Özel Haber | Detay Haber | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

Son Dakika

John Stoehr
John Stoehr


ABD'nin sorunu adaletsiz dağıtım
23/07/2012, 14:27


Avrupa'da yapılan tasarrufların asıl sebebinin kimse tarafından konuşulmaması benim dikkatimi çekiyor. Demokratik seçimle başa gelen hükümetlerin demokratik olmayan bankaların kölesi durumuna geldiğine şahit oluyoruz.

Ben bir ekonomist değilim ama hükümetlerin ekonomilerini canlandırmak için bankalardan hayli borç para aldığını söyleyebilirim. Hükmetler daha fazla faiz ödememek için harcamalarda kısıtlamaya gittiler ve işsizliğe karşı korumak zorunda oldukları insanlardan daha fazla vergi almaya başladılar. Fakat hastayı daha fazla iyileştirmeye çalışırken hastayı daha fazla öldürdüler. Harcamalarda yapılan kesintilerle birlikte işsizlik daha da arttı. Ekonomik sistem, sürekli kötüye doğru giden tehlikeli bir döngü haline geldi.

Bu tehlikeli döngüyü düzgün bir döngüye çevirebilmek için kriz zamanlarında harcamalarda kesintiye gitme yerine harcamaları artırmak gerekiyor. Ekonominin iyi gittiği zamanlarda tasarruf yapmada hiç bir sorun olmaz. Ama ekonominin kötü olduğu zamanlara piyasalar talebi kendileri canlandıramazlar. Bu noktada hükümetlerin piyasaya müdahele etmesi gerekir. Yoksa Japonya örneğinde olduğu gibi durgunlaşırız.

Fakat biz tasarrufun temel problemi hakkında konuşmuyoruz. Tasarrufun temel problemi bağımsız ulusun özel bankalara borcu olması. Bana göre en büyük sorun budur ve insanların bunu bir eleştiriye tabi tutmadan kabullenmemeleri gerekir.

ABD, Avrupaya kıyasla daha farklı bir tasarruf politikası izledi.  Biz muazzam bir teşvik yasası çıkardık. Fakat son yaz döneminde bütçe açığı tartışmaları hat safhaya ulaştı. O andan itibaren, vergi, yetkilendirme, düzenleme ve borç konusunda tartışmalara takılıp kaldık. Bu tartışmalar, dikkatimizi toplumun tamamı için çözüm olacak tedbirlerden, toplumun sadece bir kısmı için çözüm olacak tedbirlere yönlendirme çabasına benziyor. Çünkü borç, düzenleme ve vergi konuları yaşamak için mücadele veren fakir halkın değil zenginlerin sorunu. Geçen hafta Başkan Obama ve Cumhuriyetçi rakibi Mitt Romney “Bay tasarruf” unvanını elde edebilmek için yarışıyorlardı. Fakat buların hepsi seçim kampanyası için söylenmiş olan abartılı sözlerdir.

Bankacıların kuralları ile hareket etmek

Geçen yaz başkan Obama, 2012 ile 2013 yılları arası yurt içi ve savunma harcamalarında 607 milyar dolar kesiniti yapılmasını kabul etmişti. Bu kesintiler Bush döneminde kararlaştırılan kesintilerin yıl sonunda sona ermesiyle birlikte yürürlüğe girecek şekilde ayarlandı. Eğer bu gerçekleşirse, bütçe bürosuna göre mali açıdan bir uçuruma doğru ilerliyoruz.

“Bu kesintiler sonucu zayıflayacak olan ekonomi vergilendirilebilir gelirin düşmesine, işsizliğin artmasına, vergi gelirlerinin azalmasına ve işsizlik maaşlarının artmasına neden olacaktır. Bu ekonomik etkenler sebebiyle 2012-2013 yılları arası bütçe açığı 560 milyar dolar ile daha da derinleşecektir.”

Başka bir deyişle, eğer bir önlem alınmazsa Avrupa’nın içinde bulunduğu kriz gibi bir kriz ile karşıya gelmemiz kaçınılmaz olacaktır. Esasen bütün bunlar önlenebilir gelişmelerdir. Yapmamız gereken tek şey ekonomi politikası açısından resesyon anlayışımızı düzeltmektir. Şirketler işçi almıyorlar çünkü satış yapamıyorlar. Satış yapamıyorlar çünkü insanlar harcamıyorlar. İnsanlar harcamıyorlar çünkü yeterince paraları yok. Yeterince paraları yok çünkü işsizler.

Fakat biz bu konuları konuşmuyoruz ve bu beni çıldırtıyor! Tıpkı oyun başlamadan önce yönetilen bir hakem gibi bazı konuları konuşmak (kamu harcamaları gibi) gereksiz, kanunsuz ve yasak olarak lanse ediliyor çünkü bu harcamalar bankaların hoşuna gitmiyor. Yani bankacılar bir nevi hakem konumundalar ve her zaman kazanan taraf olma peşindeler.

Neden altyapıya yatırım yapılmasın?

