Özel Haber | Detay Haber | | Künye | XML Sitemap |

Press Medya

Press Medya Haber Portalı

Son Dakika

09:50, 15 Kasım 2017 Çarşamba
Yargıtay üyesinden Kemalistlere cevap

Yargıtay üyesinden Kemalistlere cevap

​​​​​​​Yargıtay Üyesi Abdullah Yaman 10 Kasım törenleri için yazmış olduğu “Zorunlu İbadete Hayır!” makalesine Kemalist çevrelerden gelen tepkilere cevap verdi.




Yargıtay Üyesi Abdullah Yaman, “Zorunlu İbadete Hayır” yazısına Kemalist yayın organlarından ve sosyal medyadan gelen saldırılar üzerine bir cevap yayınladı:

Abdullah Yaman’ın yazısı:

Kemalist mü’minleri teşhis için biyometrik fotoğraf çekmeye çalıştık…

Malum, biyometrik fotoğraf tekniği, fotoşop uygulamasına müsaade etmediği için görüntü neyse birebir yansıtmak durumundasınız…

Bir muhalefet partisi milletvekilinin “Atatürk’e saldırıyor” şeklinde tezvirat yapması ve müteakiben ODA TV ve SÖZCÜ gibi nefret satarak geçim temin eden basının aynı çarpık başlıkla haberleştirmeleri üzerine komut alan ne kadar meczup, tinerji ve balici(1) varsa çekirge sürüsü saldırmaya başladılar…

Bendeniz fotoğrafla teşhis koymaya çalışırken, birbirinden iğrenç tepkileriyle MR, Tomoğrafi, Röntgenlerini de çektirerek kendilerine konulan teşhisi teyit etmeye başladılar…

Allah için, akıl, fikir, zeka içeren bir şey söyleseler gam yemeyeceğim… Hakaret, küfür ve tehditten öte karşı tez getiremediler…

Silerek, engelleyerek korunmaya çalıştıysam da muvaffak olamayınca, bıraktım… Hem böylelikle bu mahlukatın şişede durdukları gibi durmadıklarını cümle alem görsün istedim…

Galiz küfürleri aktarmaya edebim elvermiyor… En naif tepkileri ise “defol git bizim ülkemizden” oldu…

Adamlar haklı… Yıllardır toplumun diğer kesimleriyle ev sahibi-kiracı ilişkisi içinde yaşamaya alışmışlar…

Ne yalan söyleyeyim; bir müddet tefekkürden sonra acımaya başladım…

Esasında bu saldırganların her birinin çaresiz müfredat mağduru olduklarının idrakine vardım… Eğitim marangozlarının tornalarından şekillenip piyasaya salınmışlar… Tefekkür etme, sorgulama, analitik düşünme gibi ameliyelerle hiç işleri olmamış…

El’an serumlandıkları ODA TV ve SÖZCÜ ile aralarında simbiyotik bir ilişki kurulmuş... Karşılıklı olarak nefret alışverişinde bulunarak birbirlerinin gazlarını alıyorlar… Adeta itikafa girdikleri bu ODA’nın ne çıkışı ne de camı/penceresi mevcut… Boyunları tutulurcasına izledikleri TV den hep aynı ezberler pompalanmış…

Din tanımlamasına kızmışlar, ama ertesi gün Anıtkabir’de sözlerimi teyit eden bir kanaat önderinin sözlerini görmezden gelecek kadar sağır rolüne yatmışlar…

Allah şifa versin demekten öte diyecek bir şey bulamıyorum…

Dikkatimi çeken bir diğer husus ise özellikle Yargıtay’ı üyeliğime yapılan vurgu idi… Öyle ki, günde 1.25 TL bedelle Kemalist gazı almakla görevli SÖZCÜ gazetesi, açıklamayı Yargıtay’da yapmışım gibi bir tezviratla kurumsal refleksi tahrik etmeye çalışmış…

“Efendiler”, bendenizin yazıyı paylaştığı profilde sıradan bir ilkokul resmi yer almakta… Yargıtay üyesi veya hakimlik yaptığıma dair en ufak bir tanıtıcı bilgi yer almamakta… Buna rağmen ne diye Yargıtay’ı bu işe bulaştırırsınız ki?

İşin ilginci, muhalefet partisi milletvekilinin ve dolayısıyla haberi ondan aktaran her iki haber kanalının da Cumhurbaşkanını göreve çağırmış olmalarıydı… Hani, şu sıkı sık yargıya müdahale etmekle itham ettikleri Cumhurbaşkanını…

Demek oluyor ki, söz konusu düşman tasfiyesi olunca ilkeler bir süreliğine tatile çıkabiliyormuş… Doğrusu, her taraflarından ilke/tutarlılık akan bu odaklara şapka çıkaracağım, çıkarmasına ama bu sefer de “şapka kanununa muhalefet etti “ diye linç edeceklerinden endişeleniyorum…

