Seçim Sonuçları 2019 | Özel Haber | Detay Haber | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

Son Dakika

Lord Robertson
Lord Robertson


Değişim ve Süreklilik
Lord Robertson
05/03/2008, 23:06


Yıl 1949 ve Atlantik İttifak’ının üzerinde kurulu olduğu Washington Antlaşması yazılmakta. Yazarların amacı antlaşmanın dilinin son derece anlaşılır ve kısa olmasıydı. Çoğu yazar aynı şeyi ister ama pek azı bunu başarabilir. Bu vakada ise yazarlardan birinin bir kıstası vardı: Antlaşma Omaha’daki bir sütçünün dahi anlayabileceği bir dille yazılmalıydı.

Neticede Nebraska'lı sütçü hedeflenen kitle için ideal bir düzey oldu. Washington Antlaşması açıklık ve kısalık bakımından bir örnek oluşturdu. Her şeyden de önemlisi, bu antlaşma, olağanüstü değişikliklerin yaşandığı yarım yüzyıla, ve çeşitli uzmanların antlaşmayı bozma veya yeniden yorumlama çabalarına rağmen mükemmel şekliyle hayatta kalmıştır. Washington Antlaşması 12 Eylül 2001’de Amerika Birleşik Devletleri’nin günümüzün yeni canavarı kitle terörü ile mücadelesine yardımcı olmak için 5. Madde’nin (Avrupa’yı Sovyetler Birliği’nden koruyacak olan toplu savunma maddesi) yürürlüğe konmasıyla anlamını bir kere daha kanıtlamıştır.

Ama acaba Omaha'lı sütçünün durumu ne? İttifak’ın ilk hedef kitlesinin 54 yıl sonra, yeni NATO hakkındaki düşüncesi nedir? Bugün neyi anlayabilir veya neyi anlamayı başaramaz?

Her şeyden önce, sütçümüz muhtemelen İttifak’ın hala işbaşında olduğunu görünce şaşıracaktır. Kendi deneyimlerine dayanarak Amerikalıların evlerine dönmüş olduğunu, Avrupalıların da dağılmış olacağını düşünürdü. Bunlardan hiçbiri olmadı.

Daha yakın zamanlarda, tarihçilerin bize söylediğine göre, özgür milletler kendilerini bir araya getiren tehdit ortadan kalkınca artık bir arada yaşayamazlarmış. NATO bu düşünceyi çürüttü. Varşova Paktı dağıldı ama NATO yeniden donatıldı. İlk önce güvenlik ve istikrarı Avrupa’nın doğusuna doğru yaymak için, sonra eşsiz, çokuluslu askeri yeteneklerini karmaşa içindeki Balkanlar’a barışı getirmek için, bugün de 11 Eylül sonrası dönemin yeni tehditleriyle başa çıkmak üzere teçhiz edildi.

Yeni Tehditler, Yeni NATO

Karşımızdaki tehditler değişmiştir. NATO da. Omaha'lı sütçü bunu anlayacak ve takdir edecektir. 1949’da 12 üye, bugün 19 üye ve gelecek yıl 26 üye! Bu sayılar açık bir başarı mesajıdır. Bu arada eski düşman Sovyetler Birliği’ne ne olduğunu da merak edecektir. Ancak bu noktada onun bakış açısı bizimkinden farklı olabilir. Faşizme karşı mücadelenin sona ermesinden sadece dört yıl sonra ve Demir Perde’nin Avrupa’nın üstüne inmeye başladığı günlerde Ruslarla tekrar ortak olduğumuzu duymak onu şaşırtmayabilirdi.

Ancak karşılıklı yok olma tehlikesinin karanlıklarından, Rusya’nın 21. yüzyılın tehditlerini görüşmek üzere 19 NATO üyesi ile eşit şartlarda bulunduğu bir NATO-Rusya Konseyi’ne uzanan yolculuk Soğuk Savaş döneminin çocukları olan bizler için bir destandır. Bugünkü gençlerimizin çoğu bu ayrıntıları bilmiyorlar. Onlar için Soğuk Savaş en az II. Dünya Savaşı kadar uzak, anlaşılması zor, ve başka bir dünya. Ama oturup neler olduğunu ve neden olduğunu anlattığınızda büyüleniyorlar, zira 40 yıllık ideolojik düşmanlık ve kafa kafaya küresel bir askeri çatışma ihtimalinden ortaklık ve gerçek bir işbirliğine uzanan bu uzun yolculuk onların yeni dünyasının üzerine kurulduğu platformdur.

