Özel Haber | Detay Haber | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

Son Dakika

M. Chossudovsky
M. Chossudovsky


İnsan Hakları Psikolojik Operasyon
michael
24/05/2008, 23:15


İnsan hakları konusu medyanın yanlış bilgi yaymasının merkezi haline gelmiştir.

Çin, insan hakları için, örnek bir ülke değildir, fakat Irak’ta ve tüm Dünya’da yaygın bir şekilde savaş suçlarından ve insan hakları ihlallerinden sorumlu olan ABD ve onun sadık müttefiki İngiltere de hiç değildir. Rusya, İran, Kuzey Kore ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin tersine; işkence, politik katliamlar ve gizli alıkoyma kampları kurma uygulamaları yaygın olan ABD ve müttefikleri, hala kamu oyuna, gelişmekte olan ülkelerde, taklit edilmesi gereken Batı demokrasisi modelleri olarak sunulmaya devam edilmektedir.

İnsan Hakları: “Çifte Standartlar”

Çin’in, Tibet konusunda işlediği iddia edilen insan hakları ihlalleri ayyuka çıkarılırken, Irak ve Filistin’deki katliamlardan hiç bahsedilmiyor. Batılı medya kuruluşları, şu sıralarda Irak’a getirilen “Özgürlüğün” Beşinci yıl dönümünü kutlarken, tüm bir halk üzerinde icra edilen ABD kaynaklı cinayetlerin ve gaddarlıkların bilançosunu da, “terörizmle küresel savaş” adı altında lanse etti.

Iraklı sivillerden 1.2 milyondan fazla ölü ve 3 milyondan fazla yaralı var. Birleşmiş Milletler Göçmenlerden Sorumlu Yüksek Komisyonu (UNHCR), ülkeyi terkeden göçmen Iraklı sayısı olarak 2.2 milyon, ve , “ülke içinde yerlerinden edilmiş” olarak da 2.4 milyon Iraklı sayısına işaret etmekte.

(Dahr Jamail’in, 2007’nin Aralık ayında “Global Research”e yazdığına göre): “2003 Mart’ında, ABD’nin işgal ettiği sırada, Irak’ın nüfusu kabaca 27 milyondu, ve bugün yaklaşık 23 milyon. Basit bir aritmetik, şu anda Irak nüfusunun yarısından fazlasının ya acil yardıma gereksinim duyan mülteci, ya yaralı veya ölmüş olduğunu“ belirtiyor.

Jeopolitik Satranç Tahtası

Çin’in bölgedeki liderliğine karşıtlık kampanyasının arkasında, derin kökleri olan jeopolitik hedefler var.

ABD-NATO-İsrail üçlüsünün, İran'a karşı hazırladığı savaş planları, şu anda, çok ilerlemiş bir evrede. Çin’in ise, İran'la ekonomik bağlantıları olduğu kadar, çift taraflı ve uzun vadeli askerî işbirliği anlaşması da var. Daha da öte, Çin aynı zamanda, Şanghay İşbirliği Organizasyonu (SCO) şartları ile Rusya, Kazakistan, Kırgız Cumhuriyeti, Tacikistan ve Özbekistan ile de müttefik. 2005’den bu yana, İran’ın, SCO içinde gözlemci bir üye bulundurma konumu da var.

Diğer taraftan, SCO, Birleşik Güvenlik Anlaşması Organizasyonu (CSTO) ile de bağlantılı. Bu Organizasyon ise, Rusya, Ermenistan, Belarus, Özbekistan, Kazakistan, Kırgız Cumhuriyeti ve Tacikistan arasında imzalanmış, yardımlaşma içeren bir askerî işbirliği anlaşması.

Geçen yılın Ekim ayında, Birleşik Güvenlik Anlaşması Organizasyonu (CSTO) ve Şanghay İşbirliği Organizasyonu (SCO), bir Anlaşma Metni imzalayarak, bu iki Organizasyon arasındaki askeri işbirliğinin kurumlarını belirlediler. Batı medyasının pek bahsetmediği bu SCO-CSTO anlaşması, Çin, Rusya ve SCO/CSTO’ya üye ülkeler arasında halihazırda baştan aşağı bir askeri ittifağın yaratılması demek oluyor. Şunun üzerinde önemle durmak gerekir ki, SCTO ve SCO, 2006’da bir ortak askeri tatbikat yapmışlar ve bu tatbikat, İran tarafından yönetilen tatbikatla aynı zamana rasgelmiştir. (Bu konuda daha fazla bilgi için, Michel Chossudovsky’nin, “Global Research”e, 2006 Ağustos’unda yazdığı yazıya bakınız: “ABD Tehditlerine Cevap Olarak, Rusya ve Orta Asya Müttefikleri, Savaş Oyunları Yönetiyorlar”.).

