Özel Haber | Detay Haber | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

  • yeniden buluşmak üzere yeniden buluşmak üzere
    Kısa süreliğine sizlere veda ederken, Pressmedya Ailesi olarak her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.
Son Dakika

Paul Krugman
Paul Krugman


Avrupa tasarrufu satmaya çalışan liderlere karşı dikkatli olmalı
Bugünkü oy verenlerin öfkesini savaş sonrası nüfusun metaneti ile karşılaştırırken tüketimciliği değil, seçmenlerin karşısına haksız planlarla çıkan liderleri suçlayın.
28/11/2011, 13:07


Avrupa tasarrufu satmaya çalışan liderlere karşı dikkatli olmalı

Kasım günü New York Times’ta, kemer sıkma politikalarına bugünkü bakış ve normal durum olduğu savaş sonrası Britanya’daki bakış arasındaki farklara dair ilginç bir Alan Cowell yazısı vardı. Cowell’in de hatırlattığı üzere, merhum Tony Judt’un da dediği gibi, en büyük farklardan biri o zamanlar fedakarlığın bölüşülüyor olmasıydı. “2010 yılında Lou Gehrig hastalığından ölmeden önce, tarihçi Tony Judt çocukluğunu anımsadı. II. Dünya Savaşı’nın bitmesinin hemen ardından takatten düşmüş Britanya imparatorluğunu v e eski itibarını yavaş yavaş kaybediyordu. Anılarında ‘1949 yılına dek giysiler karneyle veriliyordu; basit mobilyalar 1952, yitecek ise 1954 yılına dek’ diye yazmıştı. Vardığı sonuç, kemer sıkma o ‘aç bilaç devirde sadece ekonomik bir durum değildi: Toplumsal bir ahlak anayışı uyandırmıştı’ oldu.”

Cowell şöyle devam ediyor: “Devasa borç sorunuyla mücadele eden Avrupa onun daha önce de var olduğu gerçeğini unutmuşa benziyor. Savaş sonrasındaki nüfus patlamasıyla doğan nesilin kökleri o sıkıntılı döneme dayanıyor. Judt’un da dediği gibi, son yıllardaki bolluk savaşın etkilerinden kurtulmaya çalışan insanlar tarafından hayal dahi edilemezdi.”

Ama daha önemli oldukları söylenebilecek başka farklar da var.

BİR: Savaş sonrası Britanya’da karne sistemi vardı, maddi tüketim depresyondaydı ama dönemin istatistiklerine göre tam istihdam vardı. Bu çok önemli. Gördüğüm tüm deliller işsizliğin psikolojik bedelinin gelirini kaybetmekten çok daha büyük olduğunu gösteriyor (ve maddi sıkıntısı olmasa da iş bulmayı beceremediği için depresyonda olan insanlar tanıyorum). O yüzden bazıları gibi, Amerika’da kişi başına düşen tüketim tarihi istatistiklere göre hâlâ yüksek olduğundan durum fena sayılmaz demek aptalca.

İKİ: Savaş sonrası Britanya’sındaki kemer sıkma politikaları kaynakların reel ve bariz limitlerine göre oluşmuştu. Aslında dövüz stoku kısıtlıydı. İnsanlar aslında neden malların karneye tabi olduklarını biliyordu: Britanya savaşta çok para harcadı, o yüzden şimdi faturaları ödeyebilmek için dişini sıkmak zorunda.

Bugün ise aksine, kemer sıkma politikalarını öneren takım elbiseliler bunun finans piyasalarının görünmez tanrıları için gerekli olduğunu söylüyorlar.

Halkın buna şüpheyle yaklaşması doğal, hem de sadece bu görünmez tanrıların kurbanlığı hep işçilerden isterken zenginlere hiç sormamasından dolayı da değil. O takım elbiseli admların ne yaptıkları konusunda hiçbir fikirleri olmamasından dolayı da. Bu gerçeği bir kısmımız hep biliyorduk ama ancak şimdi herkesçe biliniyor. Ve eğer bugünkü oy verenlerin öfke ve kafa karışıklığını savaş sonrası nüfusun metaneti ile karşılaştırmak istiyorsanız, tüketimciliği suçlamayın. Seçmenlerinin karşısına asılsız, haksız planlarla çıkan liderleri suçlayın. Seçmenler nihayet vaziyeti anlamaya başladılar.

