Özel Haber | Detay Haber | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

  • yeniden buluşmak üzere yeniden buluşmak üzere
    Kısa süreliğine sizlere veda ederken, Pressmedya Ailesi olarak her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.
Son Dakika

Murat Özer
Murat Özer


CHP: Korkuların eseri
23/06/2020, 11:50


Aslına bakarsanız, CHP sözcüsünün “Libya’da işimizin ne olduğu” şeklindeki sorusu kendi kısa tarihleri için son derece anlamlı.

1920’lerin Türkiye’si, ümitsizliğin, karamsarlığın yurduydu. Son elli yılını fetihlerle değil, işgale uğrayarak geçirmiş; savaşlarda topraklarının önemli bir kısmını yitirmiş bir halkın Anadolu’nun kurtuluşuna dair ümitleri dahi tükenmişti.

CHP, İstiklal Harbi’nin neticesi üzerine kuruldu. Yok olmanın eşiğindeki bir milletin korkularının mahsulüydü. Bugünden bakıp, “Musul’u Kerkük’ü nasıl verdiniz; burnumuzun dibindeki adaları Yunan’a nasıl terk ettiniz”diyebiliriz. Oysaki CHP’nin düşmanın korkusuyla çevrelenmiş, hareket alanını “elindekini muhafaza etme dürtüsü”nün belirlediği bir parti olarak varolduğunu unutursak haksızlık etmiş oluruz.

AYASOFYA’YI NEDEN KİLİSE YAPMADILAR?

Ayasofya’nın camiden müzeye çevrilmesi dahi o korkunun bir tezahürüydü; bilinenin aksine “cami düşmanlığının” değil. Binlerce cami ve mescidi haraç mezat satan bir yönetim için “Ayasofya’yı kilise”yapmak zor olur muydu, sanıyorsunuz.

Fakat istemediler. Çünkü, partinin kurucu unsurları için de Ayasofya dini değil, siyasi bir semboldü. Bir egemenlik sorunuydu. İstanbul’da onlarca camiye çevrilmiş Bizans Kilisesi var. CHP yönetimi, bu camilerin birisini dahi kiliseye çevirmedi. Lakin Ayasofya için Batı’dan gelen baskılara ancak “müze” kararıalarak kendince çözüm bulabildi.

CHP’yi imal eden şey “korku”dur. Gavur eliyle yok olma korkusu. En ateşli AK Parti düşmanlığı yapan CHP’lilerin, Balkan ve Kafkas göçmeni olması tesadüf değildir. Canlarını güvende olmasını sağlayan, sığındıkları Anadolu’nun da kaybedilme korkusu genetik bir miras gibi nesillerine aktarıldı.Millete karşı haşin, Batılı dostlarına karşı sevecen olmaları hep bu korkunun eseridir. Batı’ya karşı ne kadar sempatik ve dost görünürlerse, o kadar güvenlikte olacakları zannıyla yaşadılar daima.

MÜDAHENEYİ SİYASET SANDILAR

Öyle olduğu için ne zaman iktidara gelseler ya da ucundan ilişseler terör belası gelip bizi evlerimizde buldu. Terörü kaynağında kurutmaktan korktular. Çünkü bu anti-emperyalist “mış” gibi yaparak değil, küresel çeteye eyvallah etmeyerek yapılabilirdi.

Bugün Libya, Suriye ve Irak’ta operasyonlar yapmamızı; Somali, Katar ve Balkanlar’da giderek artan nüfuzumuzu görünce endişeye kapılmaları normal. Çünkü, 1920’lerin, 1930’ların CHP’si “korku ve müdahene” siyasetiyle varlık gösterirken; günümüz CHP’sine ulusalcı-Kemalistleri bile çıldırtan, Batı’nın ajandasının takipçiliğini yapanlar da ilave edildi.

Yıllarca CIA’nın himmetiyle yaşamış;Sudan’dan, Çad’dan tekfirci DEAŞ yanlılarını parayla tutup Libya’ya dolduranHaftergibi bir terör başını dahi “seküler” söylemleri yüzünden “haklı” gören bir CHP var karşımızda. 90’ların “laik-antilaik” retoriğiyle politika yapmaya çalışıyor. Ne dünyadan haberi var, ne Arap sokağında özgür düşünce ve bağımsızlığı kimin temsil ettiğinden.

Bu zihniyetten Libya’da Türkiye’nin ne gibi “işleri” olduğunu anlamasını beklemek biraz haksızlık değil mi?

 

23 Haziran 2020 | Diriliş Postası