İran’a karşı yöneltilen ABD savaş planları dahilinde, ABD, aynı zamanda, İran’ın müttefiklerini, özellikle de Rusya ve Çin’i zayıflatmayı amaçlamaktadır. Çin cephesinde, Washington, Pekin’in Tahran’la olan ikili bağlarını olduğu kadar, İran’ın da, karargahı Pekin’de olan SCO’ya yaklaşımını bozmak arayışı içindedir.

Çin İran’ın bir müttefikidir. Washington’un niyeti ise, İran’ın müttefiği olan Çin’e yönelik insan hakları ihlalleri iddialarını, Çin’i hedef göstermek için bahane olarak kullanmaktır.

Bu bağlamda, İran’a yönelik bir askeri operasyon, ancak, İran’ı Çin ve Rusya’ya bağlayan askeri ittifaklar yapısının bozulmasıyla başarılı olabilecektir. Bunu, Alman Başbakanı Otto von Bismarck, 1. Dünya Savaşı öncesinde hükum süren rakip askeri ittifakların yapısı açısından gayet iyi anlamıştı. 1882’de kurulan Üçlü İttifak, Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya arasında imzalanmış bir anlaşmaydı. Üçlü ittifak, en sonunda, İtalya’nın, Anlaşma’dan çekilip, tarafsızlığını ilan etmesiyle 1914’de sona ererek 1. Dünya Savaşı’nın patlamasına neden olmuştur.
Avrasya Koridoru

Afganistanın 2001’deki istilası’ve işgalindan beri Çin’in Batı cephesi olan Afganistan ve Pakistan’da ABD’nin askeri varlığı mevcut. ABD, eski Sovyet Cumhuriyetleri, Çin ve İran ile sınırları dolayısıyla stratejik bir konumda bulunan Afganistan’da sürekli askeri üsler kurmak amacında.

Daha da öte, ABD ve NATO, 1996’dan beri, eski Sovyet cumhuriyetlerinin bir kısmı ile (Gürcistan, Ukrayna, Özbekistan ve Moldava) GUUAM adı altında askeri bağlar kurmuş durumda. 11 Eylül sonrası dönemde, Washington, GUUAM ülkelerindeki askeri varlığını daha da geliştirmek için “terörizme karşı küresel savaş” bahanesini çok kullandı. Özbekistan GUUAM’den 2002’de ayrıldı. (Bu organizasyon, şimdi GUAM olarak biliniyor).

Çin’in, Avrasya’da olduğu kadar Afrika’da, Anglo-Amerikan petrol çıkarlarına el uzatması anlamına gelen, Sahra’nın güneyindeki petrol kaynaklarında da çıkarları var.

Tehlikede olan, Avrasya koridorunun jeopolitik kontroludur.

1999 Mart’ında, ABD Kongresi, İpek Yolu Stratejisi Kanunu’nu onayladı. Buna göre, Doğu Akdeniz’den Orta Asya’ya kadar uzanan bölgedeki Amerika’nın oldukça kapsamlı ekonomik ve stratejik çıkarları belirleniyordu. İpek Yolu Stratejisi (SRS), Amerika’nın çok yaygın bir coğrafi koridorda geliştireceği iş imparatorluğunun çerçevesini belirler.

SRS’in başarılı bir şekilde hayata geçirilmesi, üzerindeki muazzam petrol ve gaz kaynaklarının kontrolunu sürdürmek için olduğu kadar, aynı zamanda, boru hatlarını ve ticaret yollarını “korumak” için de, tüm Avrasya koridorunun uygun bir şekilde “militarizasyonunu” gerektirir. Bu militarizasyon, özellikle Çin, Rusya ve İran’a karşı yönelmiştir.

Güney Çin Denizi’nin ve Tayvan Boğazları’nın militarizasyonu da, “pekçok cephede birden” konuşlanmak olan 11 Eylül sonrası dönemin stratejisinin bir bölümüdür.

Ayrıca, Çin, Soğuk Savaş-sonrası dönemde, ABD’nin nükleer saldırısının ilk hedeflerinden biridir.

Nuclear Posture Review (NPR)’nin yayımlanan 2002 sayısında, Çin ve Rusya, “sabıkalı Devletler” listesinde yer alarak, ABD’nin, nükleer saldırıda, önce davranarak vuracağı potansiyel hedefler olarak belirlenmişlerdir. NPR’de, Çin, “potansiyel veya derhal harekete geçecek bir ülke” olarak listede yerini almıştır. NPR, özellikle, Tayvan’ın durumu hakkında bir askeri senaryolar listesi hazırlamıştır ki bunlar, Washington’un Çin üzerinde nükleer silah kullanmasına yol açabilir.

Çin kuşatma altındadır: ABD askeriyesi, Güney Çin Denizi’nde ve Tayvan Boğazları’nda, Kore Yarmadasında ve Japon Denizi’nde olduğu kadar, Orta Asya ülkelerinde ve Çin’in egemenliğinde olan Uygur Otonom bölgesinin batı sınırı boyunca konumlanmıştır. Daha da öte, Çin’in kuşatılması stratejisinin bir parçası olarak, “Japonya, askeri politikalarını, ABD ve NATO’nunkilerle giderek daha fazla birleştirmiş ve uyumlulaştırmıştır.” (Bakınız: Global Reserch, 10 Mayıs 2007 sayısındaki, Mahdi Darius Nazemroaya’nın yazısı: Global Military Alliance: Encircling Russia and China (Küresel Askeri İttifak:Rusya ve Çin’i Kuşatmak).