İşin bir başka yönü de yalan ve iftiradan beslenmeleriydi…

Kemalist medya unsurları ile sosyal medya leşkerlerinin üzerinden tepindikleri en büyük yalan ise benim korkuya kapılarak "yazdıklarımı silmiş" olmam hadisesiyle ilgiliydi…

“Efendiler” haklı olduğum hiçbir tezde, geri adım atmam söz konusu dahi olamaz… Sosyal medyaya sürdüğünüz cihatçılarınıza psikolojik destek sağlamak için yalan dolana ihtiyacınız olabilir ama lütfen benim üzerimden yapmayın… Bakın, bu kez yalanınızın yürürlük süresi yatsıyı bile bulmadı…

Anlaşılan o ki, düşünce (içinden geçirmek) hürriyetine sonuna kadar saygılısınız… Lakin düşünceyi ifade etme hususuna gelince; kadı kızında da görülebilecek bir takım kusurlarla mamulsünüz…

Gelelim esas mevzuya, yani Atatürk’e saldırıp saldırmadığım meselesine…

Sıffin savaşında mızraklarının ucuna Kuran sayfaları taktıktan sonra Hz. Ali taraftarlarına yönelik “bunlar Kuran’a saldırıyor” diyen uyanıklardan zerre miktarınca farkınız yok…

Hazine arazisine inşa ettiği gecekondusunu yıkımdan kurtarmak için Atatürk maskı ve bayrakla çatıya çıkan oportünistler ne kadar samimi ise siz de o denli içtensiniz…

Özetle, sizin dünyanızdaki Atatürk, dünyevi çıkarlarınızı korumak için sağa sola salladığınız bir sopadan öte fonksiyon ifa etmiyor...

“Efendiler”… Yazılarımı 10 amperlik bir IQ nün algılayacağı üslupta yazıyorum…

Bir zamanlar idolleştirdiğiniz mütekait baro başkanınızın bile anlayamamış olmasına ne demeli, bilemiyorum...

Dünyanın en iyi sondaj makinalarını seferber etseniz, tüm arkeologları göreve de çağırsanız bir önceki yazımdan size ekmek çıkmayacağını bilmeniz gerekir…

Sair kesimlerin size uzattıkları elle ilgili; reddiyeci, alaycı tavrınız ile “dinler arası diyalog” çabalarını da sekte vurdunuz:))

İyisi mi; “Lekum diniküm veliye din”

(1) Seviyeli tepki ve eleştiride bulunanları yukarıdaki tabirlerden tenzih ederim.

 

Ne yazmıştı ? 

İşte o yazının tamamı:

ZORUNLU İBADETE HAYIR

"Öteden beri Kemalizm’in bir ideoloji olduğu söylenir ama esasında kendine özgü ritüel, ayin ve törenleri olan bir dindir, tespitinde bulunsak yanlış tanımlamış olmayız, herhalde… Hemde hiçbir dine nasip olmayan “resmi devlet dini” olma ayrıcalığını da bünyesinde barındırarak…

İyi de adamlar sabah akşam bilimsellik, aydınlanmacılık, pozitivizm üzerine nutuk irat ediyorlar, nasıl olur da din şeklinde tanımlayabilirsin, yolunda bir soru akla gelebilir…

Müsaadenizle özetleyelim:

Asırlardır ahlak, fazilet ve kısacası her türlü meşruiyeti din üzerinden içselleştiren bir topluma; hadi bakalım bundan böyle seküler-laik takılacaksınız demekle sonuç alamazsınız…

Hani “çivi çiviyi söker” diye bir tabir var ya kanaatimce en büyük sosyolojik gerçeğe işaret eder… Yıllardan beridir her şeyi din üzerinden okuyan bir toplumu dönüştürmek için eski alışkanlıklarını da hesaba katarak ikame bir takım ayin ve ritüelleri devreye sokmak suretiyle, amacınıza ulaşabilirsiniz…

Türkiye’deki Kemalist elit de dersini iyi çalışarak, sistemin bekasını Atatürk’ün ömrüyle sınırlandırmamak için kendince çok yerinde tedbirlerle yola koyulmuştur...

Öncelikle sair türbe ve tekkelerin kapısına kilit vurarak hepsinin toplam yüzölçümünden daha fazlasını Anıtkabir adı altında Atatürk’ün mezarına tahsis ederek, merkezi bir kutsal mekan ihtiyacına cevap verdiler…

Böylelikle, Türklerin atası olarak soyadlandırılan bir insan için; Orta Asya, Selçuklu ya da Osmanlı mimari tarzı yerine, Antik Yunan tapınaklarını andırır bir mezar yaparak, Kemalettin Kamu’nun “Kabe Arabın olsun, bize Çankaya yeter” temennisinde dile getirdiği ikame bir “umre/hac” mekanına dönüştürdüler…

Sair türbe ve kabirlerde dua edenler, bilimsellik namına ti’ye alınırken, milli bayram ve anma törenlerinde bir nevi içtima alanına çevirdikleri Anıtkabir’deki cemaat mevcudiyeti istatistikleri üzerinden gurur devşirdiler…

