Özel Haber | Detay Haber | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

Son Dakika

Ali El Abdullah
Ali El Abdullah


Amerika’nın Suriye siyasetine dair sorular
09/05/2012, 09:50


Esad'ın koltuğu bırakması gerektiğini söylemekle Washignton'un da onay verdiği şekliyle taraflar arasında barışçıl bir çözüm için görüşmelerin başlatılmasını kabul etmek ve bu görüşmeleri iç savaştan kurtulmanın tek yolu olarak görmek arasında büyük bir uçurum bulunmakta. Peki, Amerika'nın Suriye devrimine ilişkin tutumunu belirleyen şey ne?

İşin başında, bölgemizdeki Amerikan siyasetinin, petrolün güvenli bir şekilde Batı'ya ulaştırılması, petrol fiyatların makul düzeylerde seyretmesi ve İsrail'in güvenliği olduğu gerçeğini kabul etmek gerekir. Her iki hedef de Suriye rejiminin bekasıyla mümkün. Ancak bu rejim, İran'la ittifak kurarak ve terör meselesiyle ilgili olarak Amerika'ya göre hatalar işledi.  –Amerika açısından terör meselesi şu kategorilere ayrılır: Terör grupları, terörü destekleyen devletler, terörü doğuran ideolojiyi benimseyen devletler. Suriye oğul Bush döneminde terörü destekleyen ve terör üreten inancı benimseyen ülkeler kategorisine alınmıştı.- Mevcut rejimin başı, İran'la ilişkiler çerçevesinde üst düzey bir adım atarak Suriye'yi İran'a tabi bir ülke haline getirdi, Suriye'yi uluslararası ve bölgesel hesaplarda İran'ın elindeki bir koza dönüştürdü. Bu arka plan çerçevesinde Amerika'nın Suriye meselesiyle ilgili gerçekleştirmek istediği hedefleri belirlemek mümkündür: Suriye meselesini Arap dünyasının özellikle de ılımlı eksene yakın ülkelerin sahiplenmesini sağlamak, buradaki amaç ise İran'ı kuşatmak, onun bölgesel heveslerine engel olmak, Hizbullah'ı köşeye sıkıştırarak onu Lübnanlı bir siyasi partiye dönüştürmek. Bu da Suriye rejimi devrilmeden, sadece onu zayıflatarak, onu mevcut durumundan çıkartarak istenen seviyeye getirecek bir anlaşmayı kabule mecbur etmek, siyasal yapısını değiştirmekle mümkün: Şekli ya da kontrollü bir çoğulculuk. Rejimin devrilmesi, Amerika'nın ajandasında şu an yok. Ancak rejim anlaşmaya yanaşmaz da İran'la olan ilişkilerini sürdürmede inat ederse o başka.

Mevcut Amerikan tutumunu belirleyen amiller, uzak ve yakın çıkarlardır. Çıkarların bir kısmı şu ana ilişkin ve yakın vadeli çıkarlarken diğer kısmı da uzun vadelidir. Ancak bu ikisi arasında bir ayrım yapmak mümkün değil, bu çıkarlar iç içe geçmiş ve birbiriyle bağlantılı özelliğe sahip. Yakın vadedeki çıkarlarla ilgili olarak Amerika'nın daha önce tanıdığı ve tecrübe ettiği bir rejim söz konusu. Bu rejim kendisi açısından çok faydalı işlevler gördü, FKÖ'ye darbe indirilmesi, Filistin milli projesinin solunum borusunu kesmek, Saddam Hüseyin döneminde Irak'ın yok edilmesi, Ürdün'ün tehdidi, Körfez ülkelerine şantaj yapılması..vs. vs. Ayrıca Suriye rejimi, ABD'ye terör hareketleriyle ilgili son derece verimli bilgiler sundu. Bu nedenle rejimin hayatta kalması çok faydalı olabilecek imkanlar sunuyor, özellikle de İsrail'le barış anlaşması imzalanması konusunda. Şayet İran'dan uzaklaştırma operasyonu başarıyla sonuçlanırsa, zayıflayacak ve hamur gibi şekillendirilebilir bir hale gelecek. Halbuki Suriye'de iktidara başka bir gücün gelmesine göz yummak, macera anlamına gelir. Suriye muhalefeti, farklı siyasi meşreplere sahip çoğulcu bir yapı arz ediyor, içindeki grupların bir kısmının İsrail'e karşı tavrı belirsiz, geleceğe ilişkin yaptığı planlamaların bir parçası olarak meşru (uluslararası mevzuat kastediliyor -çev.) bir daire içerisinde Golan'ı geri almaktan bahsediyor. Bu ise bölgede İsrail'i tehdit eden, her ne kadar petrol üretimini bütünüyle durdurmasa da petrol fiyatlarını yükselten yeni savaşların çıkmasına neden olabilir. Bu, İslamcıların Suriye'de iktidara gelmesi ihtimaliyle bağlantılandırıldığında- ki bu güçlü bir ihtimaldir- İsrail'in etrafını İslami rejimlerin sarmasına yol açar ki bu da bölgede Sünni İslam'ın koçbaşı olduğu dini/mezhebi temelli savaşların çıkması anlamına geliyor. Bu, ılımlı devletlere tehdit teşkil eden, petrol ve fiyatları için tehlike arz eden bir durumdur. Diğer bir tehlike ise bunun etkisinin İslam dünyasının başka bölgelerine özellikle de Orta Asya ülkelerine sirayet ederek, Amerika'nın stratejik çıkarlarına ve petrolüne tehlike teşkil etmesidir.