Rusya ile hala farklılıklarımız var, ama bunlar politika ve diplomasi konuları; karşılıklı zarar vermeye yönelik şeyler değil. Bu nedenle bunları yeni nesile iyi anlatmalıyız ki NATO-Rusya Konseyi ve diğer işbirliği mekanizmaları hak ettikleri takdiri ve desteği alsınlar.

Aynı düşünceler NATO’nun Ukrayna, yeni demokrasiler, Avrupa-Atlantik Konseyi’nin eski tarafsız üyeleri, ve Barış İçin Ortaklık gibi geliştirdiği diğer ortaklıklar için de geçerlidir. Bugüne kadar 19 NATO üyesi, Rusya, İrlanda ve İsviçre, Baltık cumhuriyetleri, Tacikistan ve Özbekistan gibi bu kadar farklı ülkenin (toplam 46 ülke) barış zamanında ortak bir amaç çevresinde toplandığı bugüne kadar görülmemiştir. Bunu ortak değerlerimiz için yaptıkları, ve ortaklıklarının siyasi muhabbetin ötesine, pratik askeri işbirliğine, terörizmle mücadeleye, ve Balkanlar ve Afganistan’da NATO başkanlığındaki operasyonlara katılmaya kadar uzandığı gerçeği ise fazla bilinmeyen ama inanılmaz bir başarıdır.

Adından da anlaşılacağı gibi bu gerçekten barış için bir ortaklıktır ve çalışmalarını NATO vasıtasıyla ve NATO sayesinde yürüten en büyük daimi koalisyonudur. Çalışmalarını NATO için ve NATO vasıtasıyla yürütür. Bu da sütçümüzün anlayacağı ve onaylayacağı bir başka mesajdır.

Yine de bazı eleştirmenler gerçek karşılaştırmanın 1949’ların NATO’su ile değil, 1989’ların NATO’su (Berlin Duvarı düşmeden önce) veya 1999’un NATO’su (El Kaide’nin İkiz Kuleleri vurmasından önce) ile olduğunu söylüyorlar. NATO o günlerde iyi işler yapmış olabilir ama bugünün İttifak’ına ne gibi bir katma değer getirmiştir? İttifak artık siyasi muhabbet yapmaktan başka ne yapıyor diyorlar.

Her şeyden önce muhabbet etmek her zaman savaş yapmaktan iyidir. Üstelik bizimki kaliteli bir muhabbet: Birbirine çok yakın farklı görüşleri olan aile bireylerinin katıldığı açık yürekli bir tartışma. Aralık 2003’te yaptıkları toplantılarında İttifak’ın savunma ve dışişleri bakanları günümüzün en zor konularını ele aldılar: Afganistan; Avrupa savunması; ve Irak. Bütün bu alanlarda ilerlemeler kaydettik çünkü NATO, danışmalar, karar, ve harekete geçmenin denenmiş forumudur.

İttifak’ın Dönüşümü

Her şeyden önemlisi, son iki yılda İttifak büyük bir dönüşüm içine girdi. 11 Eylül bu dönüşümü başlatmış olabilir, ama bu süreç kısa sürede daha derin ve geniş kapsamlı bir süreç haline geldi.

2001 ve 2002 yılında NATO ABD şehirlerini korumaları için AWACS uçaklarını okyanusun öbür yakasına yolladı (Washington Antlaşması’nın temelini oluşturan beklentinin tam tersine). Tehditlere nereden gelirse gelsin mukabele edilmesine karar verip NATO’nun alan dışı operasyonları yürütüp yürütemeyeceğini konusunda on yıldır süregelen kısır tartışmaları bir kenara ittik. NATO-Rusya Konseyi’ni kurduk. Daha sonra, Prag Zirvesi, İttifak’ı daha da kökten değişikliklere götürdü. Genişleme zirvesi bir dönüşüm zirvesi oldu.

Prag Zirvesi son derece önemli bir dönüm noktasıydı zira dönüşümü İttifak’ın geniş faaliyet yelpazesine yaydı. Bu dönüşüm, yeni üyelerden Avrupa Birliği ve Rusya ile kurulan yeni ortaklıklara, yeni yetenek ve misyonlardan İttifak’ın dahili süreç ve yapılarında bugüne kadar yapılmış en köklü reforma kadar uzanıyor.

