Özel Haber | Detay Haber | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

Son Dakika

Kate Hudson
Kate Hudson


NATO için gerçeklerle yüzleşme zamanı
20/09/2012, 21:27


NATO'nun temel işlevi hala ABD'nin küresel çıkarlarını sağlamak ve dış politika hedeflerini gerçekleştirmektir.

Londra, Birleşik Krallık (İngiltere). Şikago, ABD topraklarında ilk kez yapılacak NATO liderler zirvesine hazırlanırken birçok kişi örgütün gücünü, dayanıklılığını ve değişen dünyaya kendini adapte etmesinin yöntemini tartışıyor.

Gerçekten çok az uluslararası kuruluş NATO'nun geçirdiği ölçüde büyük değişimlere uğramıştır. Göstermelik olarak 1949'da Sovyetler Birliği'ne karşı savunma ittifakı olarak kuruluşundan bu yana sorunsuzca çok saldırgan, dünya çapında operasyonlar düzenleyen ve kendi çizgisine gelmeyen ülkeleri hizaya getiren bir uluslararası yanlışları düzeltici konumuna evrilmiştir. Kovboyvari bir şekilde Birleşmiş Milletler'e –bazen uluslararası hukukun kısıtlamalarına rağmen- kendi barış ve özgürlük anlayışını empoze etmiştir. Bazen yardımların korunması ve insani hedefler gözeterek yumuşak yüzünü gösterse de herkes NATO'nun kaba kuvvet olduğunda hemfikir.

Fakat bu nereye kadar devam edebilir. NATO durdurulamaz ve gücünün zirvesinde görüldüğü müddetçe bu ayki zirve sadece iç ve dış muhalefetin yükselen görüş ayrılıklarını sergilemekten ibaret kalacak. Bu büyük patronların her şey yolunda görüntüsü vermesi açısından çok şaşırtıcı olmasa da, işin gerçeği NATO'nun büyük ortakları gündemi değiştirecek ciddi problemlerle karşı karşıyalar.

ABD ve Avrupa, büyük ekonomik sorunlar yaşarken ABD ayrıca düşük ekonomik performans ve iç yatırımların on yıldan fazla bir zamandan beri çok düşük olmasından dolayı temellerinden zayıflamaktadır. Dinamik ekonomik rakiplerin belirdiği gittikçe çok kutuplu bir yapıya evrilen bir dünyada ABD ne tek süper güç konumunu sürdürebilir ne de bu konumu sürdürmek cazibeli olabilir. Gerçek şu ki ABD zayıfladıkça NATO'yu kendi küresel gücünü ve menfaatlerini desteklemek ve geliştirmek için artan bir şekilde kullanmaktadır. Fakat esaslı soru şu ki NATO devletleri bu hesabı ödemeye devam edecekler mi?

NATO'nun yakın tarihine bir göz attığımızda, onun mantıklı dönüşümü ya da soğuk savaş sonrası dönemde sözde düşmanlarının doğasının değişmesi NATO'nun temel görevinin ABD'nin küresel çıkarlarının ve dış politika hedeflerinin gerçekleşmesi olmasını değiştirmemiştir. Bu, soğuk savaş sonrası Varşova Paktı'nın lağvedilmesine rağmen NATO'nun var olmaya devam etmesinde kendisini iyice açığa vurmuştur. Askeri varlığını geri çekmesine rağmen ABD eski rakibinden boşalan yerleri doldurmaktan geri kalmamıştır. Doğu Avrupa ülkelerinin serbest pazar ekonomisine ve çoğulcu demokrasiye geçmesiyle ABD Batı Avrupa ülkelerinin bu ülkeleri AB vasıtasıyla kuşatmasına fırsat vermeden hızlıca onları NATO yoluyla kendi etki alanına almıştır.

