Seçim Sonuçları 2019 | Özel Haber | Detay Haber | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

Son Dakika

Abdülbari Atwan
Abdülbari Atwan


Bin Ladin sonrası El Kaide
30/12/2011, 10:44


Ben muhtelemen Britanya'da Usame bin Ladin ile aynı mağarada kaldığını dürüstçe söyleyebilen tek kişiyim. 1996 Kasım ayıydı ve ben Afganistan'da Tora Bora dağlarına o zamanlar nispeten tanınmayan El Kaide lideriyle röportaj yapmak için gelmiştim.  Gece olunca bana etrafımda silahlı adamlardan oluşan bir ormanının ortasında el bombası sandıklarının üzerine döşenmiş bir şiltenin üzerinde uyuyabileceğimi söyledi. O da aynı şekilde mağaranın diğer ucunda gecelemişti. Açıkcası korkmuş ve her an cephanenin patlayabileceği veya sığınağa CIA baskını olacabileceği korkusuyla her beş dakikada bir uyanmıştım. Beraberimdeki ise böyle bir korkusu olmadan yanında Kalaşnikof tüfeği ile huzur içinde uyuyordu.

Şunu açıklamam gerek; ben El Kaide'nin savunucusu değilim ve ölümlerine neden oldukları masum hayatlardan da nefret etmiyorum. Ben bu detaylardan geçen Pazar Abbotabad'taki suikastinde çok farklı ihtimalleri göz önünde bulundurduğum için ve kendisiyle üç gün geçirmiş olmamdan dolayı bahsediyorum.

Kendisiyle tanıştığımda Birleşik Devletler ordusu hedeflerine bazı terörist eylemler gerçekleştirmiş olmasına rağmen Üsame bin Ladin çevresindekilerle beraber garip bir biçimde kibar davranışlarda bulunuyorlardı. Sakin bir biçimde konuşuyor ve dikkatle dinliyordu. Her nereye gitse omzunda bir Kalaşnikof asılıydı. Konuşmak veya yemek için oturduğunda ise silahı dizlerinin üzerine koyardı.  Konfora hiç rağbeti yoktu ve –cihad uğruna ailesinin milyarlarını nasıl feda ettiyse- sadece ekmek ve yumurta ile beslendiği belli oluyordu.

Bin Ladin röportajım esnasında bana en büyük arzusunun şehit olarak ölmek olduğunu söylemişti. Daha sonra, korumalarından biri gazetem El Kuds el Arabî'ye yakalanma tehlikesi anında El Kaide liderini vurmakla görevlendirildiğini söylemişti. Hatta bu amaçla kendisine içinde sadece iki kurşun bulunan bir tabanca verilmişti.

Abbotabad'daki olayların Başkan Obama'nın anti-terör danışmanı John Brennan tarafından öne sürülen versiyounu ilk duyduğumda söylenlerin gerçek olmadığını anladım.  Basit bir şekilde tanıştığım Üsame bin Ladin'i karısını canlı kalkan olarak kullanır halde veya "lüks" içinde yaşarken hayal edemedim. Hikâye şimdiye kadar birçok kez değiştiği için hala neye inanacağımı bilmiyorum. Bana, başından iki kurşunla vurulmuş olması; o "özel tabanca"ya sahip olan kişi tarafından "Şeyh"ini tutsak görmektense vurmuş olabileceği ihtimali ilginç geliyor.

Açıkcası Üsame bin Ladin'in ölümü etrafındaki olaylar, tüm güvenirliklerini yitirme riskini alarak Beyaz Saray tarafından yönetiliyor.  Ve gerçeğin yokluğunda adaletin sağlanacağından nasıl emin olabiliriz?