Çin’i İçerden Zayıflatmak: Ayrılıkçı Hareketlere Gizli Destek

Çin Halk Cumhuriyet’ini zayıflatmak ve nihayetinde parçalamak politikası güden Washington, bu politika bağlamında, Kuzey Doğu Pakistan ve Afganistan’a sınır komşusu olan Tibet ve Uygur Otonom bölgesindeki ayrılıkçı hareketleri desteklemektedir.

Uygur Otonom bölgesinde, Pakistan istihbarat servisi (ISI), CIA ile işbirliği içinde, pekçok İslamcı Örgütü desteklemektedir. Bunlar arasında: İslamcı Reformcu Parti, Doğu Türkistan Ulusal Birleşme İttifakı, Uygur Kurtuluş Örgütü ve Orta Asya Uygur Cihad Partisi de bulunmaktadır. Bu İslamcı örgütlerden pekçoğu; ABD’nin sponsorluğunu yaptığı bir gizli örgüt olan El Kaide tarafından desteklenmiş ve eğitilmiştir. Bu Çin-karşıtı İslamcı organizasyonların hedefi, kendi ifadeleriyle, “bölgede bir İslami halifelik kurmak”tır. (Daha ayrıntılı bilgi için, bakınız: Michel Chossudovsky’nin 2005’te, Montreal, Global Research’e yazdığı: America’s War on Terrorism, Chapter 2 (Amerika’nın Terörle Savaşımı,) yazısı, Bölüm 2).

Bu halifelik; Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan (Batı Türkistan) ve Çin’in Otonom Uygur bölgesini (Doğu Türkistan), tek bir politik birim olarak birleştirecektir.

“Halifelik Projesi”, Çin’in bölgesel egemenliğine el uzatmaktır. Körfez Ülkeleri’nden çeşitli Vahabi “vakıf”ca desteklenen ve Çin’in Batı cephesinde faaliyette bulunan ayrılıkçılık da, gene, ABD’nin Orta Asya’daki stratejik çıkarlarının bir uzantısıdır. Bu arada, güçlü bir ABD-destekli lobi faaliyeti Tibet’deki ayrılıkçı güçlere destek yolunu açmaktadır.

Sözle olmasa da, Uygur Otonom bölgesinin ayrılıkçılığını (Pakistan’ın istihbarat örgütü ISI’yı, “aracı” olarak kullanıp) provoke ederek, Washington, Çin Halk Cumhuriyet’ini daha da geniş politik istikrarsızlık sürecine sokup parçalamayı tetiklemek çabasındadır. Bu gizli operasyonlara ek olarak, ABD, Afganistan ve Çin’in hemen Batı sınırındaki pekçok eski Sovyet Cumhuriyeti’nde de askeri üsler kurmuştur.

Güney Çin Denizi’nin ve Tayvan Boğazları’nın militarizasyonu da bu stratejinin bir parçasıdır. (Aynı eser)

Lhasa Ayaklanmaları

Mart ayının ortasında, Tibet’in başkentindeki şiddetli ayaklanmalar, gayet dikkatle hazırlanarak sahneye konmuş bir oyundu. Bu ayaklanmaların hemen arkasından, Batı’lı politikacılar ve liderler tarafından desteklenen ve Çin’e karşı yöneltilmiş ve başta medyanın önayak olduğu bir karalama kampanyası yürütülmeye başlandı.

Pekçok gözlemcinin, dikkatle hazırlanmış kasıtlı bir operasyon olarak nitelediği ayaklanmanın arka planında ABD istihbarat servisinin rol oynadığını gösteren pekçok işaret var. (Aşağıdaki incelemelerimize bakınız).

Mart’ın ortasında patlak veren Lhasa olayı, Batı’lı medya tarafından tarif edildiği gibi, kendiliğinden oluşan, “barşçıl” bir protesto eylemi değildi. Bir gangster çetesi olan ayaklanmacıların rolleri önceden tasarlanmıştı. Bütün olanlar dikkatlice planlanmıştı. Dalay Lama’nın sürgündeki hükümetiyle ilişkide olan Hindistan’daki Tibet’li aktivistler, “bu huzursuzlukları gerçekten beklediklerini ima etmişlerdir. Fakat kimlerle işbirliği içinde olduklarını veya bunu nasıl bildikleri konusunda açıklama yapmayı reddetmişlerdir.” (Guerilla News)

