II. Dünya savaşı dünya ekonomilerinin gidişatını belirleyen ideolojilerin şekillenmesi açısından da önemli olayların başında gelir. Bu savaştan sonra iki kutuplu bir yer halini alan dünya ekonomilerini yine bu ekonomilerin savaşı izlemiştir.
Amerika Birleşik Devletleri İdeolojik açıdan Kapitalizm eksenleri bir dünya ekonomik sistemden yanaydı ve sömürgeciliği globalleşme ile harmanlayarak düzenin genel işleyişi hususunda yapılacak ciddi bir değişikliğe karşıydı. Bu bağlamda artıkdünyanın bir numaralı super gücü olma yolunda hızlı adımlarla ilerleyen Amerika Birleşik Devletleri kendi hegemonyasının ve kapitalist sistemin dünya çapında yeniden yapılandırılmassı amacıyla çeşitli global çapta projeler üretmeye ve uygulamaya koymaya başlamıştır. Bu projelerden ekonomik açıdan en yaygını ve etkisi en büyük olanı şüphesiz Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Marshall’ın adıyla anılan Marshall Planıdır.
Marshall Yardımlarının bir diğer özelliği de modern sömürge elde etme adına girişilen bir yöntem olmasıdır zira verilen dolaylı veya doğrudan yardım teknik destekler neticesinde oluşturulan raporlara göre belirlenecek sektörlerde yatırım yapmak üzere verilecektir. Dünyada muhteşem 30 yıl olarak bilinen ve İkinci Dünya savaşından sonraki 30 yıla tekabül eden yıllarda özellikle Amerikan otomotiv sektörü büyük gelişme kaydetmişti. Fakat pazar sıkıntısı had safhaya çıkmıştı.Bu sebeple Türkiye gibi ülkelere verilen bu yardımların önemli bir kısmı karayolları yatırımları için kullanma şartıyla verilmiştir. Ayrıca tarım sektörüne yapılan yardımlar sonucunda ortaya çıkan tarımda makineleşme sürecinde yine dışarıda parlayan bir takım sektörlerin pazar bulma sıkıntısına çare bulunmaya çalışıldığı aşikârdır.
Bunların yanında savaşa girmemiş olmasına rağmen ekonomik açıdan savaştan oldukça etkilenen Türkiye, oluşan iki kutuplu dünyada batıya taraf olmayı seçmiş ve bunun getireceği külfetlere katlanmıştır. Örneğin ülkede hiç ihtiyaç yokken yapılan 7 Eylül 1946 devalüasyonu ile ekonomik dengeler alt üst olmuştur ve bu olayı IMF olayı izlemiştir. Türkiye Osmanlı’dan kalan borçların ödenmesini daha bitirememişken yine bu yıllarda ilk defa dış borçlanma yapmıştır.
II. Dünya savaşı, Pasifik’ten Avrupa’ya, Afrika’dan Asya içlerine kadar tüm dünyayı doğrudan ilgilendiren bir savaş olarak başta ekonomik olmak üzere sosyal, hatta savaş sonrası uygulamalara bakarsak kültürel olarak konum itibariyle jeostratejik öneme sahip bir ülke olan Genç Türkiye Cumhuriyeti’ni de yakından etkilemiştir. Ülkede genel seferberlik ilan edilmiş, halihazırda dünya ile entegrasyon çabasında olan ülke ekonomisi büyük bir darbenin eşiğinden dönmüştür. Türkiye savaşa girmemiş olmasına rağmen ülkede tam bir savaş ekonomisi hüküm sürmüştür.
Ayrıca Türkiye konumu itibariyle yeni dünya düzeni için çok önemli bir bölgede bulunmaktaydı. Yüzünü batıya dönmüştü fakat doğu blokunun tam yanında yer almaktaydı. Etkisi doğuda olan bir ülkeydi fakat batılı idi. Bu itibarla Türkiye gerek kapitalist dünya’nın lideri konumundaki Amerika Birleşik Devletlerinin gerekse Doğu Bloku’nun lideri Sovyet Sosyalist Cumhhuriyetler Birliği’nin yoğun olarak üzerinde durduğu bir ülke olmuştur. Bu açıdan meseleye yaklaşılacak olursa Marshall yardımları ve benzer projelerin uygulama alanlarının başında gelen ülke Türkye olmalıydı ve gerek dolaylı gerekse dogrudan yardımlarla Türkiye sözkonusu Marshall yardımlarından faydalandı.