Baltık Denizinden Karadeniz’e kadar olan alandan yedi yeni üyenin kabulü oldukça semboliktir ama aynı zamanda pratiktir de. Yeni üyeler toplu savunmamıza değer kazandıracaktır. Bundan şüphe duyanların NATO’nun Aralık ayında kurulan ilk çokuluslu kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer (KBRN) savunma taburuna bakmaları yeter. Bugünün silah deposunda yeni bir yetenek oluşturan bu yeni taburun önderliğini NATO’nun ağır toplarından biri değil, yeni üyelerden Çek Cumhuriyeti yapmaktadır. Çek Cumhuriyeti artık kendinden emin, ve en önemli projelerimizden birinin başını çekecek yetenektedir. 1999’da İttifak’a katılmış olan Polonya ise halen Irak’taki çokuluslu istikrar tümeninin başındadır.

KBRN taburu, Prag Zirvesi’nde askeri yetenekleri iyileştirmeye yönelik geliştirdiğimiz birçok girişimden biridir. NATO Mukabele Gücü ve yeni komuta yapısı gibi bazı girişimler ulusal düşüncenin ürünü idi. Diğerleri, özellikle Prag Yetenek Taahhütleri, NATO’nun Uluslararası Yazmanlık Bölümü’nün yardımını ve benim Konseyi masasının çevresinde yaptığım bazı temasları gerektirdi.

Genel sonuç, eski girişimlerden çok daha yaygın ve hükümetlerin devlet başkanları ve başbakanlarının güçlü taahhütleri ile desteklenen büyük bir askeri dönüşüm paketiydi. Bu kararların merkezinde Müttefik Dönüşüm Komutanlığı vardı. Bu komutanlık NATO’daki sürekli değişimin motor gücüdür, ve gelecekte ABD ve Avrupa kuvvetlerinin birlikte çalışabilmelerini garanti eden bir araçtır.

Prag Zirvesi transatlantik yetenekler farkını kapatamadı. Bu konuda birçok başkentin başını ağrıtmıştım. Ama bu fark giderek kapanıyor. Avrupalı hükümetler gerçekten kuvvetlerini bir dönüşüme tabi tutuyorlar, ve Müttefik Dönüşüm Komutanlığı da gerekli motivasyonu sağlıyor.

İttifak’ın dahili süreçlerini tepeden tırnağa elden geçirmek, yeni stratejik nakliye uçakları, hava tankerleri, hassas güdümlü silahlar veya bu gibi yeni silahlar edinmeye oranla daha sıradan bir iş gibi gelebilir. Ancak hiç de öyle değil. Brüksel’deki NATO Karargahı İttifak’ın kalbi, beyni ve merkezi sinir sistemidir. Politik ve stratejik planlama ve tartışmalar, fikir birliğine ulaşma, karar verme, ve kamu diplomasisi ve özel diplomatik çabalar için bir forumdur. Karargah 19 üyeyle başarılar elde etmiştir, zira İttifak’a kendilerini adamış olan sivil ve askeri personel bütün bunları küçük bir bütçeyle başarabilmiştir. Askeri veya sivil, NATO Karargahı’nda çalışan herkesin İttifak’ın başarısında payı vardır. Ancak, 26 üye, yeni sorumluluklar ve buna karşılık artmayan bir para karşısında ya çökecek ya da değişecektik.

Bu nedenle Prag Zirvesi öncesinde üyeleri, NATO tarihindeki en köklü dahili değişim gündemini kabul etmeye ikna ettim. Uluslararası Yazmanlık’ı Soğuk Savaşı değil de, 2003’ün verilerini yansıtacak şekilde yeniden yapılandırdık. Komite yapısını ve karar mekanizmasını yönlendirdik. Örgütümüzü etkili şekilde yönetebilmesi için Genel Sekreter’e yeni yetkiler verdik. Hedefe yönelik bir bütçe sistemi getirdik ve sivil personel için yeni, daha adil ve performansa dayanan istihdam şartları geliştirdik. Şimdi bir uçtan diğerine, tüm başkentlerdeki karar mekanizmalarını inceliyoruz. Her şeyden önemlisi, şüphecilere NATO’nun değişime açık olduğunu ve kendini hızla ve daha iyiye doğru değiştirebileceğini gösterdik.