Ana delil bedenin gayriislami bir biçimde denize gömülmüş olmasıdır. Takipçileri tarafından Bin Ladin'in mezarının kutsal bir türbeye dönüşebileceği açıklaması El Kaide'nin benimsediği, kabirleri yüceltmeyi haram olarak gören İslam'ın Selefi şekline uymamaktadır. Bu arada, Abottabad şehrindeki çok fotoğraflanan ev zaten takipçileri, yas tutanlar ve meraklılar için bir cazibe merkezi haline gelmiştir.

Üsame bin Ladin'in nasıl öldüğü hakkındaki delillerin yokluğunda komplo teorilerinin çokluğu şaşırtıcı değil.   Beyaz Saray fotoğrafları görünce hemen midemizin bulanacağından endişe duyuyor, fakat biz ölü düşmanların ürkütücü fotoğraflarını görmeye alışkınız: mesela darağacındaki Saddam veya 2003 yılında fotoğrafları dünya medyasına sunulan oğulları Uday ve Kusay'ın cesetleri!

Canterbury Başpiskoposu bile ABD'nin Pakistan topraklarında tek taraflı olarak bu baskını üstlenmesini ve silahsız olduğu iddia edilen Bin Ladin'i öldürmesini sorguladı.   Perşembe günü olayların resmi versiyonu arkasından vurulduğunu söylüyordu: "Bin Ladin sonra arkasını döndü ve başından ve sırtından iki kez vurulmadan önce odaya çekildi."

Bu durum bana 2003 Kasım ayında Saddam Hüseyin'in yakalanmasını hatırlatıyor. The Sunday Herald Saddam'ın ABD kuvvetlerinin ulaşmasından çok önce Kürt özel kuvvetlerinin tarafından yakalandığını açıklayan ilk İngiliz gazetesiydi.  Daha sonra dünya basını için fotoğrafını çekme ve ABD yöneticisi Paul Bremer için  "Onu yakaladık" duyurusunı yapma fırsatını sağlamak için yatıştırıcı iğne yapılarak o "örümcek deliği"ne yerleştirildi. Sekiz yıl sonra Obama Beyaz Saray'da meslektaşlarına tamamen aynı ifadeyi dile getirdi.

Amerika Kızıllar'dan El Kaide'ye basit "iyi adamlar / kötü adamlar" paradigması üzerinde büyümektedir. Ancak Üsame bin Ladin'in ölümünün – her ne kadar karmaşık da olsa- "teröre karşı savaşın" sonuna işaret edeceği pek ihtimal dâhilinde değil. SSCB'nin mutlak çöküşü Amerika'nın komünizme karşı yürüttüğü aralıksız savaş veya Vietnam örneğinde olduğu gibi yenildiği savaşlar için hiçbir etkisi yoktu.  Saddam'ın idamı Amerika'nın Irak İşgalini haklı çıkarmadı fakat isyanı bugün devam eden daha kanlı bir seviyeye çıkarmış oldu.

Tarihteki örnekler, militan bir İslami hareketin liderinin ortadan kaldırılmasının hareketin bertaraf olması bir yana, ters bir etki yapabileceğini göstermiştir. Mısır İhvan-ı Müslimin'in teoloğu Seyyid Kutub'un 1956 yılında idam edilmesiyle İslamcılık bir Rönesans yaşadı. Hem Üsame bin Ladin (1957 doğumlu) hem de yardımsı Zevahiri Seyyid Kutub'un görüşlerinden etkilendiler. İsrail 2004 yılında hareketin başarısını azaltmak umuduyla Hamas lideri Şeyh Ahmed Yasin'e suikast düzenledi ancak 2006 yılında Hamas Filistin parlemento seçimlerinde sandalyelerin çoğunluğunu kazanacak kadar popüler oldu.

11 Eylül'ün sabahı Afganistan'dan uçuşa geçmesinin ardından Bin Ladin'in El Kaide'ye katılımı, merkezi Şura'da karar verme ve strateji planlama ile sınırlı tutulmuştu.  Bununla birlikte, Küresel cihadi harekette sembolik önemi yarı efsanevi bir figür olarak günden güne arttı. Ortadoğu pazarlarında resimleri -sanki Arap Che Guavera gibi- tişörtlerin, eşarpların hatta çakmakların üzerinde dolaşıyor.

