Avrupa - 13:52, 08 Ağustos 2012 Çarşamba
Küresel krizin arka planı

Küresel krizin arka planı
Paranın Efendileri: Sanal Paranın Kalpazanlıktan Ne Farkı Var?


KÜRESEL BORÇ KRİZİNİN ARKA PLANI


Paranın Efendileri: Sanal Paranın Kalpazanlıktan Ne Farkı Var?


Kamu Parası, elinde bir tekel bulunduran ulusal para biriminin çıkardığı yegane "gerçek para"dır, bunu devlet dışında yapan kişi, dolandırıcıdır ve en sonunda hapse atılır. Mevcut kısmi borçlanma sistemi çerçevesinde aynı durum özel bankalara da uygulanmalıdır: Para üzerinden sahtecilik yapmak da, yani, hiç yoktan bir bilgisayar ekranı üzerinden para yaratmak, reel ekonominin elindeki iş ve üretim kapasitesini çalıp, karşılığında iş anlamında herhangi bir karşı-değer sağlayamamakla eşdeğerdir.


Adrian Salbuchi



Amerika'da ipotekli malların haczinden ve işsizlikten dolayı milyonlarca kişi zor du-rumda. Yunanistan, İspanya, Portekiz, İrlanda ve İtalya'da uygulanan sert kemer sıkma önlemleri halkın belini büküyor; tüm bunların üstüne, İzlanda, İngiltere ve Amerika'daki büyük bankaların iflası ve "batmasına izin verilmeyecek kadar büyük" (too-big-to-fail) bankalara sağlanan gereksiz kurtarma paketleri de eklenince iş çığırın¬dan çıkıyor. Kuşkusuz, bu fiyaskoların sorumluluğu, bu ülkelerde koruyucu konumdaki hükümetlerin omuzlarına yükleniyor. Ancak bu hükümetler de, "Paranın Gücü"nden kaynaklanan çıkar ve hedeflere bağımlı bulunuyor. Birbiri ardı sıra yolsuzluğun pençesine düşen ülkeler arasında bugün İngiltere, İtalya ve Amerika göz önünde bulunuyorlar


Başarısız ve Hatalı bir Modelin Temelleri


"Küresel piyasaları ve ekonomileri" yöneten hatalı "yasaların" maskesi altında gizlenen bu Finansal Model, küçük bir grup insanın, devasa ve ezici bir gücü piyasalar, şirketler, endüstriler, hükümetler ve küresel medya üzerinde ustalıkla kullanmasına izin verdi. Bu grubun eylemlerinin sorumsuzca ve kriminal sonuçları artık o kadar bariz bir hale geldi ki, hepimiz rahatlıkla görebiliyoruz.
Kısaca tarif edeceğimiz "Model", çok daha geniş bir Küresel Güç Sistemi'nin çerçevesine giriyor. Ol¬dukça insafsız olan bu sistem, kendilerine özgü "Yeni Dünya Düzeni"ni hazırlarlarken, Küresel Güç Eliti'nin gündemini desteklemek üzere çalışan özel jeopolitik ve jeo-ekonomik planlama merkezlerinin "kibirli zirvelerinde" ele alınıp tasarlanıyor. Burada spesifik olarak şu düşünce kuruluşlarından söz ediyoruz: Dış İlişkiler Konseyi / CFR, Üçlü Komisyon /Trilateral, Bilderberg Grubu ve diğer benzeri bir¬imler (Cato Enstitüsü, American Enterprise Institute ve Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi). Tüm bu kuruluşlar, Yeni Dünya Düzeni'nin çıkarlarını, hedefle rini ve gayelerini belirleyen ve onları yöneten güçlü ve sağlam bir ağ yapılanmasına karşılık geliyor.


Finans vs. Ekonomi


Mali sistem (yani, gerçek- dışı, sembolik, sanal ve asalak dünya), giderek Reel Ekonomi'nin (yani, re¬el insanların fedakarlıklarından, çabalarından, yaratıcılıklarından, imalat yeteneklerinden, çalışmalarından oluşan gerçek ve somut dünya) çıkarlarına ters bir yönde ilerliyor. Son on yıllardır, Finans ve Ekonomi, tamamen ayrı ve zıt yollara yöneldi ve ar tık aralarındaki ilişki, insanların ortak yararını ön plana çıkaran sağlıklı ve dengeli bir ilişki olmaktan uzaklaştı. Aralarındaki bu büyük çatışma, bugünkü Mali ve Ekonomik Sistem'de de görülebilir. Bu sis¬temin temel desteği, Borç Paradigması'ndan geli¬yor. Yani, öncelikle elinizde kredi, finansman kay¬nağı ve hibe yoksa hiçbir şey yapamazsınız. Dolayısıyla, reel ekonomi, Sanal Finans dünyasının çıkarlarına, hedeflerine ve çalkantılarına bağımlı hale geliyor ve bunlardan etkileniyor.