İttifak, terörizm ve kitle imha silahları ile başa çıkacak askeri yetenekleri geliştirmekte odak noktası oldu. Çek Cumhuriyeti’nin komutasındaki yeni KBRN taburumuz buna bir örnektir. Harekat alanı füze savunması konusunda Ortaklar ve Rusya ile yürüttüğümüz işbirliği diğer bir örnektir. NATO’yu bir sumo güreşçisinden bir eskrimciye dönüştüren Prag Zirvesi’nde kararlaştırılan iyileştirmeye yönelik girişimler eğer kriz alanlarına geçirilemeyip de eğitim alanlarında kalacaklarsa hiç bir işe yaramayacaklardır. Bunun için, Prag’ın getirdiği dönüşümün en önemlisi NATO’nun yeni misyonlar üstlenmesidir.

Irak’ın Etkisi

2003 başlarında, uluslararası toplum ve çok taraflı kurumların birçoğu Irak konusunda felç olmuşlar veya fikir ayrılıkları içine düşmüşlerken NATO uzlaşmayı ve harekete geçmeyi başardı. Washington Antlaşması’ndaki taahhütlerimizi yerine getirmek ve Türkiye’ye destek vermek 11 günümüzü aldı, ama başkaları bunu başaramazken biz başardık. Eminim birçok kişi Körfez Savaşı sırasında, üstelik politik açıdan bu kadar zor olmayan şartlar altındayken bile, NATO’nun karar alması çok daha uzun zaman almıştı.

Ayrıca, aldığımız bu karar, krizin NATO’nun bütünlüğünü tamamen parçalayacağını söyleyen eleştirmenlere de bir cevap oldu. Bundan sadece birkaç hafta sonra sözde felce uğramış olan İttifak’ımız, eskiden olsa düşünülemeyecek, iki önemli karar aldı: birincisi, Afganistan’ın başkenti Kabil’deki uluslararası Güvenlik Gücü’nü devralmak; ve Polonya’nın Irak’taki çokuluslu istikrar tümenini kurmasına yardımcı olmak.

Pek az kişi NATO’nun nasıl ve niye bu kadar süratle adeta bir çökme noktasından, alan dışına çıkma kararına geçtiğini analiz etti. Sanırım bunun bir nedeni ülkelerin transatlantik ittifakı olmayan bir uçuruma bakıp geriye dönüş yapmalarıydı. Ama birçok kişinin 11 Eylül sonrası tehditler ve bunlarla nasıl başa çıkılacağı konusunda Avrupa ve Atlantik sahasında var olan derin fikir birliğini hafife almış olduğunu da seziyorum. NATO’nun Prag bildirisi ve Avrupa Birliği’nin yeni güvenlik stratejisi farklı dünya görüşleri yansıtmıyor.

Tabii ki Avrupa’da ve Atlantik sahasında Irak konusu ile ilgili farklı düşünceler hala var. Ama 2003’te bu farklı düşünceler Saddam Hüseyin’le nasıl başa çıkılacağı ile ilgiliydi. Bu farklı düşünceler dünyayı mahşere çevirebilecek kitle terörizmi, kitle imha silahları ve başarısız veya kötü niyetli devletler konusunda değildi. Eğer bu farklı görüşler pesimistlerin dediği kadar köklü olsaydı NATO bugün Kabil’de olmaz ve bu başkentin dışına çıkmayı planlıyor olmazdı. Veyahut, Irak’ta Polonya’ya destek vermez, sakin bir şekilde 2004 için daha büyük bir rolü tartışıyor olmazdı.