I. BÜYÜK SAVAŞ ( II. DÜNYA SAVAŞI ) SONRASI DÜNYA
Giriş kısmında da belirtildiği üzere II. Dünya Savaşı nerdeyse tüm dünya için ekonomik, sosyal, kültürel bir yıkım olmuştur. Böyle bir olaydan sonra gerek ekonominin gerek uluslararası sistemin gerekse güvenin karşılıklı olarak tesis edilmesi çok zor bir yükümlülük olarak tüm dünyanın ve özellikle süper güçlerin önünde duruyordu. Bu süper güçlerden en avantajlısı ise büyük savaştan izafi olarak avantajlı çıkan Amerika Birleşik Devletleri olmuştur.
Bu girişimlerin yanında yine Amerika Birleşik Devletleri’nin dolaylı liderliği ile uluslararası sermaye birikiminin devamlılığını sağlayacak kurumlar olan IMF, GATT, IBRD’nin kuruluşu da tamamlanarak küresel kapitalizmin canlanması hızlandırılmıştır. Bu faaliyetlere ek olarak ekonomik kalkınma yazını ve müdahale fikri yeniden oluşturularak ekonomik açıdan lider konumdaki devletlerin liderliği güçlendirilmiştir.
II. BÜYÜK SAVAŞ SONRASI TÜRKİYE’DEKİ GELİŞİM
Dünya savaşı Türkiye içinde büyük etkileri olan bir savaştır. Türkiye savaşa girmemiştir ancak Savaştan oldukça etkilenmiştir. Herşeyden önce ülke savaşa girecekmiş gibi hazırlık yapılmıştır. Özellikle Almanların Balkanlardaki ilerlemesi karşısında Trakya’ya yıgınak yapılmış erzak, cephane stokları yapılmıştır. Bu ve bunun gibi tedbirlerde zaten yeniden yapılanmasını tamamlamaya çalışan ülkede büyük zorlukların yaşanmasına sebep olmuştur.
Savaş sonrası dönemde ise Türkiye’nin oluşmakta olan yeni düzene eklemlenme çabalarına şahit olmaktayız. Bu çabalardan ilki ve en önemlisi Çok partili hayata geçiş ve bu süreçte ülkede solun tasfiyesi olmuştur. Savaştan sonra ülke Demokrat Parti liderliğinde sağa teslim edilmiş ve batıya yönelik politakalar gerçekleştirilmiştir. Konumuz olan Marshall yardımları da söz konusu politikalar çerçevesinde gerçekleşmiştir.
Savaş sonrası dönemdeki kapitalist dünya düzenine eklemlenme çabalarını Demokrat Parti ile özdeşleştirmenin doğru bir yaklaşım olmadığı kannatindeyim zira kapitalist dünya ile entegrasyon çabası 7 Eylül 1946 devalüasyonu ve İMF’ye üyelik önemli bir adım olarak literatüre geçmiştir. Ve bu söz konusu olaylar CHP hükümeti döneminde gerçekleşmiştir. Bu olayların yanı sıra 1946 kalkınma planının 1947 kalkınma planı ile değiştirilmesi yine genç Türkiye Cumhuriyeti’nin yenilenen uluslararası düzene girme çabaları arasında gösterilmelidir zira 1946 kalkınma planında tarımsal üretime ekstra bir önem verilmiş, ayrıca ğretimin öncelikle devlet eliyle gerçekleştirilmesi ve bu durumun önündeki engellerin kaldırılması amaçlanmıştır. 1947 kalkınma planında ise uluslararası çerçevenin desteklediği ve gerektirdiği sektörler ön plana çıkartılmıştır. Son olarak Artık genel çerçevesi oluşan iki kutuplu dünyada Amerika Birleşik Devletlerini tercih eden Türkiye müttefikleri tarafından komünizme karşı Ortadoğu’da bir üs olarak düşünülmüş ve Truman doktrini uygulamaya sokulmuştur.
III. MARSHALL PLANI VE TÜRKİYE UYGULAMASI
Herşeyden önce Marshall Planının ortaya çıkış süresi Üçler ve Onaltılar Konferansları olarak da bilinen Paris konferansları ile gündeme gelmiştir. Bu plan çerçevesinde Avrupa’da bir çok düzenleyici mekanizma kurulmuş ve bu mekanizmalar eliyle Marshall planının birincil amacı olan uluslararası kapitalist sistemin yeniden yapılanması sağlanmaya çalışılmıştır. Bu mekanizmaların başlıcaları Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilatı, İktisadi İşbirliği Teşkilatı, Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi, Avrupa Tediye Birliği ve Karşılıklı Yardım ve İşbirliği Teşkilatıdır. Bu mekanizmalar eliyle farklı uygulamalardan gelen sermaye birikiminin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır.