İkinci düzeyde yani uzun vadeli çıkarlarla ilgili olarak ABD, Arapların İran'ın bölgesel nüfuzunun yükselişinden duyduğu endişeyi gidermeye ve bu nüfuzun bölgede İran'la çatışmanın öncelikli bir konu hale gelmesiyle birlikte Araplarla İran arasındaki savaş kıvılcımını ateşleyecek bir duruma dönüşmesine çabalıyor. Ayrıca ABD, bu durumu fırsat bilerek İran'ın görüşmelerde elini zayıflatmak, nükleer tesislerle ilgili olarak onu Batılı ülkelerin taleplerine karşılık vermeye mecbur etmeye, İran'ın bölgesel güç olma yolundaki heveslerine engel olmaya çalışıyor. Washington ayrıca, Rusya'yı bölgeden uzaklaştırarak Arap-Rus çatışması çıkmasına çaba gösteriyor. Bu durum, enerji alanında fiyatları düşürerek fiyattaki rekabetin kızışmasına yol açabilir. Tabi buradan ABD açısından şu tarz olumluklar çıkabilir: Düşük fiyatla petrola sahip olmak, Rusların petrolden elde ettikleri gelirlerin düşmesi. Bu iki olgu, Rusya'nın askeri ve ekonomik gücüne darbe vuracağı gibi uluslararası planda diplomatik gücüne de bir meydan okuma teşkil edecektir. (Aynı senaryo Çin'e de uygulanabilir, ancak bunun Çin'e olan zararı, Rusya'ya olan zararından daha fazla olacaktır. Zira Çin'in enerjiye olan ihtiyacı daha fazladır. Onun petrolü Körfez ülkelerinden elde etmesine engel olarak hem ekonomik kalkınması darbe yemiş hem de rekabet gücü zayıflatılmış olacaktır.)

Amerikalı yetkililerin çelişkili açıklama ve tutumları, biri yedek diğeri ana olmak üzere iki senaryonun varlığını bizlere düşündürmektedir. Asıl senaryoya göre ABD, öncelikli olarak rejimi zayıflatmaya çalışacak, iktidarda kalmasının karşılığı olarak da ondan bir bedel isteyecektir. Buradaki bedel tabii ki Suriye halkı için değil kendisi için olacaktır. Zira ABD, planı rejim tarafından kabul edildiği taktirde Suriye'de demokratik bir değişim gerçekleştiği yönünde bir imaj oluşturmaya çalışacaktır. Askeri müdahalenin riskleriyle ilgili ve Pentagon'un Suriye ordusunun askeri gücü hakkında yaptığı açıklamalar, muhalefetin zayıf ve dağınık yapısı, muhalefetin silahlandırılması durumunda iç savaş çıkma ve el Kaide'nin Suriye'ye sızma ihtimalinin olmasına değinmesi, işte bütün bunların tamamı ortalığı birbirine katacak ve büyük bir belirsizliğin oluşmasına yol açacak bir gaz bombasıdır. Zira Washington'un şu aşamadaki hedefi, rejimin tükenmesi, pazarlığa hazır hale gelmesi için şartların olgunlaşması, rejimin şartlı varlığını sürdürme koşulunu kabul etmesidir. Suriye rejimi, yapısal ve siyasi değişikliklerin de içinde bulunduğu paket halinde kendisine sunulan şartları kabul ederse, ABD taraflar arasındaki anlaşmayı, devrimin demokratik değişim yönündeki taleplerinin gerçekleştiği şeklinde pazarlayacaktır. Ancak reddeder ve İran ve Rusya'nın da yardımıyla halk devrimi karşısında hayatiyetini sürdürmede başarılı olursa, o takdirde ABD Savunma Bakanı'nın Amerikan Kongresi önündeki konuşmasında imada bulunduğu gibi alternatif senaryo, müdahalenin hazır olduğudur: Suriye halkının kendisini öldüren rejiminden kurtarılması. Önümüzdeki aylarda meydana gelmesi beklendiği üzere, şehit sayısı arttığı takdirde, rejim halk devrimini ezerken Suriye'nin bütün altyapısını tahrip edince müdahale de gündeme gelecektir.