Protestolarla mücadele için benzerliği kullanmak

‘Wall Street’i İşgal’ hareketinin etrafında gelişen olayları izledikçe aklıma Bernie Madoff geliyor. Ne alakası var demeyin, anlatacağım. Beki biliyorsunuzdur, Madoff olayı klasik bir ‘aidiyet sahtekarlığı’ vakasıydı. Madoff pek çok zengin Yahudi’yi onların kafa dengi olduğuna ikna ederek güvenlerini kazandı. Aidiyet sahtekarlığı pek çok finansal ve siyasi dolandırıcılığın arkasındaki etkendir. Şimdilerde ‘Wall Street’i İşgal’ hareketinin aleyhine çalışan kampanya temelde Amerikan işçilerini harekete karşı çıkmaya çalışıyor. Bu kitlenin çoğunluğu hareketin amaçlarını benimsediğinden, yöntemleri protestocuların onlardan farklı insanlar olduklarına (plutokratların da aynı onlara benzediklerine) inandırmaya çalışmak. Bu yöntem geçmişte pek çok kez işe yaradı ve çok farklı açılardan uygulanabilir: ‘Wall Street’i İşgal’ hareketinden kaçınmalı çünkü onlar bitli hippiler. Massachusetts’ten senato adayı Elizabeth Warren sizden biri değildir, çünkü o Harvard’da profesör vb. Şimdi düşünüyorum da, aidiyet sahtekarlığı politikanın da ötesinde, finans analizlerinde de mevcut. Her dedikleri yanlış çıkan Wall Street enflasyonistlerinin bir türlü gözden düşmemelerini hep hayretle izledim. Sanırım mali açıklar ve sermaye büyümesine dair dehşetli uyarılarda bulunanlardan sakallı profesörlere kıyasla daha iyi golf arkadaşları çıkıyor. O zaman ne yapmalı? Belli limitler dahilinde, gereksiz sosyal uyumsuzluğu gidermeye çalışmalı. Amerikan işçileri yararına bir gösteri düzenleyecekseniz, davulları evde bırakın. Sağ tarftaki sınıf savaşçıları insanları bunun aslında bir kültür çatışması olduğuna ikna etmek istiyorlar ve işlerini kolaylaştırmak istemezsiniz. Ama bunun da limitleri var. Hayır, golfe başlamayacağım.

ARKA PLAN: İŞGAL

Dayanıklı bir hareket

15 Kasım’da New York’lu yetkililer, Zucotti Parkı’nda üslenmiş Wall Street’i işgal et protestocularına artık orada gecelemelerine izin verilmeyeceğini duyurdu ve polis müdahalede bulundu.

İki gün sonra, hareketin üyeleri ve sempatizanları göstericilerin parktan çıkarılmalarını New York’ta ve düzinelerce diğer ABD şehrinde protesto ettiler. New York polisi borsanın açılmasını geciktirmeye çalışan protestocularla çatışıp 200’den fazla kişiyi gözaltına aldı. Şehrin metrosunda ve Brooklyn Köprüsü’nde de protestolar gerçekleşti. Polis raporuna göre yedi polis ve 10 gösterici yaralandı. Hareket New York’taki sabit yerini kaybetmesine rağmen dağılmadı. 20 Kasım günü New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg’in yaşadığı zengin mahallesinde bir protesto daha düzenlendi. Yorumcular siyasi liderlerin ‘Wall Street’i İşgal’ hareketiyle gündeme gelen şirketlerin açgözlülüğü ve sosyal eşitsizlik şikayetlerine kulak verip vermeyeceklerini tartışmaktalar. New York Times’taki bir internet forumunda siyasi liderlerin neden protestolara değinmedikleri konuşulurken siyaset bilimci ve ekonomist Profesör Rick McGahey bazı yetkililerin hareketin enerjisinden faydalanmak arzusu ile bağımsız seçmenlerin oylarını kaybetme korkusu arasında bocaladıklarını söyledi: “Şu ana dek bu çelişki pek çok Demokrat yetkiliyi paralize etti.”

Başkanlığı döneminde Bill Clinton’ın yardımcılığını yapmış olan Cristopher Lehane, tartışmaya şu yorumla katıldı: “Hepsi olmasa da seçilmişlerin çoğu yazacakları çeklere muhtaç oldukları kişi ve kurumların karşısında durmaktan kaçınıyor. Zucotti Parkı’nda göründükten sonra Park Avenue’daki bir bağış toplama etkinliğine katılmaya yüz bulmak zor.”

Washington Post gazetesi ve Pew araştırma şirketinin yakın zamanda geçekleştirdikleri bir ankete göre Amerikalıların yüzde 39’u ‘Wall Street’i İşgal’ hareketini destekliyor, yüzde 35 ise karşı.