Bu mekanizmalar dışında Marshall Planının diğer ve önemli bir unusuru da yardımlardır. Bu yardımlar çeşitli şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Marshall Planında üç çeşit yardım öngörülmüştür; Doğrudan Yardımlar, Dolaylı Yardımlar ve Teknik Yardımlar.
Marshall Planının Türkiye uygulaması çeşitli çeşitli tepkilerle başlamıştır zira iki kutuplu böyle bir dünyada taraf olmanın gerekli veya gerekli olmadığı hususları tartışmalıydı. Ayrıca konumu itibariyle Türkiye’nin tüm Doğu Bloku ülkelerini karşına alması da eleştirilen konulardan bir tanesi idi. Marshall Planının Türkiye’de ilan edilmesine bir diğer tepki de Türkiye’nin Marshall Planı’nın içinde yardımların dışında tutulmasına yönelik idi. Söz konusu tepklere yönelik olarak Türkiye yardım alan ülkeler arasına katıldı bir Ekonomik İşbirliği Anlaşması imzalandı. Bu Anlaşmaya göre Türkiye’nin Marshall Planı içindeki iradi rolü belirlendi; Türkiye Avrupa Kalkınması’nın yedek gücü.
Marshall Planı çerçevesinde Türkiye hakkında çeşitli raporlar yazılmıştır. Bu raporlar konuları genel olarak karayolları ve ulaşım, tarımdan sanayiye kademeli geçiş çerçevesinde değerlendirilebilir. Türkiye’de Marshall Planı çerçevesinde gerçekleştirilen yardımlar genel olarak Tarım-Hayvancılık-Balıkçılık, Sulama, Ulaştırma, Enerji, Madencilik, Özel Sektör, Emek Hareketi, Savunma, Gündelik Yaşam alanlarında odaklanmaktadır.
SONUÇ
Marshall Planı gerek uluslararası ölçekte gerekse Türkiye açısından önemli etkiler ortaya çıkarmıştır. Sömürgecilik kokan sinsi emelleri bir tarafa bırakırsak, bunlardan global ölçekte olan etkilerden en önemlisi özellikle Batı Avrupa’da savaştan kaynaklanan sermaye yoksunluğu sebebiyle ortaya çıkan üretimin sekteye ugramasını engelleme yolunda önemli bir girişim olmuştur. Ayrıca Sermayenin uluslararası karakterine vurgu yapılmış ve ekonomik gelişme konusundaki gereklilikler arasında ön sıraya yerleşmiştir. Buradan da açıkça anlaşılacağı üzere sömürgecilik kavramı modernleştirilmiş ve ülkeler ekonomik açıdan bağımlı hale getirilerek bu gücün siyasete kanalize edilmesi söz konusu olmuştur. Nitekim yukarda sayılan ve bu yardımların yoğun olarak yapıldığı ulaştırma, tarım, savunma gibi sektörler genel olarak ülkenin en gerekli sektörleri olup buralara yapılacak yatırımlarda dışa bağımlı hale getirilmesi Türkiye gibi birçok “Gelişmekte olan” ülkede gerçekleştirilmiştir. Bunun en somut örneklerini günümüzde görmekteyiz. Gelişmekte olan ülkeler olarak adlandırılan ülkeler bağımsız üretim yapamamakta ara malı ve hammadde konularında girift bir şekilde dışa bağımlı hale getirilmişlerdir.
Marshall Planı’nın Türkiye açısından en büyük etkilerinden biri ise Ticari Sermaye Birikiminin Sanayi Sermaye Birikimine geçiş sürecinde geçici işlevi sağlamıştır. Bu plan ayrıca Türkiye’nin global kapitalist sisteme entegre olma sürecinde de önemli rol oynamıştır. Bu entegrasyon Türkiye açısından da mecburi bir nitelik taşımaktadır zira dünya iki kutuplu ve sürekli savaş rüzgarlarının estiği bir yer haline gelmektedir ve bu İki kutuplu dünyada Türkiye bir terci yapmak zorunda bırakılmıştır. Ve tercihini Batı Bloku içinde yer alma olarak gerçekleştirmiştir.