Özel Haber | Detay Haber | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

  • Ana aktör Türkiye Ana aktör Türkiye
    Fırat'ın doğusundaki güvenli bölge planında en önemli rolü Türkiye'nin oynadığını belirtti.
Son Dakika

Osman Fuad
Osman Fuad


Hangisi gerçek zafer: Ekim '73 mü, 11 Eylül mü?
intibaha
11/09/2012, 06:16


Ekim 1973 Savaşı Gerçekten Bir Zafer mi?
 
Siyonist-Haçlıların Müslüman milletine karşı savaşı dolu dizgin devam ediyor, öyle ki bu savaş artık her cephede oldukça büyük fedakarlıklar gerektiren bir hal almıştır. Bu savaş birçok alanda sürmektedir: Filistin’deki askeri işgal ve yerleşimden ideolojik savaş ve kültürel asimilasyona, oradan bütün Müslüman alemini baskı altına almaya ve yenilgiye uğratmaya yönelik normalizasyon teşebbüsüne (hiçbirşey olmamış gibi davranmaya yönelik anlaşmalara) kadar bir çok alanda…
 
Bu savaş formlarından en önemlilerinden birisi de Siyonistlerin Müslüman milletine karşı yürüttüğü psikolojik ve ideolojik savaştır. Bu savaş formu Müslümanların moralini kırmayı, savaşma cesaretini ellerinden almayı ve direniş düşüncesini şekillendirmeyi amaçlamaktadır. Bu Siyonist propaganda maalesef başta Mısır, Arap Yarımadası ve Irak olmak üzere bütün Dünya Müslümanlarının kalbine sirayet etmiştir. Bu propaganda onların geniş medya imkanları, usta istihbarat oyunları ve geniş insani, maddi ve teknolojik kaynakları sayesinde bizlere ulaşmakta, şeytani gündemlerini, yalan yanlış iddialarını ve teorilerini ve de aldatıcı düşüncelerini Müslümanlara telkin etmektedir.
 
Siyonist propagandanın en büyük projesi erken ve modern Müslüman tarihini tahrif etmek ve İslam dünyasının açık bir darbeye sebep olan mühim olaylarına etki ederek kökünü kurutmaktır. Örneğin modern Arap tarihinde şarkılarla ve şiirlerle methedilen Ekim 1973 savaşı Siyonist düşmana karşı bir zafer olarak kabul edilmektedir. Doğru, Mısır’ın kahraman ordusu Bar Lev Hattı’nı kırdı, Süveyş Kanalı’nı geçti ve Sina yarımadasına ulaştı. Fakat maalesef, bu erken zafer vatan hainleri, ajanlar ve zamanın Mısır parlamentosunun bir kısmını oluşturan isteksiz siyasetçiler tarafından yenilgiye dönüştürüldü.
 
Savaşın sonunda Mısır ordusunun küçük düşürülmesi, fiyaskosu ve çöküşü göz önüne alınırsa biz Ekim Savaşı’nın gerçekten bir zafer olduğunu düşünebilir ve kutlayabilir miyiz? Sina’da Mısır ordusunun korkunç katliamı Siyonist düşmana zafer elde edilmiş gibi size her hangi bir zevk duygusu yaşatır mı?
 
Mısırlıların bu savaşı kazandıklarını iddia etmelerine sebep olan siyasi bir zafer de yoktur ortada. Mantıklı her hangi bir kişi bilir ki bunun sonuçlarının Müslümanlara bir getirisi yoktur. Sözkonusu olay Ekim Savaşı’ydı ve onun sonucunda Mısır-İsrail savaşını bitirmek için Camp David Anlaşması imzalandı. Bu anlaşmadaki en önemli madde ise özelde Mısır’ın, genelde ise Müslüman milletinin boğazına bir bıçak gibi dayanmıştır.
 
Anlaşmaya göre Sina Mısır’a geri verildi. Fakat yine aynı anlaşma gereği bölgeye asker sokamayan Mısır’ın Sina'daki egemenliği kısır bırakıldı. Bu anlaşma ayrıca Mısır ile İsrail arasındaki siyasi ilişkileri normalleştirmiş ve bunun sonucunda da karşılıklı diplomatik, kültürel ve ticari ilişkiler geliştirilmiştir. Bu anlaşma “yatıştırma” ve “teslim alma” planlarına karşı savaşan Arap ve İslami direniş cephesine büyük bir darbe vurmuş ve önünü kesen bir rüzgar olmuştur.
 