Görüntüler, bir kitlesel protesto gösterisinden çok, birkaçyüz kişi tarafından yönetilen şiddetli bir öfke gösterisi şeklindedir. Öfke gösterisinde Budist papazlar rol almıştır. Çin günlük gazetesi ”China Daily”e göre (31 Mart 2008), Çin, Hindistan’da bulunan Tibet Gençlik Meclisi’ni (Tibetan Youth Congress-TYC), Dalay Lama ile bağlantılı ve aynı zamanda şiddet gösterisinin arkasındaki örgüt olarak, “sert bir organizasyon” diye niteliyordu. TYC’nin eğitim kampları fonları, National Endowment for Democracy-NED (Amerika’nın Ulusal Demokrasi Vakfı) tarafından karşılanıyordu. (Meclis Oturumlarında tutulan ve TYC’ye NED’nin yaptığı yardımlar konusundaki kayıtlara bakınız.)

Video görüntüleri, sivillerin taşlandığını, dövüldüğünü ve bazılarının da öldürüldüğünü doğrulamaktadır. Kurbanların çoğu Han Çinlilerdi (Yani, en yaygın Çin etnik grubundan ç.n.). Tibet hükümetinin belirttiğine göre en az on kişi kundaklamalar sonucu yanarak ölmüştür. Bu beyanlar, olay yerinde bulunan pekçok şahit raporu tarafından da doğrulanmıştır. China Daily gazetesine göre:

“bir giysi mağazasında, beş tezgahtar, kaçmaya fırsat bulamayıp yanarak ölmüşlerdi. 1.70 metre boyunda ve ismi Zuo Yuancun olan bir adam feci şekilde bir et ve kemik yığını haline gelmişti. Bir göçmen işçi, canavarlar tarafından karaciğerinden bıçaklanmış ve kanlar içinde kalmıştı. Bir kadın, saldırganlar tarafından epeyce dövülmüş ve kulağı kesilmişti.” (People’s Daily, 22 Mart, 2008)

Fakat, batı basını, bu yağmalama ve kundaklama olayını sıradan, “barışçıl bir gösteri” olarak tarif ediyor ve Çin otoritelerinin bunu kaba kuvvetle bastırdığını yazıyordu. Çin polisinin, ayaklanmacıları bastırmak için ne tür bir operasyon düzenlediğine dair, (Çin ve batı haber kaynaklarında), kesin bildirimler yoktur. Batı basını raporları, Tibet’in başkentine, 1000’den fazla asker yığıldığından bahsetmektedir.

İş yerlerine, okullara saldırılmış, arabalar ateşe verilmişti. Çin raporlarına göre, 22 ölü, 623 yaralı var. “Ayaklanmacılar, 300’den fazla yeri ateşe vermişti. Bunlardan çoğu ev, dükkan ve okuldu. Ayrıca arabaları tahrip etmiş ve kamu binalarına zarar vermişlerdir.”

Ayaklanma planları, Çin otoritelerini yağma ve kundaklamaları kışkırtmakla suçlayan bir yanlış haber yayma kampanyası yürüten medya vasıtasıyla koordine edilmiştir. Dalay Lama, Pekin’i, ayaklanmaların arkasında Budist rahiplerin olduğu izlenimini vermek için, “askerlerine Budist rahip kıyafetleri giydirmekle” suçladı. Bu iddialar, askerleri bir tiyatro gösterisinde Budist rahip elbisesi giymiş olarak gösteren dört yıllık bir fotoğrafa dayandırılıyordu. (4 Nisan 2008 tarihli South China Morning Post gazetesine bakınız).

Çin gazetesi (People’s Daily), Lhasa’daki ayaklanmaları bastıran güvenlik güçlerinin, fotoğraftaki üniformaları giymelerinin mümkün olamayacağını çünkü onların yaz üniformaları olduğunu ve soğuk Mart havasına uygun olmadığını söylüyordu.

Gazete aynı zamanda PAP’ın, üniformaları, 2005’te omuz amblemlerini gösteren yeni üniformalarla değiştirdiğini yazıyordu. Fotoğrafta görülen silahlı askerlerin üzerindeyse 2005’ten sonra terkedilen eski üniformalar vardı… Xinhua, fotoğrafın, yıllar önce, bir sahne gösterisi öncesinde, askerlerin, rahiplerden giysilerini ödünç alıp giydikleri sırada çekildiğini söylüyordu.(Aynı eser)

Dalay Lama’nın, Batı medyasında da yer alan ve, ayaklanmacıları Çin otoritelerinin kışkırttığına dair iddiaları, eski bir Komünist Parti subayı olan Bay Ruan Ming’in beyanı ile de destekleniyordu: “CCP, (Çin Komünist Partisi), Dalay Lama’yı istifaya zorlamak ve Tibetlilere gelecekte uygulanacak baskıları meşrulaştırmak için, Tibet’deki olayları büyük bir dikkatle sahneye koymuştur.” Ruan Ming, eski CCP Genel Sekreteri Hu Yaobang’ın yapacağı konuşmaları kaleme alan bir kişidir. (The Epoch Times’dan alıntı)

ABD Gizli Servisi’nin Rolü

Lhasa ayaklanmalarının örgütlenmesi, istikrarlı bir modelin bir parçasıdır. Bu ayaklanmalar, Çin’de etnik karmaşayı tetiklemek üzere planlanan bir girişimdir. Bunlar, ABD dış politika çıkarlarına hizmet etmektedir.