Bu strateji, Irak savaşı sırasında "Yeni Avrupa" diye belirtilen ve Polonya'nın ABD ile desteklenmesiyle ve Almanya ve Fransa'nın temsil ettiği "Eski Avrupa"ya karşı uygulanan etkili bir strateji idi. Nisan 1999'da Washington'da NATO'nun 50. yıl dönümünde, yeni bir "Stratejik Konsept" kabul edildi. Bu NATO'nun önceki savunma rolünün ötesine geçerek "out of area" yani "alan dışı" diğer bir deyişle saldırgan operasyonları içeren bir konseptti. Coğrafi olarak etkinlik alanı bütün Avrasya olarak belirlendi ve Afganistan savaşı hemen akabinde başladı.

Kasım 2010 yılında Portekiz'deki NATO'nun son liderler zirvesi "Aktif Katılım, Modern Savunma" başlığıyla NATO'nun Avrasya vizyonunun ötesinde yeni bir Stratejik Konsept ilan etti. Bu genişletilmiş ve işgalci askeri gündemi olan küresel ölçekli bir konseptti. Çalışma alanını "terörle mücadele, siber güvenlik ve kimyasal, biyolojik ve nükleer silahların yayılması" ya da İngiltyere Başbakanı David Cameron'un deyişiyle "dünyanın bütününü başarısız ülkelerden güvende kılmak" olarak belirlemiştir.

Şu çok açık ki Cameron ister Afganistan'a atıfla isterse de başka müdahaleleri kastederek söylesin bu zirvede ABD Afganistan'ı işgal etmesinin yarattığı problemlerle yüzleşecek. Afganistan işgali, Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü'nün (ISAF) 2002'de kurulmasının ardından 2003'te görevi devralmasıyla NATO'nun savaşına dönmüştür. Halihazırda çoğunluğunu NATO üyelerinin desteklediği 50 ülkeden yaklaşık 130.000 asker ISAF bünyesinde bulunmaktadır. Bunların 99 bini -ki 22 bini bu yıl geri çekilecek- ABD güçleridir. Açıkçası Washington'u zorlu bir tasfiye süreci bekliyor. Bu yılın başında ABD Savunma Bakanı Leon Panetta yönetimin çekilme tarihinden önce arazi operasyonlarını durdurmak istediğini söylemişti.

Fakat ABD müttefikleri zaten çekiliyorlar. Geçen ay Avusturalya normal çekilme takvimini öne alarak 2013 seçimleri öncesi askerlerinin büyük bir çoğunluğunu yaklaşık 1550 askerini geri çekeceğini ilan etti. Almanya -ki 4500 askeri bulunuyor- mümkün olan en erken vakitte askerlerini evlerine döndürmek istediklerini söyledi. Fakat bu cephedeki büyük mesele seçilmesi olası olan yeni Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande. Fransa zaten şubat ayında bu yılın bitiminden önce 3600 askerinin 1000'ini eve geri döndürmek istediğini söylemişti. Şimdi ise Cumhurbaşkanı Hollande askerlerinin hepsini geri çekeceklerini söylüyor. Anlaşılacağı üzere NATO'da fısıltılar halinde Hollande'ın nasıl ikna edileceği ve kimin yeni başkanı etkileyip baskı altına alabileceği konuşuluyor. Fakat gerçek şu ki Hollande yeni seçilmiş bir başkan olarak zaten Fransız halkının baskısı altında. Sarkozy Fransa'yı hiç olmadığı kadar ABD ve NATO ile işbirliğine soktu. Ekonomik dengeler ve küresel siyasetin ray değiştirdiği bir dönemde Fransa'daki politik değişikliğin süreci nasıl etkileyeceğini kestirmek gerçekten çok zor.

ABD nükleer silahlar konusunda da sorunlarla karşılaşacak. Bilindiği üzere NATO nükleer silahlarla donanmış bir ittifak ve 200 kadar B61 nükleer bomba Belçika, Almanya, Hollanda, İtalya ve Türkiye olmak üzere beş Avrupa ülkesine konuşlanmış durumda. Bu "ev sahibi" ülkelerin bazılarında hükümetler de dahil bu silahlara karşı güçlü bir muhalefet yükseliyor. ABD reddetse de Almanya, Dışişleri Bakanı'nın defaatle bu silahların kaldırılmasını istemekle muhalefetin başını çekmekte.