Bu anlaşmalar normalizasyona ve Müslüman ümmetini yenmeye yönelik denemelere karşı oluşturulan psikolojik duvarları yıkmıştır. Ayrıca onların karara bağladığı ABD’nin Mısır’a yıllık un bağışı anlaşmaları da Mısır’ın tarım sektörünü çökertmiştir.
 
Fakat Camp David Anlaşmalarının sebep olduğu en büyük felaket Arap-İslam-İsrail çatışmalarından geniş İslami kuvvetlerin tasfiye edilmesi, Mısır’ın El Aksa’nın kurtuluşu ve necis Siyonist düşmanın Filistin topraklarından çıkarılması için süregelen cihadi arenadan çıkarılması olmuştur.  Bunun yanı sıra Camp David Anlaşmaları Mısır’ın elini kolunu bağlayarak onların bırakın Siyonist düşmana karşı fiili mücadeleye katılmasını Gazze halkına ilaç ve yiyecek tedariği gibi insani yardımlarda bulunmasını da engellemiştir.
 
Ancak tüm komplolara ve insanları yanlış yönlendirerek beyinlerini uyuştırma denemelerine rağmen Mısır halkı bu “Ekim Zaferi” yalanlarını yutmadı. Hatta aksine onlar Camp David Anlaşmaları ile dayatılan alçaltıcı durumu değiştirmek için savaştılar. Örneğin bu alçaltıcı durumu değiştirmek için Ebu el-Zummar, Halid el-İslambuli ve arkadaşları bu anlaşmaların mimarlarına, Mısırlı eski Başkan Enver Sedat’a saldırdılar.
 
9/11 Saldırıları Gerçek Bir Zaferdi
 
Bizim Siyonistlerin gerçekleri saptırmaya ve tarihi yeniden yazmaya yönelik faaliyet yürüttükleri yönündeki iddialarımızı destekleyen ikinci bir örnek ise Amerikan tiranının gücünün sembollerini ve iktidarının kaynaklarını hedef alan 9/11 saldırılarıdır.  El Kaide savaşçıları uçaklarıyla Dünya Ticaret Merkezi kulelerini yıktılar ve Pentagon kalesini moloz yığınına çevirdiler. Bu saldırılarda binlerce kişi öldü veya yaralandı. Üçüncü uçak ise ABD başkanını evinde avlamak için yola koyulmuştu, fakat oraya varmadan önce düştü.
 
Siyonist planlarını teşhir etmek için bilgi toplamaya başladığımda, Siyonistlerin çeşitli hile ve desiseler kullanarak 9/11 zaferinin içeriğini boşaltmak ve bu saldırıların Müslüman ümmetine zarar verdiği düşüncesini yaymak için çalıştıkları sonucuna ulaştım. Bu yalanlar Marine’ler tarafından kiralanmış kalemleriyle şeytani entelektüeller, açgözlü, cahil veya saf sekülerler ve ajanları tarafından yayıldı. Bu iddialar ayrıca Batı sekülerizminin kör ettiği ve kültür emperyalizminin mağdurları olan kişiler tarafından kültürel sömürge ve ideolojik işgale hizmet amaçlı yayıldı.
 
Benim bu makaleyle hedeflediğim şey 11 Eylül’ün yenilgi değil, bir zafer olduğunu kanıtlamaktır. Herkes 1940’lardan beri küresel medyada tartışılan olayların çoğunun Araplarla İsrailli düşman arasındaki tartışmalardan kaynaklandığını bilir. Bu medya raporları genellikle, haklı veya haksız olarak ulusal mücadeleyi pan-Arabist hareketin egemenliği altında olarak yansıtmıştır. Bu Filistin sorununu küresel İslam kimliğinden uzaklaştırarak dini içeriğini boşaltmıştır. Dahası ideolojisiz veya Arap millitçiliği bayrağını yükselten Araplar ilkel ve gerici Nazi teröristleri gibi basmakalıp olagelmişlerdir.
 
Halbuki 11 Eylül olayları İslam’ı küresel gündemin zirvesine oturtmuştur. Bu saldırılar İslam’ı teorik tartışmaların aleminden veya seküler pan-Arabist politikaların koridorlarından çıkararak olması gereken yer koymuştur:  dünyanın gündemine öncülük etmek ve gündeme direkt etkide bulunmak. Hatta 11 Eylül’ün tek başarısı bu olsa dahi yeterlidir.
 