Tabii ki Avrupa’da ve Atlantik sahasında Irak konusu ile ilgili farklı düşünceler hala var. Ama 2003’te bu farklı düşünceler Saddam Hüseyin’le nasıl başa çıkılacağı ile ilgiliydi. Bu farklı düşünceler dünyayı mahşere çevirebilecek kitle terörizmi, kitle imha silahları ve başarısız veya kötü niyetli devletler konusunda değildi. Eğer bu farklı görüşler pesimistlerin dediği kadar köklü olsaydı NATO bugün Kabil’de olmaz ve bu başkentin dışına çıkmayı planlıyor olmazdı. Veyahut, Irak’ta Polonya’ya destek vermez, sakin bir şekilde 2004 için daha büyük bir rolü tartışıyor olmazdı. Prag zirvesi İttifak kültüründe zaten mevcut olan ve Kosova’dan Kabil’e kadar uygulanmakta olan bir dizi gerçek ve derin değişimi başlattı. Eminim ki Omaha’lı sütçü bunları anlar ve onaylardı. Ama yine de soracak bir-iki sorusu olurdu. Örneğin, Soğuk Savaş dönemi Avrupa’sını savunmak için oluşturulan bir ittifak Hindikuş dağlarının ötesinde ne kadar başarılı olur?

Bu sorunun cevabı NATO’nun başka alternatifi olmadığı için başarılı olacağıdır. İttifak’ın tüm üyeleri eğer biz Afganistan’a gitmezsek ve Afganistan’da başarılı olmazsak, Afganistan ve sorunlarının bize geleceğini anlıyorlar ve kabul ediyorlar. Daha da kötüsü, gerek NATO gerek çokuluslu güvenlik işbirliği kavramı (ister NATO, isterse Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler veya koalisyonlar içinde olsun) ciddi biçimde yara almış olacağından, teröristler, mülteciler ve uyuşturucu tacirleri ile daha zayıf bir uluslararası güvenlik yapısı içinde mücadele etmek zorunda kalırız.

Ancak ben iyimserim, çünkü bir kere NATO hiç bozulmamış bir başarı rekoruna sahip. İyimser olmamın ikinci sebebi ülkelerin bu tür operasyonlar için daha rahat kullanılabilen kuvvetlere ihtiyaç olduğunu fark edip bu konuda bir şeyler yapmaya başlamış olmaları. 2003 yılının sonbaharında ISAF’a helikopter ve istihbarat ekipleri sağlamak için yaptığım çalışmalarla ilgili olarak gazetelerde ayrıntılı yazılar çıktı. Ama Aralık ayında bu çalışmalardaki başarılarımızla ilgili pek az yazı çıktı. Duygular değişiyor. Önümüzdeki yıl bu süreci de değiştirebileceğimizi umuyorum; böylece yerime gelecek olan Jaap de Hoop Scheffer ülkeleri gerekli kuvvetleri hazır bulundurmaya ikna etmek için benim kadar uğraşmak zorunda kalmaz.

İyimser olmak için üçüncü nedenim ise NATO’nun Balkanlar’daki sicili. Bosna ve Hersek, Kosova ve eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti* artık manşetlerde görülmüyor çünkü NATO burada harekete geçti, ve aldığı dersleri uygulamaya koydu. Bosna ve Hersek’te iç savaşı önledik. Kosova’da etnik temizliği durdurmak için harekete geçtik. Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti’nde* iç savaşı önlemek için müdahalede bulunduk. Birbiri arkasına gelen krizlerin her birinde daha erken bir aşamada işe karıştık ve bu nedenle hayat kurtarmakta ve nüfusun diğer ülkelere dağılmasını önlemekte daha başarılı olduk. Ve buna sonuna kadar devam etmeye hazırız.

Aralık ayındaki bakanlar toplantıları sırasında AAOK ülkelerinin katıldığı bir iş yemeğinde Bosna ve Hersek ile Sırbistan ve Karadağ’ın dışişleri bakanları sağımda yan yana oturdular. Onlar henüz NATO’nun Ortakları değil, fakat Serebrenica’daki katliamdan sadece sekiz yıl sonra Avrupa’nın düşünce tarzına katılmak üzereler. En beklenmedik olay ise Hırvatistan’ın bu ülkelerin erken üyeliğine en çok taraftar olan ülke olması. Eğer NATO 1990’ların en büyük sorunu olan Balkanlar’da bu derece büyük bir başarı elde edebilmişse bugün Afganistan’da da başarılı olabiliriz.

Avrupa savunması

Sütçünün son sorusu da şu olabilir: Avrupa savunması ile ilgili bu kavga neyle ilgili? Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) gerçekten de NATO’ya hasar verir mi?

