Özel Haber | Detay Haber | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

Son Dakika

Patrick Cockburn
Patrick Cockburn


IŞİDçinin mesajı
02/06/2017, 15:14


The Independent’e konuşan bir IŞİD militanı, Suriye ve Irak’ta süren savaşta yenilse bile IŞİD’in ilerleyip ayakta kalacağını söylüyor.

Suriye’nin kuzeydoğusundan 30 yaşındaki eski bir savaşçı olan Faraj, “İslam Devleti’nin [IŞİD] baki olduğu ve sürekli genişlediği, sırf şairane bir söz veya propaganda olsun diye söylenmiyor,” diyor. Grubun Suudi Arabistan, Mısır, Libya ve Tunus’ta güçlerini yeniden tahkim etme niyetinde olduğunu söylüyor ve “IŞİD’in dünyanın dört bir yanında uyuyan ajanları var ve sayıları giderek artıyor,” diye ekliyor.

IŞİD içindeki yaşamına dair anlattıklarında Faraj, Musul’un 2014’te ele geçirilmesi ardından hilafetin ilan edilmesinin yalnızca bir yıl sonrasında, liderlerinin onun askeri olarak ezilebileceğini öngörebildiğini söylüyor. IŞİD ile Türkiye arasındaki görünürdeki yakın işbirliğinin şimdiye kadar bilinmeyen ayrıntılarını ve IŞİD adına savaşmak için Suriye’ye doluşan yabancı savaşçıların, onlara emirler verip yaşamlarına müdahale ederek yerel halkı hareketten nasıl soğuttuğunu anlatıyor.

Suriye’nin dışından WhatsApp aracılığı ile konuşan ve gerçek adının gizlenmesini isteyen Faraj, “emirlerimden [komutanlarımdan] Irak ve Suriye’de askeri olarak yenilse bile IŞİD’in kazanacağını ilk duyduğumda, bize enerji ve cesaret vermek istediklerini ya da sadece yenilgilerini gizlediklerini düşündüm” diyor. Ama kısa süre içinde, IŞİD liderlerinin dünyanın başka yerlerinde üsler kurmak için önceden pratik tedbirler aldığını anlamış. Libyalı bir komutan ona bir yıl kadar önce, “belirli bir misyonla” Libya’ya geri döndüğünü ve “iki ay içinde geri geleceğini” söylemiş.

IŞİD, Mayıs’ta Irak’ın Ramadi ve Suriye’nin Palmira kentlerini ele geçirdikten sonra azami toprak genişliğine yaklaşmışken, daha Ağustos 2015’te yenilgiye hazırlanmaya başlamıştı bile. Faraj dünya güçlerinin IŞİD’in dayanıklılığını hafife aldıklarını çünkü IŞİD’in ve onun ideolojisinin mevcut statükoyu kabul edilemez bulanlar açısından çekiciliğini anlamadıklarını söylüyor. “Komutanlarım ve yoldaşlarım gibi ben de daha önce yaşadığım tiranlığa ve adaletsizliğe tepki olarak savaşıyorum,” diyor.

Faraj aslen Suriye’nin Kürt ağırlıklı kuzeydoğu köşesinin Haseke ve Kamışlı şehirleri arasındaki bir Sünni Arap köyünden geliyor. Birçok IŞİD üyesinden daha iyi eğitim almış; Haseke Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden mezun. Sülalesi ile birlikte 2012’de Nusra Cephesi’ne katılmış. El Kaide’nin Suriye uzantısı olarak bilinen Nusra Cephesi, yakın zamanda el Kaide ile bağlarını kestiğini ve Şam’ın Fethi Cephesi adını aldığını iddia etti. Ama IŞİD savaşçıları Faraj’ın köyüne girip genç erkeklere orayı terk etme veya kendilerine katılma seçeneklerini sunduğunda, IŞİD’e katılmayı seçmiş.

IŞİD içindeki gelişmelere ve özellikle de Türkiye ile ilişkisine dair birebir tanıklığı belirli şeyleri açıklığa kavuşturuyor çünkü geçmişiyle mesafelenmeye çalışan küskün, eski bir IŞİD üyesinden gelmiyor bu iddialar. Açıklamadığı nedenlerle IŞİD ile ayrı düştükten sonra artık savaşçı olmadığını söylüyor ama “Halen IŞİD destekçisiyim, çünkü onun mevcudiyetinin arkasındaki hikmete veya amaca güçlü bir inancım var,” diyor. İlginç bir şekilde, IŞİD’i ekstrem dini ideolojisi için değil protesto için etkili ve organize bir araç olduğu için çekici buluyor. “IŞİD bölgedeki otoriter rejimlerin kötülüklerini düzeltmek için en iyi çözüm,” diyor.

