Seçim Sonuçları 2019 | Özel Haber | Detay Haber | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

Son Dakika

Hilal Kaplan
Hilal Kaplan


Almanya'da Türk olmak
26/04/2019, 11:18


23 Nisan'da yapılan o meşhur röportajda hayalini soran spikere "Alman vatandaşı olmak" diyen o kız çocuğumuz üzerine düşünmeliyiz. Gerçi ağacı yaşken böyle "eğenler"in olduğu bir ülkede gerçeği yazmak zor ama idealize edilen Almanya'da Türklerin yaşadıklarına bir göz atalım.

Almanya denince aklıma ilk Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü (NSU) cinayetleri geliyor mesela. Alman basını, 2000-2007 arasında Türkleri sistematik biçimde hedef alıp öldüren bu örgütün yaptıklarını nasıl tanımlamıştı dersiniz: "Dönerci cinayetleri!" Bizim basının da bu tanımlamayı kullanması, ancak kodlarımızla oynamakta ne kadar başarılı olduklarını göstermektedir.

Peki, NSU davasında ne oldu? 10 cinayet ve 2 bombalı saldırı işleyen örgütü Alman istihbaratının takip ettiği ve sızmalarla yönlendirdiği açıkken gerçekler hasıraltı edildi. Dava sürerken 7 tanık teker teker "hayatını kaybetti"! En sonunda da en fazlası 10 yıl ceza alan üç piyonun üzerine kaldı bütün örgüt ve yaptıkları. Üstelik Türkleri hedef alan örgütün hiçbir siyasi motivasyonu olmadığına karar verilip, "organize adi suç" işlediğine hükmedildi.

NSU mağduru Türkleri savunan avukat Seda Başay-Yıldız'a ise ölüm tehdidi içeren mektupların Alman polis teşkilatına ait bilgisayardan "NSU 2.0" imzasıyla gönderildiği tesbit edildi. Bir mektupta, Yıldız'ın 2.5 yaşındaki kızı kast edilerek, "Türk domuzu, esas şimdi senin için büyük sorunlar başlıyor. Senin bo..tan kızının kafasını koparacağız. Geri kalan dönerci takımına da aynı muameleyi yapacağız" deniyordu.

Almanya'da Türklere yönelik saldırılar, Solingen Faciası'ndan bu yana sadece katlanarak arttı. Fakat Alman yargısı, kasıtlı olarak terör kategorisine girmesi gereken saldırıları sümenaltı etmeye, zanlılara iltimas geçmeye devam etti.

SABAH Avrupa'nın dün "Hani Berlin'de hakimler vardı" manşetiyle duyurduğu, Türklerin son birkaç yılda uğradığı büyük adaletsizliklerden sadece birkaçı:

İki yıl önce icra memurları ile 42 yaşındaki Savaş Kabasakal'ın kapısına dayanan polis, Kabasakal'ın üzerine çullandı ve nefes almasını engelledi. Ölüme neden olan polisler aylarca ifade vermeye bile gitmedi. Dosya el değiştirdi, otopsi raporu dahi çıkmadı! Aile aylarca adalet aradı, ancak sonuç alamadı. Kabasakal dosyası rafa kalktı.

Mannheim'da, 16 Haziran 2018 günü, Ferhat Emre Durna bir lokale gitti. Tuvalette uzun kalınca polis çağırıldı. Olay yerine gelen 12 polis, Emre'ye kurşun yağdırdı. Emre'nin vücuduna 7 kurşun isabet etti ancak hayatta kalmayı başardı, şikayetçi oldu. Emre polislerin yargılanmasını beklerken soruşturmanın durdurulduğu haberi geldi.

Wuppertal kentinde, 9 Şubat 2018 günü, polisler Hamit Paksoy'un evini bastı. Daireye sis bombası atan 30 kişilik özel harekât polisleri, Paksoy'u eşinin gözleri önünde öldürdü. Kurşun sıkan polisin, "Bir şeyler ters gitti" demesine rağmen dosya kapatıldı. Paksoy'un Polonyalı eşi Agnes, aylarca polislerin ceza alması için uğraştı ancak savcıya rağmen hâkim davayı sonuçsuz bıraktı.

Nasıl, Berlin'de hâkimler var mıymış?

 

26 Nisan 2019 / SABAH