“Aydınlanmacı” ne kadar Kemalist kurum ve STK varsa, özel cübbe ve kisveleri içinde Anıtkabir ziyaretlerinde bulunarak mekanı bir nevi “ATA’ya şikayet” mercii haline getirdiler…

İslami cenahta çocukları dine ısındırmak için camilerde oyun parkı kurulması fikri galebe çalarken, Kemalist müminler ibadethanelerinin mehabetini/saygınlığını bozar endişesiyle bu masum talebe bile ayak direyerek kutsalına sahip çıkma noktasında diğer dindarlara nal toplattılar…

Bir yandan (haklı olarak) zorunlu din derslerine karşı çıkarlarken, diğer yandan resmi kurum ve kuruluşları temsil makamında olanlar yönünden anıtkabir törenlerini bir nevi zorunlu ibadet haline getirerek insanları Kemalizm dininin münafıklık (riyakarlık) safına itmenin hazzını yaşayarak, ardından ti’ye alıp makaraya sardılar…

Tüm resmi zevatın Ankara’ya gelerek bu ayine iştirak etmesinin imkansızlığından hareketle, taşradaki yerleşim birimlerine endüstriyel heykeller dikerek kamu görevlilerinin bulundukları yerdeki bu ayin mekanlarında yarı beline (rükuya) kadar eğilerek ibadet etmelerine “olanak” sağladılar…

Yetmedi, apartman kat malikleri toplantılarına varıncaya dek, bütün toplantı ve oturumlarda gündemden evvel “saygı duruşunu ” bir nevi işin olmazsa olmazı yani besmelesi haline getirdiler…

İslam inancındaki “herşeyin peygamberin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı” tezini karşılarcasına, “olmasaydın olmazdık” söylemiyle işi takva boyutuna vardırdılar…

Henüz yaşamakta olan ve dolayısıyla, işitme ve görme duyusunu yitirmediği için; üzülen elem ve kedere garkolan bir cumhurbaşkanına hakaret edebilmeyi kişisel özgürlük adına savunurken, 80 yıl önce vefat etmiş 1. Cumhurbaşkanımız hakkında en ufak bir eleştirinin hapisle sonuçlanması yolunda fikri takipte bulunmayı ihmal etmediler…

Yarın 10 Kasım… Bilindik sahneleri tekraren yaşayacağız… Saat 09:05 te yollarda seyreden vatandaşların bir kısmı kontak kapatarak çaldıkları klaksonlarla anma ritüeline iştirak ederken; trafiğin kapanması nedeniyle hareketsiz kalmak zorunda kalan tüm araç sürücülerinin atalarına ne denli sadık olduklarına dair “özel” haberlere boğulacağız…

Atatürk’ün son nefesini verdiği yatağın başucundaki askerimiz, yüzüne zoomlanan kameraları hayal kırıklığına uğratmayarak, gözlerinde yuvarlanan yaşları yerçekimine emanet edecek…

Yalnızca bu mu? Sağ olsunlar bizim Kemalistler yeni bir din icat ederken hurafeleri de ithal etmeyi unutmamışlar…

Damal dağı gölgesinden oluşan Atatürk silueti ve kendiliğinden bir araya gelerek ATA'ya benzer bir görüntü veren bulut "mucizeleri" üzerinden iman tazeleyecekler…

Örnekleri çoğaltmak mümkün ama yazı fazla uzamasın diye mevzuyu bir yerde bağlamak zorundayım…

Türkiye’de öteden beri dinde reform çağrısı yapan Kemalist’lerin kendi dinlerinde en ufak bir tadilat yapmaya niyetleri yok… Öyle ki, Yontma Kemalizm çağından, Cilalı Kemalizm sürecine evirileceklerine dair en ufak bir umut ışığı dahi görememekteyiz…

Ne var ki, kendileri muhalefette olsa dahi dinlerini iktidarda tutan bir koruma zırhına sahipler... Dogmatik olmakla itham ettikleri sair dinler bile kendi içinde ciddi tartışmalar yaşarken; anayasanın “değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez” zırhıyla kaplı olan bir dine mensup olmanın konforunu yaşamaya devam edecekler…

Biliyorum, bunları dillendirdiğim için çok öfkeleneceksiniz ama biz burada resim yada tablo çizmiyoruz… Yalnızca yüzünüze ayna tutup biyometrik fotoğraf çekiyoruz…

Rahatsızlık veren bir şey varsa bilin ki, anakronik portrenizdir…"



  • Google'a kaydet
  • digg'e kaydet
  • delicious'a kaydet
  • FriendFeed'de paylaş
  •   
  • facebook'ta paylas
  • Yazdır
  • Mail Gönder



 
Kuzey Koreli askerlerin günlük yaşamı fotoğraflandı
Kuzey Kore’yi ziyaret eden bir turist, ülkenin doğusundaki bir askeri bölgeyi fotoğrafladı. Karelerde, ülke lideri Kim Jong-Un'un askerlerinin günlük yaşamına dair çarpıcı detaylar bulunuyor.