Özel Haber | Detay Haber | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

Son Dakika

Güncelleme: 12:16, 06 Mart 2018 Salı
İslam dünyasından terör tanımı çıkışı

İslam dünyasından terör tanımı çıkışı

8. Dünya İslam Forumu İstanbul'da yapıldı. Katılımcılar, hem terör örgütlerinin hem de Batılı ülkelerin istismar ettiği terör, cihad ve hilafet gibi kavramların doğru tanımlanması için İslam dünyasına çağrıda bulundular

Videoyu izlemek için tıklayınız



TASAM'ın düzenlediği 8. Dünya İslam Forumu İslam dünyasından çok sayıda akademisyen, diplomat ve devlet adamını biraraya getirdi.

Açılışta konuşan TASAM Başkanı Süleyman Şensoy, "Bilgi ve bilgiye dayalı ürünler temelli gelişen yeni küresel ekosisteme İslam dünyasının uyum sağlaması, etkin olması ve kendi arasında entegrasyonu güçlendirmesi için bu çalışmalara devam edeceğiz." dedi.

İslam dünyasında entegrasyonu derinleştirmek için tarihi bir fırsat olduğunu ifade eden Şensoy, "Bu fırsat yaklaşık 10 yıldır önümüzde var. Geçen 10 yılı çok iyi kullanamadığımız kanaatindeyim." dedi.

Batı problemlerini birlikte çözüyor

Milli Türk Talebe Birliği Genel Başkanı İsmail Emrah Karayel de "Özellikle Batı'ya baktığımızda problemleri birlikte çözdüklerini, İslam dünyasına baktığımızda hep ayrılmayı tavsiye ettiklerini görüyoruz." ifadesini kullandı. Karayel, İkinci Dünya Savaşı'nın insanlığın en kanlı savaşlarından biri olduğunu, Batı'daki toplumların birbirini katlettiğini, milyonlarca insanın öldüğünü, bunun sonucunda Avrupa Birliği (AB) ile bunu bitirdiklerini söyledi.

Uluslararası Afrika Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamal Mohammad Obeid ise "Batı sömürüsü bizim içimize girince yıllarca bizi içeriden kemirdi ve böylelikle bizleri dağıttı." ifadesini kullandı. 

Forum iki gün boyunca 4 ana oturum şeklinde gerçekleşti.

Terör, Hilafet ve Cihad kavramları istismar edilmesin

İslam dünyasında yaşanan savaş, işgal ve iç çatışmalar, siyasi ve dini bir otoritenin eksikliği neticesinde, İslami metinleri tahrif eden, yanlış anlayan, çarpıtan ya da tarihimizdeki bazı arızi dönemleri referans kabul eden hareketlerin zuhur etmesine sebebiyet vermiştir diyen İMKANDER Genel Başkanı Murat Özer; "Toplum değerlendirmelerinde ölçüsüz olan DAİŞ ve FETÖ gibi terör örgütleri, Müslüman toplumların yaşadığı mağduriyetleri kendi çıkarları için kullanırken, dini kavramları da istismar etmektedirler. "İslam Devleti, İslam toplumu, hilafet, cihad, tağut" gibi kavramları gerçek anlamlarından uzaklaştıran yapılar olduğu gibi, "mehdi, mesih, kainat imamlığı" gibi kavramları da tarihi koşullarından uzak, mistik ve ezoterik bir anlayışla kullanan yapılar da mevcuttur." dedi.

Özer, "Din kisvesi altında, dini duygu ve kavramları istismar eden bu örgütlerin teorik zemininin yok edilmesi; İslam dininin temel kavramlarının muhtevası, varsa tarihi koşullar altında geçirdiği anlam değişikliklerinin doğru bir şekilde izah edilmesi ve bu yönde bir eğitim müfredatının oluşturulmasıyla mümkündür." dyerek terör ve meşruiyet kavramlarını tanımladı.