Tibet’te vuku bulan protesto dalgalarında, ABD İstihbarat Servisi’nin geri plandaki rolü ne ölçüde idi?

İstihbarat operasyonlarının yapısındaki gizlilik özelliğinden dolayı, CIA’nın doğrudan müdahalesine dair elle tutulur deliller yok. Ancak, “sürgündeki Tibet hükümeti” ile bağlantılı ve CIA tarafından ve/veya CIA’nın sivil cephe örgütü Ulusal Demokrasi Vakfı (NED) tarafından desteklendiği bilinen çeşitli Tibet örgütleri var.

CIA’nın, gizli desteğini ayrılıkçı Tibet hareketine kanalize etmesinin tarihi, geriye, 1950’lerin ortalarına kadar gider. Dalay Lama, 1950’den 1974 yılına kadar CIA’dan maaş alıyordu:

CIA, 1956’dan itibaren, Tibet’de bulunan komünist Çinlilere karşı gizli bir eylem kampanyasını yönetiyordu. Bunun sonucu, 1959’da, kanlı bir ayaklanma oldu ve on binlerce Tibetli ölürken, Dalay Lama ve 100.000 kadar adamı, Himalaya Dağları’nın tehlikeli geçitlerinden geçerek, Hindistan ve Nepal’e kaçmak zorunda bırakıldılar.

CIA, ABD’de, Colorado, Leadville yakınlarında, Dalay Lama’nın direniş savaşcıları için, gizli bir askeri eğitim kampı olan Camp Hale’i kurdu. Tibetli gerillalar, burada, komünist Çinlilere karşı sabotaj operasyonlarında bulunmak ve gerilla savaşı yapmak üzere CIA tarafından eğitiliyor ve donatılıyordu.

ABD tarafından eğitilmiş gerillalar, bazı durumlarda CIA’ya bağlı ücretli askerler yönetiminde ve CIA uçakları desteği ile, aralıklarla Tibet’e saldırılar düzenlediler. İlk eğitim programı Aralık 1961’de bitse de, Colorado’daki kamp, en azından 1966’ya kadar açık kaldığı izlenimi vermektedir.

Roger E McCarthy tarafından kurulan CIA Tibet Görev Gücü ile birlikte Tibet gerilla ordusu 1974’e kadar sürecek bir 15 yıl boyunca daha, “ST CIRCUS” kod adlı operasyonla Çin işgal güçlerini aralıksız taciz etmeyi sürdürdü. Bu yıldan sonra bu resmi operasyon durduruldu.

Aktivitelerinin doruğunda olduğu 1959 ile 1961 yılları arasında Tibet Görev Gücü’nün de komutanlığını yapan McCarthy, daha sonra buralarda da benzer operasyonlar yürütmek amacıyla Vietnam ve Laos’a da gitmiştir.

CIA, 1960’ların ortalarından itibaren, Nepal’deki, Mustang üssündeki gibi, her biri yaklaşık 2.000 etnik Khamba savaşçısından oluşan gerilla ordusu Chusi Gangdruk’u kurmak için Tibet’e paraşütle gerilla savaşçıları ve istihbarat ajanları indirme stratejisini değiştirdi.

Bu üs, ancak Pekin’in muazzam baskılarından sonra, 1974’de Nepal hükümeti tarafından kapatılmıştır.

1962’deki Hindi-Çin Savaşı’ndan sonra, CIA, Tibet’deki ajanları eğitmek ve desteklemek için Hindistan gizli servisi ile çok yakın ilişkiler geliştirmiştir.” (Richard Bennett, Tibet, the ‘great game’ and the CIA, Global Research, Mart 2008)

Ulusal Demokrasi Vakfı (NED)

Tüm dünyadaki ABD-yanlısı muhalif gruplara mali destek kanalize eden Ulusal Demokrasi Vakfı (NED)’in, Washington’un jeopolitik ve ekonomik çıkarlarına hizmet eden “kadife devrimler”i tetiklemede çok belirgin rolü olmuştur.

Resmi olarak CIA’nın bir parçası olmasa da, NED, sivil siyasi parti ve NGO’lar (Sivil Toplum Kuruluşları-STK’lar) bazında önemli bir istihbarat fonksiyonu sergilemektedir. 1983’de, CIA hakkında, politikacılara gizliden rüşvet verdiği ve sahte sivil toplum cephe örgütleri kurmakla suçlandığı bir sırada yaratıldı. Reagan döneminde NED’i kurmaktan sorumlu Allen Weinstein’e göre: “Bugün yaptığımız şeylerin pekçoğu, 25 yıl önce CIA tarafından gizli olarak yapılmıştı.” (‘Washington Post’, 21 Eylül 1991).

