzerinde anlaşmaya vardılar. (Başbakan David Cameron'un Britanya bankalarının anlaşmadaki bazı koşullardan muaf olması görüşünden dolayı anlaşmanın önceki bir versiyonunu veto etmesi sonucu Britanya dışarıda kaldı) Draghi, Mart ayında hazırlanacak anlaşmanın Euro Bölgesi'nde iyi mali uyum ve daha disiplinli ekonomik politikalara zemin oluşturacağını söyledi ama bazı Avrupa liderlerinin istediği üzere merkez bankasının tahvil alışında artışa gidileceği yönünde bir sinyal vermedi.