 

 

8. Dünya İslam Forumu İstanbul Deklarasyonu

 

1. Dünyadaki temel trendlere bakıldığında “toprak ve makineyi” takiben “bilgi ve bilgiye dayalı ürünler” temelli yeni ekonomi çağında küresel rekabet “mikro-milliyetçilik”, “entegrasyon” ve “öngörülemezlik” üzerinden gelişmekte, hayatın ve devletin yeni doğasını belirleyen meydan okumaların; “kaynak ve paylaşım krizi” “üretim-tüketim-büyüme” formülünün sürdürülemezliği, Çin kaldıracı ile “orta sınıfın tasfiyesi”, “enerji, su ve gıda güvensizliği”, hayatın her alanında “4. boyuta geçiş”, “işgücünde insan kaynağının tasfiyesi”, değişen devlet doğası ve beklenti yönetimi temelinde “sert güçten yumuşak güce geçiş” olduğu temel referanslar olarak şekillenmektedir. Tüm bu temel parametreler içerisinde, teknolojideki dönüşümler; yapay zeka, sanal/artırılmış gerçeklik ve mobilite merkezli gelişerek tüm insan hayatını ve doğasını değiştirmeye adaydır. Birkaç yıldır duymaya başladığımız ve son bir yıldır da yenisi eklenen “Endüstri 4,0” ve “Toplum 5,0” kavramlarının dünyanın dönüşümünü yönetmek açısından önemli başlıklar olduğu aşikârdır. Bir diğer etken de Çin’in dünya sahnesinde her geçen gün etkinleşmeye başlamasıyla oluşturduğu türbülanstır. Yeni İpek Yolu projesi “Kuşak ve Yol” hem karadan hem denizden 64 ülkeyi ilgilendiren bir küresel entegrasyon projesi olarak şekillenmekte, iktisadi pastanın dağılımını kalıcı olarak değiştirmektedir.

2. Bu temel değişkenler ışığında;

- İslam Dünyasında Merkezî Rol Dağılımı ve Paylaşımı,
- Din, Dil, Tarih, Coğrafya Kardeşliğinin Karşılıklı Bağımlılıkla Desteklenmesi,
- Ulusal ve Birlik Temelli Politikalarda “Siyasi, Ekonomik, Sektörel Bütünlük”,
- Eleştirel Düşünce, Liyakatin Her Boyutta Merkeze Alınması,
- Demografi ve Dünya Medeniyetinin Geleceği İçin “Üretim - Tüketim-Büyüme” Formülünü Değiştirme Odaklı Yeni Modeller Geliştirilmesi Gerektiği Temel Gereklilikler Olarak Vurgulanmıştır.

3. İslam dünyasında din kurumu, din-siyaset etkileşimi ve ilgili kavramlar dinî metinlerin epistemolojik özellikleri çerçevesinde özgün niteliklere sahiptir. Bu çerçevede İslam dünyasında siyasi ve içtimai müesseseler canın, malın, aklın, neslin ve dinin korunması ilkeleri çerçevesinde meşruiyet kazanmıştır.

4. İslam dünyasında son yüz yılda yaşanan mağduriyetler; bu beş ilkenin korunması noktasında soru işaretleri oluşmasına, siyasi ve içtimai kurumların meşruiyetinin aşınmasına neden olmuştur.

5. Söz konusu meşruiyet aşınması - tabiat boşluk kabul etmez fehvasınca - “hilafet” ve “cihat” gibi kavramların, art niyetli ya da mutaassıp kimseler veya gruplar veyahut İslam dünyası üzerinde operasyon gerçekleştirmek isteyen dış aktörler tarafından istismar edilmesine neden olmaktadır. 2000’li yıllardan itibaren milyonlarca masum sivil bu kavramların suiistimali sonucu öldürülmüş ve çok daha fazla insan yerinden yurdundan edilmiştir. Bu kargaşa sonucunda ortaya çıkan mali kayıpların hesabı ise henüz tutulabilmiş değildir. İslam dünyası bu meşruiyet açığını behemehâl kapatmak durumundadır.

6. “Terör”, “terörizm” ve “terörist” kavramları; canın, malın, aklın, neslin ve dinin korunması ilkeleri çerçevesinde açıkça ve nesnel biçimde tanımlanmalıdır. Gerek terör gruplarının yıkıcı faaliyetleri, gerekse bu grupların yabancı aktörlerce suiistimal edilmesi ne pahasına olursa olsun engellenmelidir.