NED, Venezüella’da Başkan Hugo Chavez’e karşı bir darbe girişimi başlatan “sivil toplum” örgütlerine para yardımı sağladı. Haiti’de, NED, 2004 Şubat’ında Başkan Bertrand Aristide’in koltuğunu bırakmasına neden olan silahlı isyanın arkasındaki karşıt grupları destekledi. Haiti’deki Hükümet Darbe’si, dikkatlice sahneye konmuş bir askeri-istihbarat operasyonunun sonucudur. (Bakınız: Michael Chossudovsky, The Destabilization of Haiti, Global Research, Şubat 2004)

NED, Çin’in içinde ve dışında bir kısım Tibet örgütüne para yardımı sağlamaktadır. NED’in mali destek verdiği Dalay Lama-yanlısı en önemli Tibet bağımsızlık örgütü International Campaign for Tibet- ICT, 1988’de Washington’da kuruldu. ICT’nin, Washington, Amsterdam, Berlin ve Brüksel’de büroları vardır. NED’in fonlandırdığı diğer Tibet örgütlerinden farklı olarak, ICT’nin, NED ve ABD Dışişleri Bakanlığı ile yakın, sıcak ve “içiçe geçmiş” bağları vardır:

ICT’nin bazı direktörleri, aynı zamanda, ‘demokrasi geliştirici’ kurumların içinde görev yaparlar. Bunlardan bazıları: Betty Bao Lord (Bağımsızlık Meclisi’nin başkanıdır ve Özgürlük Forum’unun direktörlerinden biridir), Gare A. Smith (ABD Devlet Bakanlığı’nın Demokrasi, İnsan Hakları ve Emek Bölümünde daha önce ikinci yardımcı müdür olarak hizmet vermiştir), Julia Taft (NED’in eski bir müdürüdür, eski ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Tibet Konusu’nda eski Özel Koordinatör’dür, USAID için çalışmış, ve aynı zamanda InterAction’ın CEO’su ve Başkan’ı olarak hizmet vermiştir), ve son olarak da Mark Handelman (çalışmaları ideolojik olarak NED’in Haiti’ye eskiden beri süregelen müdahaleleriyle bağlantılı olan, Haiti Hakları İçin Ulusal Koalisyon’unun bir müdürüdür),

ICT’nin danışma meclisinde, aynı zamanda NED ile çok yakından bağlantısı olan iki kişi daha vardır, Harry Wu ve, NED’in fon sağladığı Çin İnsan Hakları örgütünün eski icra direktörü Qiang Xiao.

ICT’nin, idareciler meclisi gibi, uluslararası danışmanlar konseyinde de pekçok ‘demokratik’ ileri gelen bulunur. Bunlar arasında: Vaclav Havel, Fang Lizhi (en azından 1995’den beri Çin İnsan Hakları kuruluşunun meclis üyelerinden biridir), Jose Ramos-Horta (Demokrasi Koalisyonu Projesi’nin uluslararası danışma meclisinde hizmet vermektedir), Kerry Kennedy (NED’in para verdiği Çin Enformasyon Merkezi’nde direktördür), Vytautas Landbergis (İngiltere-temelli yeni muhafazakar Henry Jackson Topluluğu’nun uluslararası patronlarından biridir – bakınız Clark, 2005), ve, yakın zamanlardaki ölümüne kadar “yeni muhafazakarların ebeliğini” yapmış Jeane J. Kirkpatrick (aynı zamanda, Bağımsızlık Meclisi ve Demokrasileri Savunma Kurumu gibi ’demokratik’ gruplarla da bağlantılı idi).(Michael Barker, “Democratic Imperialism”: Tibet, China and the National Endowment for Democracy. Global Research, 13 Ağustos, 2007.) 

NED’in fonlandırdığı diğer Tibet örgütleri arasında şunlar vardır: daha önce sözü edilen Özgür Tibet İçin Öğrenci Örgütü (SFT). SFT, 1994’de, New York’da, “ABD Tibet Komitesi’nin ve NED tarafından fonlanan International Campaign for Tibet (ICT)’nin ortak projesi olarak kuruldu.

SFT’nin tanınmasında en çok rol oynayan olay, 150 metre boyunda Tibet’e bağımsızlık isteyen bir pankartı Çin Seddi’nde açmasıdır.” (F. William Engdahl, Risky Geopolitical Game: Washington Plays ‘Tibet Roulette’ with China (Riskli Jeopolitik Oyun: Washington Çin’le ‘Tibet Ruleti’ Oynuyor), Global Research, Nisan 2008).