Eğer bizi yöneten liderler bankalar yerine Amerikan halkına odaklanmış olsalardı, ekonomiyi canlandırmanın en iyi yolu enerji, eğitim ve altyapı dallarında büyük yatırımlar yapmadan geçtiği kolayca anlaşılacaktı. Rockefeller vakfının geçen yıl yaptığı bir ankette katılımcıların sadece yüzde 6’sı altyapının önemsiz olduğunu düşündüğünü belirtmişti.  Yetkilendirme konusunda anlaşmazlığa düşebiliriz ama trafik ışıklarının değerini bilecek kadar gerçekçiyiz.

Ekonomi Politikaları Enstitüsü’nün raporuna göre yollar, köprüler ve yel değirmenleri iyi maaşlı işler sağlıyor. Kurumun makro ekonomisti Josh Bivens, borç ile finanse edilen kamu yatırımlarının iş imkanları sağladığını ve bu yüzden esasında kendi kendini finanse ettiğini söylüyor. Raporda ayrıca demiryollarına, yenilenebilir enerjiye ve eğitime yönelik kamu yatırımlarının yüksek verimlilik ve dolayısıyla yüksek yaşam standardı sağladığı vurgulanıyor.

Bivens, kamu yatırımlarının ayırca özel sektörün verimliliğini yüzde 45 oranında artıracağını belirtiyor. Bunun yanında önümüzdeki on sene zarfında Gayri Safi Milli Hasıla 250 milyar dolar ile yüzde 2.8 oranında artacak. Ve şu an para çok ucuz olduğu için yatırım yapmanın tam zamanı. Uzun vadeli yatırımlarda olduğu gibi yapılan bütün harcamalar nihayetinde kendi masrafını çıkaracaktır.

Raporun sonuç açıklamasında Bivens, “ABD’nin refahı ciddi oranda kamu yatırımları ve kamu sermayesine bağlı. Özel sermaye fonları oluşturabilmek ve bu sayede kısa vadeli bütçe açığını kapatmak için kamu harcamalarınında kısıtmala yapmanın hiç bir anlamı yoktur” diyor.

Gelir eşitsizliği yukarı, altyapı aşağı

Cumhuriyetçileri suçlamak cazip gelebilir. Çünkü onlar, eğitimin kötüye gitmesine ve köprülerin yıkılmasına rağmen ilk hedeflerinin Başkan Obama’yı koltuğundan etmek olduğunu söylediler. Ama bu gerçeği tam manasıyla yansıtmıyor. Sorun sistemle ilgili.

Amerikan İlerleme Merkezi’nin yaptığı bir araştırmaya göre son 40 yılda altyapının kötüye gitmesiyle eşitsizliğin artması arasında çarpıcı bir bağlantı sözkonusu. Başka bir deyişle, zenginlere para akışı ne kadar artarsa, sade halk o derece çökük yollar, bakımsız köprüler, paslanmış  tren ve tramvaylar ile yaşamak zorunda kalıyor.

Gelir eşitsizliği arttığı için vergileri artırma ve altyapıya yatırım yapma arasında seçim yapma noktasına gelindi. Esasında bu hatalı bir seçim çünkü vergileri gelire orantılı bir seviyede artırmaksızın toplumun genelini ilgilendiren bir yatırım yapmak mümkün olmaz. Halbuki çok zenginler bunu bu şekilde algılamıyorlar. Düşük vergiler zenginlerin her zaman önceliği olmuştur. Kamu hizmetlerinden yararlanmadıktan sonra neden vergi ödensin ki? Zenginler çocuklarını özel okullara gönderebilir ve helikopterle ise gidebilir.

“Too Much” haftalık dergisinin yazarı Şam Pizzigatı şöyle diyor: “21. Yüzyılın ABD’sinde olduğu gibi, gelir eşitsizliği yüksek olan toplumlarda orta sınıf zayıftır. Bu Amerikalıları temel bir seçim yapmaya itiyor. Gelir eşitliğinin sağlanması için her cephede baskı yaparız. Veya yoldaki çukurlara dikkat etmek için daha fazla zaman harcariz.”

Eğer bir bankacı iseniz, tasarruf sizin büyük bir politikadır. Tasarruf yoluyla paranızı faiziyle birlikte daha çabuk geri alabilirsiniz. Ama böyle bir ekonomi politikası hükümetlerin desteğine daha fazla ihtiyacı olan topluma bir fayda sağlamaz. Madem altyapı yatırımları istihdam için, talebi artırmak için ve ekonomiyi ayağa kaldırmak için en iyi yol, peki biz o halde bunu neden yapmıyoruz? Bu daha büyük bir gelir eşitliği sağlayacaktır. Belli ki bu ülke şimdilik gelir eşitliğini sağlamada isteksiz görünüyor.

Çeviri: Press Medya

John Stoehr - Yale Üniversitesi
El Cezire




ABD'nin sorunu adaletsiz dağıtım 23-07-2012



 
O teröristin silahında neler yazıyor?
Yeni Zelanda'da saldırı düzenleyen Tarrant'ın, silahların üzerine yazdığı ifadelerde daha önce Müslümanlara saldırı düzenleyenlerin ve Osmanlı İmparatorluğu'nun kaybettiği savaşların isimleri yer alıyor.

En Çok Okunanlar