Tanrı’nın değerleri ve direktifleri üzerine kurulu bir geleceğin işaretleri Batılıları alarma geçirdi. Medyanın 9/11 ile uyanan İslam’a ve sembollerine yoğun saldırısına rağmen, bir mucize eseri olarak Avrupa, Rusya ve Amerika halkları İslami merkezlere akın ettiler, İslam ve onun öğretileri hakkında en küçük bir bilgi parçası dahi olsa aramaya koyuldular…
 
Birkaç ay, camiler ve İslam merkezleri kalabalık ziyaretçi akınlarıyla dolup taştı. Onlar da kendi imanlarını unutmuş olan binlerce Msülümanla birlikte İslam’a yöneldiler. Öyle ki Müslümanlar bu saldırılardan önce kendi değerlerini unutmuş, Hristiyan Avrupa toplumunun inançlarını özümsemeye başlamıştı, neredeyse kendi kimliğini ve dinini unutacaktı. Güvenlik ve denetleme cihazları onlara baskı uygulamaya başladığında ve kendilerine karşı ırksal ayrımcılık baş gösterdiğinde, onlar da imanlarının gücünü hatırladılar ve İslam’a döndüler.
 
Batılıların stratejik çalışmalar enstitülerinin raporlarına göre İslam Hristiyanlığın pek çok kalesine sızdı ve Hristiyanlığın Avrupa’da süregelen hegemonyasına tehdit oluşturur hale geldi. Hatta bazı akademik çalışmalar Müslümanların çok yakın bir zamanda Avrupa’da çoğunluğu oluşturacağını gösteriyor.
 
Buna ek olarak 11 Eylül’ün en büyük faydalarından bir diğeri de, Müslüman ümmetinin şerefini ve kendine güvenini geri getirmesi, tüm dünyaya kendilerine saldıranlara karşı cihadi Müslümanların aynı şekilde cevap verebileceğini, onlara büyük zararlar ve de unutamayacakları büyük dersler verebileceğini göstermesiydi.
 
Bu kutlu saldırılar İslam’ın dünyaya adalet, merhamet ve barış getirmek isteyen İslam’ın, tüm barışçıl çağrılarına rağmen cihad yoluyla zalim küfrün önderlerini caydırmak için bu tip saldırıları da göze alabileceğini ve Müslümanlara yapılan zulmün intikamını alabileceğini gösterdi.
 
Saldırıların ardından Müslüman bireylere, gruplara ve cemaatlere baskıların artması sebebiyle bu saldırıların başta İslam’a zarar verdiğini ileri süren ve de İslam düşmanları ve ajanları tarafından alevlendirilen feryatların yükselmesine gelince… Bu hiç düşünülmeksizin elimizin tersiyle itilmesi gereken taraflı ve yanıltıcı bir iddiadır. Çünkü gerçekler bu iddiayı yalanlamakta, yaşanmış tarihi olaylar bunun tam tersini göstermekte ve İslami öğretiler ve değerler de bunun bir fesattan öte bir şey olmadığını gözler önüne sermektedir.
 
Tartışılmaz Rabbani gelenek ve kurallar hak ile batıl ve iman edenlerle imanın düşmanları arasında bir çatışmanın sürekli devam edeceğini göstermektedir. Bu mücadele insanlar yeryüzünde bulunduğu sürece, Kıyamet Günü’ne kadar süregelecektir.
 
Gerçekler şunu göstermektedir ki bu savaş Allah ve Resulü’ne, Allah’ın tüm elçilerine karşı girişilmiş savaşlar gibi bir savaştır. Yani İslam tarihi boyunca Nuh, Musa, İsa, İbrahim, Yahya ve babası Zekeriya peygmaberlerden peygamber efendimiz Hz. Muhammed (sav)’e kadar yalnızca bir olan Allah’a iman ettikleri için Müslümanlara yapılan işkence, katliam ve baskılar gibi… Bu savaş Moğollar ve liderleri Hulagu Han’dan Haçlılara ve Emperyalistlere kadar İslam düşmanlarının Endülüs’teki, Irak ve diğer her yerdeki medeniyetlerimize karşı girişmiş oldukları bir savaştır.
 
Tüm bu katliamlar 9/11’den önce de yapılmamış mıydı?
 
Bu makale 5 Ekim tarihinde Sudan'da günlük el-Intibaha Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
 
Çeviri: Press Medya




Hangisi gerçek zafer: Ekim '73 mü, 11 Eylül mü? 11-09-2012




En Çok Okunanlar