Geçen Ocak ayında, diğer beş Tibet örgütü ile beraber, SFT, “Tibet halkının ayaklanmasının başlatıldığını” ilan etti…ve işbirliği ve finansmandan sorumlu geçici bir ortak büro kurdular.” (Aynı eser)

“NED, aynı zamanda, Dharamsala’da da bulunan Multimedya Merkezi’ni, “Tibet’deki insan hakları ve demokrasi mücadeleleri hakkında yazılar yayınlaması” için fonlandırmaktadır. NED ayrıca, Tibet İnsan Hakları ve Demokrasi Merkezi’ni de finanse etmektedir. (Aynı eser)

CIA ve NED arasında görev bakımından işbölümü vardır. CIA silahlı paramiliter isyancı gruplara ve terörist örgütlere gizli destek sağlarken, NED, tüm dünyada Amerikan “demokrasi” anlayışını yerleştirmek üzere, “sivil” siyasi partileri ve sivil toplum kuruluşlarını finanse etmektedir. Doğru söylemek gerekirse, NED, CIA’nın “sivil kolu”nu oluşturur. CIA-NED’in dünyanın çeşitli bölgelerine müdahaleleri, çok sayıda ülkede uygulanan sürekli ve tutarlı bir örnekle belirgindir.

Psikolojik Operasyon: Çin Yönetimini Saygınsızlaştırma

Kısa vadeli hedef, bir taraftan Pekin Olimpiyat Oyunları’na yaklaşan aylarda Çin liderliğini saygınsızlaştırmak olurken, diğer yandan da, kamu oyunun dikkatini Orta Doğu savaşından ve burada ABD, NATO ve İsrail tarafından işlenen savaş suçlarından uzaklaştırmak için Tibet kampanyasını devreye sokmaktır.

Çin’in işlediği iddia edilen insan hakları ihlallerinin altı, ABD liderliğinde Orta Doğu’da yürütülen savaşı şirin göstermek amacıyla çiziliyor. Daha da öte, Batı basını, ABD’nin İran’a karşı hazırlayıp finanse ettiği savaş planları üzerinde durmuyor bile. Daha da öte, Tibet manşetleri işgal ettikçe, Orta Doğu’daki gerçek insan hakları krizi baş sayfa haberi bile değil.

Genel olarak, insan hakları konusu çarpıtılmaktadır: gerçekler tersine çevrilmekte, ABD’nin ve koalisyon ortaklarının işlediği yaygın suçlarınsa, toplumu teröristlerden koruma gerekçesiyle, ya üstleri örtülmekte ya da haklı çıkarılmaktadır.

İnsan hakları ihlalleri değerlendirmelerinde “çifte standart” uygulaması yerleştirilmiştir. Orta Doğu’da sivillerin öldürülmesi tali zarar olarak tanımlanmaktadır. Bu ölümler “Terörizme karşı küresel savaş”ın bir parçası olarak meşrulaştırılmaktadır. Kurbanlar kendi ölümlerinden kendileri sorumludur, denmektedir.

Olimpiya Oyunları Meşalesi

Batılı başkentlerde, Çin’in insan hakları ihlallerini kınayan, dikkatlice zamanlanmış gösteriler faaliyete geçirilmiştir.

Olimpik oyunların kısmen boykotu yolda gibi görünüyor. Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner (ABD çıkarlarının desteklenmesinde kuvvetli bir başrol oyuncusu ve Bilderbergs’le de yakın ilişkide olan bir kişi), Olimpiyat oyunlarının açılış törenlerinin boykot edilmesi çağrısını yapmıştır. Kouchner, bunun Avrupa Birliği dışişleri bakanları toplantısında tartışılması gerektiğini söylemiştir.

Olimpiya meşalesi, Yunanistan’da bir törenle yakılmıştır fakat tören, “Tibet-yanlısı göstericiler” tarafından kesintiye uğratılmıştır.Gösteri, ABD istihbaratı ile bağlantıları olduğu bilinen “Sınır Tanımayan Gazeteciler” örgütü tarafından finanse edilmiştir. (Bakınız, Diana Barahona, Reporters Without Borders Unmasked (Sınır Tanımayan Gazeteciler’in Maskesi Düştü), Mayıs 2005). “Reporters Without Borders (“Sınır Tanımayan Gazeteciler”), aynı zamanda Ulusal Demokrasi Vakfı’ndan (NED) da destek almaktadır.

Olimpiyat Meşalesi semboliktir. Psikolojik Operasyon (PsyOp), Pekin Olimpiyat oyunlarına aylar kala Olimpiyat meşalesini hedef almayı kapsamaktadır.

Bu sürecin her aşamasında, Batı medyası tarafından Çin liderliğine leke sürülmektedir.

Küresel Ekonomik Etkileri

Çin liderliğine karşı yürütülen Tibet kampanyası geri tepebilir.

Modern Tarih’in en ciddi ekonomik ve finansal krizinin dönüm noktasındayız. Ekonomik krizin açılımı, bizi direkt olarak, bunun, ABD tarafından finanse edilen Orta Doğu ve Orta Asya’daki askeri macerayla ilişkisine götürür.

Çin, ABD askeri yayılmacılığı konusunda stratejik bir yere sahiptir. Şimdiye kadar, Çin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konsey’indeki İran’a yönelik ABD destekli UNSC önergelerinde Veto gücünü kullanmamıştır.