7. Çağımız, ulus-devletler çağıdır. Devlet egemenliğinin aşınmasına neden olacak bütün gelişmelere ve çabalara rağmen ulus-devlet, çağımızın cari rejim formudur ve öngörülebilir gelecekte de bir norm olarak varlığını korumaya devam edecektir. Söz konusu meşruiyet açığının kapatılması yönündeki öneri ve çabalarda bu gerçeğin göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

8. Ulus-devletin temel zamkı olan millet ve ümmet kavramlarını muhalif kavramlar olarak ele almak; İslam dünyası açısından sadece zaman israfı, kuvvet kaybıdır ve “Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır” ayetinin yanlış anlaşılmasıdır. Irklar, milletler, aşiretler ve kabileler tarih boyunca var olagelmiştir bundan sonra da var olacaktır. Önemli olan tanışma ve takvadır. Yapılması gereken ise İslam ülkelerinin ve Müslüman toplumların tanışması önündeki engellerin kaldırılması, tanışıklığın artırılmasıdır.

9. İslam’da dinî metinlerin ve din - siyaset ilişkilerinin tarihsel özellikleri, ulus-devlet gerçeği gibi olgular göz önüne alındığında; Yaradan’ı temsil tekelini elinde bulundurduğunu söyleyen bir “ruhani otorite” tasavvuru mümkün değildir. Bunun yerine Müslümanlar vahyin müsavi muhatapları olarak gerçekleştirdikleri istişareler ve çağın sosyolojik ve siyasi gereklilikleri çerçevesinde siyasi otorite ve ruhani temsil teşkili yoluna gitmişlerdir. Bu çerçevede günümüzde;

Müslüman toplumlar arasındaki etkileşim ve tanışıklığın kültürel, akademik, turizme dair faaliyetler ve yardımlaşma vasıtasıyla artırılması, STK’ların ve düşünce kuruluşlarının güçlendirilmesi ve aralarındaki etkileşimin artırılması; yoksulluğun önlenmesi, kadın hakları, insan hakları gibi konulardaki faaliyetlerin geliştirilmesi,

Resmî düzeyde diplomatik ve ekonomik faaliyetlerin ve liderler düzeyindeki ziyaretlerin artırılması, İİT, ECO, D-8, GCC gibi teşkilatların daha aktif hâle getirilmesi ve gerekli görüldüğünde yenilerinin teşkili,
İslam dünyasında yönetim ve toplum nezdinde meşruiyet sorunu olmayan dinî otoriteler arasındaki görüşmelerin kurumsallaşması, istişare mekanizmaları oluşturulması; bu çerçevede yürütülecek olan faaliyetlerde “hilafet”, “cihat” ve “terör” (tedhiş) gibi kafa karışıklığına ve İslam dünyasının bölünmesine neden olan kavramların gereğince kullanımının sağlanması gerekmektedir.

10. İslam dünyası nezdinde faaliyet gösteren kurum ve kuruluşların işlevsiz ve etkisiz olduğu yönündeki düşünce doğru değildir. Son dönemde “Kudüs Meselesi” bağlamında İİT bünyesinde atılan adımlar ve alınan mesafe, bu kurumların ne denli işlevsel olabileceğini ortaya koymuştur.

11. İslam dünyası düzeyinde yürütülen faaliyetlerde herhangi bir ülkenin, ya da bu ülkeye ait kurum ve aktörlerin liderlik iddiasıyla ön plana çıkarılması kıskançlıklara ve bölünmeye neden olabilecektir. Önemli olan, liderlik değil birlik için hayırda yarışmaktır. Bu nedenle, İslam dünyası nezdinde icra edilen faaliyetlerde sonuç odaklılık, kapsayıcılık, eşitlik ve kardeşlik ilkelerine riayette azami hassasiyet gösterilmesi gerekmektedir.



  • Google'a kaydet
  • digg'e kaydet
  • delicious'a kaydet
  • FriendFeed'de paylaş
  •   
  • facebook'ta paylas
  • Yazdır
  • Mail Gönder



 
Kazan'da
Tataristan'nın başkenti Kazan'da "hüsn-i hat sergisi" açıldı. Kazan Kremlini'ndeki Kul Şerif Camisi'nde bulunan İslam Medeniyeti Müzesi'ndeki sergide 9'u Türk hattatlara ait 30 eser yer alıyor.