ABD'nin 10 yıl boyunca onun izini sürüyor olması etrafında oluşan yenilmezlik atmosferi artık yerini şehadet parıltısına ve efsaneler hazinesine bıraktı. Amerika haklı olarak korkuyor ve ölümündeki ayrıntıları "yöneterek" tüm bunları gölgede bırakmaya çalışıyor.

El Kaide 20 yıldır var olan zorlu bir yapılanmadır. Üsame bin Ladin ve yardımcısı Eymen el Zevahiri'yi zirvede gören piramit yapı, uzun zaman önce yerini birbirlerine kabaca bağlanmış şubeler, hücreler ve şahıslardan oluşan yatay bir yapıya bıraktı. Güç geniş bir biçimde dağıtıldı böylece liderlerinden biri yakalandığında veya esir düştüğünde grubun hayatta kalması için en az etkiyi yapmış olacak.  Bu yapının SSCB'ye karşı 10 yıl süren savaşta Arab-Afgan mücahidlere ABD askeri danışmanlar tarafından önerilmesi de oldukça manidardır.

El Kaide'nin en hareketli "kolları" şu an Arap Yarımadası El Kaidesi'nin merkezi olan Yemen, aralarında resmi bir bağ bulunan El Şebab'ın ve Mağrib kolunun yer aldığı Kuzey Afrika'dadır.  Libya'daki karmaşık durum geçtiğimiz hafta Fas'taki bir saldırıyla 15 kişiyi öldüren Mağrib El Kaidesine yeni imkânlar sağlayabilir ve şayet Bin Ladin'in intikamı planlanıyorsa bu yapının Avrupa'nın yakınında olması bizi korkutmalıdır.

El-Kaide, enerjik bir çevrimiçi varlığı var ve "online cihad", örgüte alım, eğitim ve giderek dolambaçlı şifreleme teknikleri ile iletişimi sürdürmek için interneti kullanıyor. Kendi film yapım evi As-Sahab, AQAP (El Kaide Arap Yarımadası Kolu) tarafından üretilen ve Batılı yeni katılanlara yönelik renkli ve parlak, aylık İngilizce Inspire dergisiyle yüksek kaliteli bir bağımsız medya ağına sahiptir. Böyle karmaşık bir ağın sadece Üsame bin Ladin'in ölümüyle çökmesi çok zor görünüyor.

Bin Ladin'in saygın Kakul askeri akademisinin merkezi olan Abbotabad'da rahatsız edilmeden yaşayabilmesi, varlığının en azından Pakistan askeri ve soruşturma servisi ISI tarafından tolere edildiğini gösterir. Kasım 2006'da ABC Pakistan Ordusunun El Kaide ve Taliban ile yapılan bir "barış anlaşması" sonucu Kuzey Veziristan'dan çekildiğini yazdı. Tümgeneral Şevket Sultan Han gazetecilere verdiği demeçte bin Ladin'in eğer Pakistan ise sakin bir vatandaş olması halinde gözaltına alınmasının söz konusu olmayacağını belirtmişti.

İngiliz ve Amerikan askerleri Afganistan'da "terörle savaş" için çarpışıyorken aslında ne Taliban yönetimi ne de Bin Ladin başka bir ülkede üs kurmuştu. Taliban Lideri Molla Ömer ve Şura birkaç yıldır Pakistan'ın Quetta şehrinde üs kurmuşlar ve Batılı güçlere yönelik sınırötesi doğrudan saldırıları buradan yönetmişlerdir.