Bu anlattıklarımız, Amerika'nın Suriye devrimiyle nasıl ilişkiye geçtiğini, bu ilişkinin gelişme safhalarını, bu ilişkiyi belirleyen tek bir plan olmadığını gösterir.. Zira ABD, tam olarak belirli bir hedefe kilitlenerek bunun gerçekleşmesi için baskı yapmaktadır. Rejimin işlediği suçları kınaması, onu siyasi olarak izole etmeye çalışması, ekonomik gücüne etki edebilmek için ekonomik yaptırımların uygulanması, rejimden kopmalarının sağlanması amacıyla siyasi, güvenlik ve askeri yetkililerin şahsi yaptırım cezasına çaptırılması, devlet başkanının meşruiyetini sorgulanarak ve uluslararası mahkemeye sevk edileceğini söyleyerek üzerinde baskı uygulanması, muhalefetle ilişkiye geçerek rejimin alternatifinin bulunduğunu söylemesi. Bütün bunları yaptıktan ve söyledikten sonra Washington, Annan Planı'nda olduğu gibi rejimle muhalefet arasında siyasi çözüme geri dönmüş bulunuyor. Bu da Amerika'nın Suriye rejimini devirmek gibi bir amacının bulunmadığını gösteriyor.

Doğal olarak bu senaryonun Suriye'de yaşanmakta olan mücadeleye olumsuz etkileri olacaktır. Çatışma uzayacak, rejimin savunmasız sivil halka yönelik şiddeti ve baskısı artacak, yerinde sayan bu süreci ve uluslararası gevşekliği fırsat bilerek bunu gösterileri sona erdirmek ve Özgür Suriye Ordusu birliklerini yok etmek için kullanacaktır. Tüm bunlar da daha fazla Suriyelinin öldürülmesi, bir çok kent, kasaba ve köyün tahrip edilmesi anlamına gelecek. Belki de Suriye'nin bu çatışmadan bitkin bir şekilde çıkması, ABD'nin planının bir parçasıdır. Zira yeniden imar çalışmaları belki de on yıllar alacak, bu da İsrail üzerindeki tehlikenin azaltılması demek. Belki daha az nispette ama çok sayıda Suriyeli mülteci ve yaralı barındıran komşu ülkelere de bunun zararı dokunacak. Bu da söz konusu ülkeler için yeni sorunları ortaya çıkartacak, bu ülkelerin halklarıyla Suriye halkı arasında oluşan sempati nedeniyle istikrarsızlık meydana getirecek.  Ayrıca katliamların yeniden başlaması ve kurbanların sayısının artması nedeniyle istikrarsızlık da artacak. Bunun sonucu olarak da söz konusu ülkeler rejimle muhalefet arasındaki çatışmaya doğrudan ya da dolaylı olarak katılmak zorunda kalacak. Bu da ABD'ye yarayacak bir durum çünkü kendisi hiçbir bedel ödemeden çatışmayı yönetecek, hatta belki de çatışmaya giren tarafların ihtiyacı olduğu silahları satarak, yardım hatları oluşturarak bu süreçten karlı çıkmasını bilecek. Söz konusu tutumun uzun ve orta vadedeki etkisine gelince, bu tamamen çatışmanın süreceği zaman dilimine ve bu çatışmanın nihai nitecisine bağlı olacak.

Her durumda, Suriye halkı özgürlüğünün, yolsuzluğa batmış ve diktatör rejimden kurtuluşunun bedelini ödeyecek ve ikinci bağımsızlığını ve kurtuluşunu gerçekleştirecek: On yıllar boyu göğsüne oturmuş bulunan iç sömürüden kurtuluş!

Dünya Bülteni için el Müstakbel gazetesinden Faruk İbrahimoğlu tarafından tercüme edilmiştir.




Amerika’nın Suriye siyasetine dair sorular 09-05-2012



 
O teröristin silahında neler yazıyor?
Yeni Zelanda'da saldırı düzenleyen Tarrant'ın, silahların üzerine yazdığı ifadelerde daha önce Müslümanlara saldırı düzenleyenlerin ve Osmanlı İmparatorluğu'nun kaybettiği savaşların isimleri yer alıyor.