Suriye’ye 24 Ağustos’ta başlayan Türk askeri müdahalesinden söz ederken Faraj o vakit yaşanan gizemli bir gelişmeyi açıklıyor. Türk tankları ve IŞİD karşıtı Suriyeli muhalif birlikler Fırat Nehri üzerindeki sınır kasabası Cerablus’a girerken, IŞİD geldiklerini biliyor gibiydi ve direnmek için hiçbir girişimde bulunmadı. Bu, IŞİD savaşçıları tarafından, biraz daha güneyde yer alan IŞİD kontrolündeki Menbiç kasabasını, ana savaş güçlerini Kürt Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDF) taarruzuna karşı savunmak için ortaya konulan yavuz direnişle keskin bir karşıtlık oluşturuyordu. IŞİD burada kara savaşında ve ABD’nin havadan bombardımanında 1000 kadar kayıp vermiş olabilir.

O vakitte IŞİD savaşçılarının, Cerablus’tan el Bab bölgesindeki güçlü oldukları bir başka konuma çekildikleri bildirildi ama Faraj’ın başka bir açıklaması var. “Türk ordusu Cerablus’a girdiğinde orada olan arkadaşlarımla konuştum. Gerçekte IŞİD Cerablus’u terk etmedi; sadece sakallarını kestiler,” diyor.

Türkiye ile Suriye arasında IŞİD’in elindeki bir başka geçiş noktası olan ve IŞİD’in Suriye’deki başkenti Rakka’nın 60 mil kuzeyinde olduğu için IŞİD açısından özellikle önemli bir ikmal rotası olan Tel Abyad’ın savunulmasına ilişkin Türkiye ile IŞİD arasında bir yıl önceki örtülü işbirliğinin derecesi konusunda ikna edici iddiaları var.

2015 yazında kuvvetli ABD hava desteği ile doğudan ve batıdan ilerleyen YPG güçleri, IŞİD için kasabayı savunmayı zorlaştıracak şekilde Tel Abyad’ı kıskaca almışlardı. Faraj YPG taarruzuna direnen 150 kişilik IŞİD gücü içindeydi. “Türkiye IŞİD’e çok destek verdi,” diyor. “Mayıs 2015’te Tel Abyad’da iken sınır muhafızlarından hiçbir engelleme ile karşılaşmadan epeyce silah ve mühimmat geldi bize.” Bu, Kürtler tarafından uzun süredir dillendirilen bir suçlamaydı ama Türklerin bir muharebe esnasında IŞİD ile ortak hareket ettiğine dair iddialar, belki de ilk kez, ilgili muharebede yer almış bir IŞİD savaşçısı tarafından teyit edilmiş oldu.

Türk hükümet yetkilileri IŞİD’in eylemlerine iştirak ettiklerine veya grubun eline geçen silahların Türkiye üzerinden gittiğine dair tüm suçlamaları reddettiler.

Suriyeli Sünni bir Arap olarak Faraj, hem Türkleri hem de Suriyeli Kürtleri eleştiriyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan hoşlanmadığını belirtiyor ama ekliyor: “Arap diktatörlerden çok daha yeğdir.” Aynı zamanda Erdoğan’ı, Kürtlerle Türkiye’de sınır boyunca yayılıp Suriye’ye sirayet eden bir çatışmayı sürdürmek ve “IŞİD’i destekleyip onu Suriye içine itmek” suretiyle “Suriye’nin yıkımına neden olmakla” suçluyor.

Türkiye’nin eylemlerini savunanlar, Türkiye IŞİD konusunda daha önce ne kadar tolerans sergilemiş olursa olsun, ikisinin son bir yıldır savaştığı argümanını öne sürüyorlar. Türkiye’de , İstanbul Uluslararası Havalimanı’na düzenlenen ve 42 kişinin hayatını kaybettiği dahil ve 21’i çocuk 54 kişinin hayatını kaybettiği Gaziantep’teki bir Kürt düğününe düzenlenen intihar saldırısıyla doruk noktasına ulaşan, yinelenen IŞİD saldırıları oldu. Ama Erdoğan’ın IŞİD karşıtı söylemine rağmen, IŞİD’in ana hedefin kendisi olduğu Türk işgaline tepki vermemesi, IŞİD ile Türkiye arasında geçmişte bariz olan anlaşmanın tümden ortadan kalkmamış olabileceğini işaret ediyor.