El Kaidenin yaşaması uzun bir süredir hükümetlerin yarı resmi korumalarıyla olmuştur. Üsame bin Ladin ve diğer kilit adamlar 1992-1996 yılları arasında Sudan'da açıktan kalmışlar ve Tora Bora'da kendilerine üs kurma izni verilen Afganistan'a Taliban koruması altında taşındılar.

El Kaide'nin Ortadoğu'da popüler olmadığını söyleyemeyiz. Bir keresinde Yemen'in başkenti Sana'da "Şeyh" ile bir arada bulunduğum için Üsame bin Ladin hayranları etrafımı sarmıştı. Birçokları radikal İslam'ın bir markası olarak El Kaide'yi benimsemese de organizasyon görkemli ümmet (küresel İslam toplumu) sancağı altında birçok derin duyguyu kazanmıştır.

Bununla birlikte, son zamanlarda Arap gençliğinin kızgınlıklarını ve isteklerini yöneltecek "Arap Baharı" dedikleri bir kanal bulundu. Zalim ve baskıcı rejimlerin oluşturduğu korku bariyerini aşan binlerce cesur vatandaş reform, insan hakları, demokrasi ve seçilmemiş tiranların ve diktatörlerin gitmesi talebiyle sokakları aldı.

Bu laik ve kendiliğinden kitle hareketi El Kaide'nin geleceği için muhtemelen ABD ordusundan daha fazla tehdit taşıyor. Diğer yandan eğer Arap Baharı raydan çıkarsa -Libya Bahreyn ve Suriye'deki vahşice bastırmalarda olduğu gibi veya hükümetin eskimiş yüzlerinin yeni yüzlerle değiştirildiği kısmi rejim değişiklikleriyle geçiştirilirse-  işte o zaman radikal İslam tüm yeni direnç gösterenlerin hayal kırıklığı ve harcanmamış öfkeleri için geriye kalan tek ana kanalı temsil edebilir.

ABD yönetimi "el Kaidenin geriye kalanını gömme" harekâtı başlattı. Ancak Bin Ladin'in izini bulmanın 10 yıl sürdüğünü; Irak, Afganistan ve Pakistan'da bir milyon sivilin hayatına ve ABD vergi mükelleflerinin sözü edilmeyen 1 trilyon dolarına mal olduğunu düşünürsek, militan İslam'ın – etkilerindense- ortaya çıkış nedenlerine ve daha barışçıl bir yolla anlaşma yapılabilir mi diye baksak çok daha iyi olacaktır.

El Kaide'nin yükselişini ortaya çıkaran birçok problem hala varlığını koruyor. Bunlar arasında bölgenin en baskıcı rejimlerini silahlandıran ve kollayan ABD ve Batı askeri yayılmacılığı da vardır. ABD destekli İsrail'e karşı yürüttükleri mücadelede Filistinliler için adaletin sağlanmaması ve Batı'da ve küresel medyada İslamofobi'nin yükselmesi de başka bir endişe nedenidir.

Savaşılacak cephelerin olduğu sürece son soru şu olacak: Üsame bin Ladin'i kim yenecek ve ne etkisi olacak? Yardımcısı Eymen el Zevahiri, tıpkı aralarında Bin Ladin'in oğlu Saad'ın da bulunduğu –bazıları hayatlarının önemli bir kısmını kaçak veya cihatçı olarak geçirmiş- yeni nesil potansiyel liderler gibi Bin Ladin'den daha militan. " İnternetin Şeyhi" dedikleri Mağrip El Kaidesi lideri Evlaki de bir diğer ihtimaldir.

Herhangi bir iç iktidar mücadelesi kaçınılmaz olarak organizasyonu zayıflatacaktır. Bunun yerine bir zamanlar "benim kanım takipçilerimin şevk ve kararlığını artıracak" diyen Üsame bin Ladin bayrağı altında birleştirmeyi de tercih edebilir. Bu en tehlikeli sonuç olacaktır.

8 Mayıs 2011

Scottish Herald Gazetesi Haftanın Makalesi