Kuşkusuz bu tartışma devam edecek ve ABD nükleer silahların kaldırılması konusunda daha fazla baskı altında kalacaktır. Tabi ki yönetimden bu kararın ABD'nin gelecek başkanlık seçimleri sonrasına ertelenmesi -önce olması zayıflık olarak yorumlanabilir- istenecek. Fakat gerçekte NATO'nun politikasıyla Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) imzacısı devletlerin görevleri çatışıyor. NPT anlaşmasının 1. ve 2. maddeleri nükleer silahların nükleer olmayan ülkelere taşınmasını yasaklamakla beraber ABD-NATO nükleer silahları nükleer olmayan ülkelerde bulunuyor. Nükleer konusunda son dönemde dilde bir yumuşama olmasına ve nükleerden arınmış bir dünya için yapılan hararetli çabalara -özellikle ABD Başkanı Obama'dan- rağmen NATO nükleer silahlara olan ihtiyacını ve onların korunması gerektiğine olan vurgusunu devam ettirmektedir. Yeni Stratejik Konsept'in demesiyle: " Stratejik nükleer güçler müttefiklerin güvenliğini en üst seviyede garanti ederler." Yani nükleer silahların "ilk kullanmama" ilkesini reddetmektedir. Başka bir deyişle NATO ilk saldırıda nükleer silahları kullanmaya hazır durumdadır.

Bu durum her halukarda zirvede tartışılacağından Ruslar için bir kayıp sözkonusu değil. Her ne kadar Sovyetler Birliği'nin ortadan kalkmasıyla "düşman cephe" algısı ortadan en azından teorik olarak kalktıysa da Rusya küresel çapta ABD ve NATO'nun hala önem arzeden baş rakibi olmaya devam ediyor. 2010 NATO zirvesindeki ABD füze savunma sistemi ile Avrupa füze savunma sistemini NATO şemsiyesi altında birbirine entegre etme kararı Rusya ile ilişkilerde büyük sorunlara yol açmıştı. Bu konudaki endişeler, ABD'nin misilleme korkusu olmaksızın başka bir ülkeye füze savunmasıyla saldırabilmesi ve ABD'nin Rusya ile arasındaki nükleer silahların azaltılması anlaşması ve yeni bir START anlaşması ihtimaline olan bağlılığının nasıl olacağı olarak devam etmektedir.

Sonuç olarak katılımcılar Şikago müzakerelerinde bazı ilginç ve sert tartışmalarla yüzleşecekler. Ayrıca dışarıdan da gürültülü ve anlamlı protestolarla karşılaşacaklar. NATO zirveleri savaş karşıtı ve nükleer karşıtı protestocuların son yıllarda dikkatini toplayan nokta haline geldi. Özellikle 2009 Strasburg Zirvesi'ndeki gösteriler son 30 yılın en büyük gösterileri olmuştu. Raporlar Amerikan kamuoyunun düşüncelerindeki gelgitlerin artık NATO ve özelikle de Afganistan'daki savaş aleyhine döndüğünü gösteriyor. Bu karşıtlık tabi ki savaşın maliyetinden kaynaklanıyor fakat aynı zamanda savaşın getirdiği ölümler, sakatlanmalar ve sebep olduğu travmalar ve yine sivil ölümleri de azımsanacak gibi değil. Bu yıl Amerikalı barış eylemcileri sadece Avrupalı meslektaşlarıyla değil aynı zamanda Amerikan kamuoyunu etkileyebilen Amerikalı sendikacılar ve savaşa destek vermiş olanlarla da birlikte eylemleri gerçekleştirecekler.

Açıkçası bu ruh hali her seviyede değişiyor. O da NATO liderliğinin artık gerçeklerle yüzleşmesinin vaktinin geldiğini gösteriyor.

Mayıs 2012

*Dr. Kate Hudson İngiltere merkezli Nükleer Silahsızlanma Hareketi'nin 2003-2010 yılları arasında başkanlığını ve sonrasında da genel sekreterliğini yürütmektedir. Ulusal ve uluslararsı alanda nükleer karşıtı ve savaş karşısı hareketi yönetmektedir.




NATO için gerçeklerle yüzleşme zamanı 20-09-2012




En Çok Okunanlar