Faraj çelişkili biçimde, IŞİD’in ve onun inançlarının yabancı ülkelere yayılmasından coşku duyuyor ama Suriye’ye hilafet için savaşmaya gelen yabancı gönüllüleri çok eleştiriyor. İngiliz, Fransız ve Türk gönüllüler dahil bu yabancıları İslam ve yerel gelenekler konusunda afallatıcı şekilde cahil buluyor, çoğunlukla mutsuz aile yaşamlarının veya sıkıntının onları IŞİD’e ittiğini ve yalnızca propaganda ve intihar saldırıları için işe yaradıklarını düşünüyor. Daha kötüsü, bunların yaptığı hataların, daha önce IŞİD’i destekleyen Suriyelileri örgütten soğuttuğunu düşünüyor.

“IŞİD geldiğinde yerel halk mutlu oluyor ve onları hoş karşılıyordu. İnsanlar IŞİD’in onları kurtaracağına inanıyordu ama psikolojik ve sosyal olarak yabancı komutanların gündelik yaşamlarını kontrol etmesini kabul edemediler. Örneğin Rakka’da bir Suudi emir bir kadına peçe taktırmak için fiziksel güç kullandığında insanlar şikayet ettiler. Bir yabancının yaşamlarına karışmasından, misafir gibi davranmayıp bir yönetici olarak insanlara emirlerine itaat etmesini söylemesinden her yerel sakin rahatsız olacaktır. Tunuslu bir adam bana camiye gitmemi emrettiğinde ve sopayla sırtıma vurduğunda öfkelenmiştim,” diyor.

Faraj, YPG tarafından Suriyeli Kürtlere askeri danışmanlık vermek üzere istihdam edilen yetenekli ama sert Türkiyeli Kürt gerilla komutanlarının davranışının da yerel Suriyeli Kürtler arasında benzer bir rahatsızlığa sebep olmuş olmasında bir miktar teselli buluyor. Eğitimden sorumlu Türkiyeli Kürt yetkililerin tüm yaşamlarını askeri kamplarda geçirdiklerini söylüyor ve “çok sertler ve hiç sivil yaşam deneyimleri yok,” diyor. Şam’daki hükümeti destekleyen Suriyelilerin de ne yapacaklarını söyleyen Rus ve İranlı müttefiklerine karşı aynı hoşnutsuz tepkiyi verdiklerinden şüphe ediyor.

Kuzey Suriye’deki savaş ülkenin geri kalanındakinden çok farklı. Şam’daki hükümetin pek az dahli ile, baş oyuncuları Kürtler, Araplar, IŞİD, YPG ve Türkiye. Faraj bölgedeki birçok Arap’ın IŞİD’e sırf YPG’nin zulmüne uğradıkları için katıldığını söylüyor. YPG ile savaşırken ölen, Haseke’nin batısında, Habur Çayı boyundaki Tel Hamis kasabasından iki kuzenini örnek veriyor. Tel Hamis’deki evlerine YPG tarafından el konmuş ve ölen savaşçıların dul eşlerinin hiçbir şeyi kalmamış, “bu yüzden çocukları anne babalarının intikamını almak için IŞİD’e katıldılar.”

Bu, tüm Suriye ve Irak için geçerli bir durum. İnsanlar tuttukları tarafa bayılmıyor olabilirler ama bu sayede en azından korktukları ve nefret ettikleri bir düşmana karşı savaşabiliyorlar. Önceki komutanlarından birini örnek veriyor: Irak Kürdistan’ında mahkemeye çıkarılmadan hapse atılan ve dört yıl boyunca işkence gören, sonrasında da bir çatışmada öldürülen Ebu Abbas el Kürdistani adlı bir Kürt emir. Kürdistani, IŞİD’in kendisi için ideal olduğunu çünkü “mazlumlar için en iyi seçenek olduğunu” ve ona “intikam alma fırsatı” verdiğini söylemiş. Faraj röportajda IŞİD’in yaptığı zulümlerin, sadece Suriye ve Irak’ta değil dünya genelinde hareket için şimdi onu kuşatan ve ezmekle tehdit eden bir sürü düşman yaratmada oynadığı rolden hiç bahsetmiyor.







 
Türkiye meydanlarda
15 Temmuz'un birinci yıldönümünde 81 ilde çeşitli etkinlikler düzenlendi.Kanlı darbe girişimi sırasında hayatını kaybeden 249 kişi için anma törenleri düzenlendi, 15 Temmuz koşuları gerçekleştirildi ve binlerce vatandaş meydanlara akın ederek nöbet tuttu.