Benim buna cevabım kesinlikle hayır. NATO ile Avrupa Birliği arasında işlerin gereksiz yere yinelenmesine herkes kadar ben de karşı çıktım. Bizim daha fazla yeteneklere ihtiyacımız var, kağıttan askerlere veya ne askerlerle ne de gerçeklerle bağlantısı olmayan şemalara değil. Ama bu da Avrupa’nın daha güçlü bir güvenlik ve savunma rolü oynamasından, veya NATO’nun katılmamayı tercih ettiği ve “Berlin sonrası” uyarlamalarının duruma uygun olmadığı zaman bağımsız bir Avrupa Birliği misyonu yürütülmesinden memnun olmayacağım anlamına gelmez.

Bu nedenle, kısa süre önce gereksiz yinelemelere neden olmadığı anlaşılarak AGSP’yi kuvvetlendirme yönünde AB üyeleri arasında varılan anlaşmadan memnunum. Ayrıca tartışmada yer alan tüm tarafların güçlü bir Atlantik ittifakı ve NATO ile Avrupa Birliğinin birbirlerini tamamlar nitelikte olması konusunda yaptıkları taahhütler de bana güven veriyor. Hükümetler hem daha fazla masraf yapıp hem de iki kurumun aynı işleri tekrarlamasını istemezler.

Bu nedenle mesajım herkesin basiretli davranması. Önerilerin gerçek yetenekler, gerçek katma değer sağlamanın yanı sıra bir Avrupa dramını Atlantik krizi haline getirip getirmediklerini test edelim. Gerek NATO’nun ve gerekse Avrupa Birliği’nin yeni bir teolojik didişmeye girişemeyecek kadar çok yapacak işi var.

Avrupa savunmasının ayrıntıları bir tarafa bırakılırsa, 1949 yılının Omaha’lı sütçüsü, ve onun Oslo’dan Oporto’ya, Oban’dan Oberammergau’ya karşıtları yeni NATO’yu kolayca anlayacaklar ve onaylayacaklardır. Bizim dünyamız onunkinden farklı. Ama onun NATO’su, yeni tehditlerle başa çıkabilecek şekilde dönüşüm geçirmiş de olsa, yine aynı ortak transatlantik tarih, kültür, değerler ve çıkarlara dayanan bizim NATO’muz. NATO o zaman da homojen bir ittifak değildi, bugün de değil. Çeşitlilik bir zayıflık değil, bir güç kaynağıdır. Aramızda anlaşmazlıklar var. Ve olacak da. Ama NATO’dave şimdi Ortaklarla ve Rusya ile aramızdaki anlaşmazlıklarımızı çözümleyip birlikte yolumuza devam ediyoruz. 1 Ocak’ta Jaap de Hoop Scheffer idareyi ele alacak. Onu iyi tanıyanlar ne kadar atak olduğu iyi bilirler. Tanımayanlar da yakında öğrenirler. Baştaki yüz değişecek ama NATO aynı, dönüşüm geçirmiş NATO olacak.

Genel Sekreter olarak yeni NATO’muzun başarılarını Bosna ve Hersek, Kosova, ve eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti’nin* köylerinde gördüm. 1990’lardan beri Balkanlar’da hizmet veren yarım milyondan fazla NATO askerinin yapmış oldukları taahhüt sayesinde oralarda artık çocuklar ölüm ve sürgün yerine barış ve iyi bir gelecek bekleyebiliyorlar. Soğuk Savaş’tan kalan son bölünmelerin ve stereotiplerin Roma’daki yeni NATO-Rusya Konseyi masasının etrafında, ve Prag’da NATO’nun bugüne kadarki en büyük genişleme görüşmelerinde parçalandığını gördüm.

İkiz Kuleler’in enkazında teröristlerin neler yapabileceğini ve sonra da NATO’nun onları yenebilmek için nasıl yeniden donatıldığını gördüm. İttifak askerlerinin eski Demir Perde’den bir buçuk kıta uzaklıktaki Kabil sokaklarına ümit getirdiklerini gördüm. En önemlisi de dönüşüm geçirmiş bir İttifak’ın 1949’dan beri en iyi yaptığı işi yine yaptığını gördüm: gerektiği yerde ve gerektiği zamanda güvenlik sağlamak. Bu çok basit ama herkesin anlayıp memnun olacağı bir mesaj.

Lord Robertson, NATO Eski Genel Sekreteri’dir.




Değişim ve Süreklilik 05-03-2008