Özel Haber | Detay Haber | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

  • yeniden buluşmak üzere yeniden buluşmak üzere
    Kısa süreliğine sizlere veda ederken, Pressmedya Ailesi olarak her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.
Son Dakika

Hilal Kaplan
Hilal Kaplan


Ailenin kaderi bir sözleşmeden öte
02/05/2020, 12:23


Kadına yönelik şiddeti önlemek amacıyla imzalanan ve tartışmaların odağında yer alan İstanbul Sözleşmesi, ne abartıldığı gibi tek başına aile birliğini yok eden bir unsur, ne de aile birliğini kurtaracak sihirli bir değnek

Emine Bulut... Eski eşi tarafından, kızının gözleri önünde defalarca bıçaklanarak öldürüldü. "Ölmek istemiyorum" feryadı bugün bile kulaklarımızda çınlıyor. Kadife Şahin, eve alkollü olarak gelip kendisini döven ve çıkarıldığı mahkemece serbest bırakılan kocası tarafından sokak ortasında bıçaklanarak ağır yaralandı. Ayşe Tuba Arslan ise, kendisini tehdit eden eski eşi tarafından satırla öldürüldü. Geride iki öksüz bıraktı. Katil hakkında, son iki yılda 23 kez suç duyurusunda bulunmuş, mahkemeye verdiği son dilekçeyi "Ben ölünce mi yardım edeceksiniz" mesajıyla bitirmişti.

"Kadın cinayetleri yok, genel olarak hepsi cinayet" diye indirgemeci bakanlar bir yana, bu cinayetlerin özgün tarafı tam da maktül ile katil arasındaki ilişkiden kaynaklanıyor. Yani "kadın cinayetleri" diye bir olgu vardır ve "aile içi şiddet"in en vahim sonucu olarak kanamaya devam etmektedir.

Ayrıca Hacettepe Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmaya göre, Türkiye'de evlenmiş kadınların yüzde 36'sı eşleri tarafından yaşamlarının bir döneminde fiziksel şiddete maruz kalıyorlar. Bu minvalde kadına yönelik şiddeti önlemek amacıyla imzalanan İstanbul Sözleşmesi ve onun doğrultusunda çıkarılan 6284 nolu kanun, tartışmanın odağında yer alıyor.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

Esas adı "Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi" olan ve ilk İstanbul'da imzaya açıldığı için "İstanbul Sözleşmesi" olarak bilinen metin, aynı zamanda kadına yönelik şiddet konusunda bağlayıcılığa sahip ilk uluslararası sözleşme olma niteliğini de taşıyor. Türkiye dahil, 40 ülkenin imzaladığı sözleşme 1 Ağustos 2014'te yürürlüğe girdi. İstanbul Sözleşmesi doğrultusunda çıkarılan 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'a göre devlet, şiddetten şikâyetçi olan kadına, dilerse çocuklarıyla birlikte barınma imkânı veriyor. Süreç sona erene değin maddi yardım sağlıyor. İş ve hatta kimlik değişikliği yapmak isterse yardımcı oluyor. Şiddet uygulayan hakkında en az bir ay süreyle uzaklaştırma kararı alınıyor. Bu minvalde şiddete uğrayanı, tam bir devlet koruması altına alan, takdire şayan maddelerin olduğu açık.

6284 SAYILI KANUN

Ancak ilginç olan, sözleşmenin getirdiği 6284 Sayılı Kanun'da oldukça geniş ve yasa metninden beklenmeyecek muallaklıkta bir şiddet tanımı var. Buna göre şiddet; kadının fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketler olarak tanımlanıyor. Yani şiddet görmeniz ihtimalini size hissettiren her şey fiziksel şiddet ile eşdeğer tutulup aynı kapsama dahil edilmiş. Dolayısıyla size şiddet uygulayabileceğini hissettiğiniz kişi (ki bu genelde koca oluyor) örneğin size istediğiniz kadar alışveriş parası vermezse veya annenize gitmenizi engellerse ya da arkadaş çevrenizi değiştirmeye zorlarsa dahi şiddet uygulandığını söyleyerek yetkililerle irtibata geçip eşinizi polis eşliğinde evinizden aldırtabilirsiniz. Kadınlar fiziksel şiddet ve tehdit hariç sebeplerden ne sıklıkla uzaklaştırma kararı aldırıyorlar, bilmiyorum. Bildiğim, fiziksel şiddetin veya tehdidin söz konusu olmadığı durumlarda, karı-koca arasındaki en küçük anlaşmazlığın bu şekilde adli bir vakaya dönüştürülmesinin, diğer tüm seçenekleri eleyip devleti direkt mahrem alana davet etmenin ve kocayı evinden koparmanın pek sağlıklı sonuçlar doğurmayacağıdır.

 

02 Mayıs 2020 / SABAH