Çin aynı zamanda, küresel ekonomi ve finansal sistemde merkezi bir rol oynamaktadır.

ABD ile ticaretinden elde ettiği fazla gelirle, şimdi Çin, 1.5 trilyon dolarlık ABD borç senedini (buna ABD Hazine tahvilleri de dahildir) elinde tutmaktadır. Uluslararası kur piyasalarını önemli ölçüde bozabilecek güce sahiptir. Çin, kendisinden alınan dolar bazlı borçları satacak olursa, ABD Doları daha da düşük seviyelere inecektir. (Daha fazla ayrıntı için bakınız: F. William Engdahl, age.)

Daha da öte, Çin, Batı’nın ev ihtiyaçlarının aylık tüketiminin önemli bir kısmını karşılayan geniş çaptaki imalat mamullerinin en büyük üreticisidir. Batılı perakende devleri, Çin’den, ucuz işgücü ile üretilmiş endüstriyel malın sürekli ve engellenmeden gelmesiyle ayaktadır.

Batılı ülkeler için, Dünya Ticret Örgütü (DTÖ) vasıtasıyla Çin’in küresel ticaret, yatırım ve entellektüel mülkiyet hakları yapılanmaları içine dahil olması çok önem arzeder. Pekin, “Made in China” (“Çin Malı”) etiketli mamullerinin ABD’ye ihracını durdurmaya karar verirse, Amerika’nın kırılgan ve düşme çizgisine girmiş üretimi, hiç değilse kısa vadede, aradaki açığı kapatacak kapasitede değildir.

Daha da öte, ABD, ve onun İngiltere, Almanya, Fransa ve Japonya gibi ortaklarının, Çin’de yatırım çıkarları vardır. 2001’de, Çin’in DTÖ’ne girmesinin hemen öncesinde, ABD ve Çin, çift taraflı bir ticaret anlaşması imzalamışlardır. Bu anlaşmayla, en belli başlı Wall Street finans kurumları da dahil ABD yatırımcıları, Şanghay’ın finansal ve ticaret sistemine olduğu kadar, Çin’in yerli bankacılık pazarına da giriyorlardı.

Bazı bakımlardan, Çin, Batı’nın “ucuz işgücü endüstri sömürgesi” olduğundan, Çin’in küresel ticaret sistemiyle ilişkisi değişmez birşey değildir.

Çin’in küresel kapitalizme entegrasyonunun kökleri, ilk olarak 1979’da formüle edilen “Açık Kapı Politikası”na dayanır. (Michel Chossudovski, Towards Capitalist Restoration. Chinese Socialism after Mao. Chapters 7 and 8 (Kapitalist Restorasyona Doğru. Mao’dan Sonra Çin Sosyalizmi). MacMillian, Londra, 1986, 7.ve 8. bölümler)

1980’den beri, Çin, Batı’lı pazarlara endüstriyel ürünler temin eden en önemli merkez haline gelmiştir. Çin’e karşı herhangi bir tehdit ve/veya İran dahil Avrasya’daki müttefiklerine bir askeri kalkışma cüretinin Çin’in yaygın imalat malları ticaretini sekteye uğratma potansiyeli vardır. Çin’in ihracat odaklı endüstriyel temeli, gelişmiş kapitalist ekonomilerde muazzam varlık birikiminin kaynağıdır. WalMart’ın sahibi Walton ailesinin zenginliği nereden gelmektedir? WalMart hiçbirşey üretmemektedir. O, “Çin Malı” etiketli ucuz işgücü ile üretilmiş malları ithal etmekte ve bunları ABD perakende piyasalarında fabrika fiyatının yaklaşık on katı fazla fiyatla satmaktadır.

Bu “ithalata bağlı gelişme”, Batı’lı “endüstrileşmiş” ülkelerin, imalat sektörlerinin büyük bir bölümünü kapatmalarına olanak tanıdı. Buna karşın, Çin endüstrisinin ağır koşullu iş atölyeleri Çin’den mal alan veya orada üreten Batılı şirketlere ve perakendeci devlere milyarlarca dolarlık servetler üretmektedirler.

Çin’e yöneltilecek askeri nitelikte herhangi bir tehdit, ham petrol fiyatının herkesçe bilinen yukarı doğru seyrinden çok daha öte, devasa ekonomik sonuçlar doğurabilir.



Ukrayna'nın Çocuk Askerleri 12-10-2015
İklim Savaşları 21-07-2008
İnsan Hakları Psikolojik Operasyon 24-05-2008



 
Devlet Cizre'de terörün izini sildi
Şırnak'ın Cizre ilçesinde, çukur kazıp, barikat kuran, patlayıcı tuzaklayan PKK'lı teröristlere yönelik başlatılan, operasyonunun 11 Şubat 2016'da sona ermesinin ardından devlet terörün izlerini sildi.

En Çok Okunanlar