Borç temelli sistem


Reel ekonomi, büyük fonlarla finanse edilmeli. Bununla birlikte, zaman içinde Küresel Bankacılık Eliti, ulus devletlerin Reel Ekonomi'yi finanse et¬mek için öncelikli mali enstrüman olan Ulusal Dö¬viz Kuru'nu belirleme işlevini terk etmelerini sağla¬dı. Bunun için, her ülkede ortak yararı gözeten politikalar yoluyla kararlı bir eylem içinde bulunulması, iç ve dış düşmanların neden olduğu tehlikele re karşı ulusal çıkarın güvence altına alınması gere kiyor. Dolayısıyla, merkez bankalarının her zaman hükümetten tamamen "bağımsız" olmasını gerekti ren mali "yasa"yı ve devletin niçin gerçek bir dogma haline gelişini daha iyi anlıyoruz. Bu, merkez bankalarının, bizzat özel bankacılığın (yerel ve kü resel) çıkarlarına tamamen bağımlı olmasını sağlamanın bir diğer yolu.
Bu durum, Arjantin, Brezilya, Japonya, Meksika, AB ve "Batılı" mali uygulamaları benimseyen diğer tüm ülkelerde karşılaşılan bir manzara. Belki de bunun en iyi (veya başka bir açıdan en kötü) örneği Amerika'dır; keza burada Federal Rezerv Sistemi, özel şekilde denetlenen bir kurum olup, hisselerinin yaklaşık %97'si üye bankaların elindedir. Bununla birlikte, "FED"i yürüten bankerler, bu kurumun, Hükümet tarafından yönetilen "kamusal" bir birim olarak görülmesi için ellerinden geleni yapıyorlar. Ancak, durum hiç de öyle değil.


Küresel Bankacılığın başlıca hedeflerinden biri, neredeyse her ülkedeki merkez bankaları üzerinde tam kontrol sağlamaktır. Böylelikle, bu ülkelerdeki döviz kurları da denetlenmiş olur. Bunun karşılığın da ise, reel ekonominin talebini ve ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda ulusal para birimi hiçbir zaman olmuyor. Bu durumda, merkezi bankacılığı kontrol eden aynı özel bankalar sahneye çıkıyor ve reel ekonominin para ihtiyacını karşılamak için, yapay olarak, sıfırdan özel bankaların para yaratmasını sağlıyorlar. Buna da "kredi ve hibe" ismini verip, reel ekonomiye kanalize edilmesine aracı oluyorlar. Ancak, bunun bir "katma değeri" daha oluyor: (1) Genellikle aşırı oranlarda faiz yüklüyorlar; ve (2) Kısmi bir kredi sistemi aracılığıyla bu özel bankala¬rın hiç yoktan para yaratmasını sağlıyorlar.
Jeo-ekonomik bir düzeyden bakıldığında, bu du¬rum, her ülkede gereksiz bir kamusal borç yaratıl¬masına neden oldu. Arjantin buna iyi bir örnektir. Arjantin'deki "koruyucu" hükümetler, egemen dev¬letin kilit güçlerinden birini kullanmayı -çok güçlü ve faiz dışı kamusal para basmayı sistematik olarak reddetti ve buna kayıtsız kaldı. Arjantin, bunun yeri ne, IMF'nin birtakım reçeteler yazmasına ve böyle¬likle küresel bankacılık kartelinin çıkarlarını, en temel noktalarda (Merkez Bankası'nın işlevleri, egemen devlet borcu, vergi politikası ve parasal, bankacılık ve finansal boyutu olan diğer mekanizmalar gibi) empoze etmesine izin verdi. Ve tüm bunlar, hem Arjantin halkının ortak yararına, hem de ülkenin ulusal çıkarına karşı sistematik olarak kullanıldı.


Yaratılan bu sistem ve onun ürkütücü sonuçları, şimdi ve geçmişte, diğer birçok ülkede de benzer şekilde tezahür etti: Brezilya, Meksika, Yunanistan, İzlanda, İngiltere, Portekiz, İspanya, İtalya, Endo¬nezya, Macaristan, Rusya, Ukrayna. Bu sistem, Kü¬resel Güç Eliti'nin en üst düzey planlama mercilerin- den kaynaklanan, iyi düşünülmüş ve iyi tasarlanmış bir planı yansıtıyordu. Bu bankacılık konsepti, dünyadaki mali piyasalarda kullanılıyor ve özel bankaların hiç yoktan "sanal" para yaratmalarını sağlıyor. Ve bu para, bankanın kasalarında tuttuğu nakit para miktarından 8, 10, 30, 50 kat daha fazla. Sıfırdan yaratılan bu özel "para"yı kredi olarak veren bankalar, bunun karşılığında faiz topluyorlar, borç teminatı alıyorlar ve eğer borçlu borcunu ödeyemezse, onun mallarına ve diğer varlıklarına haciz getiriyorlar.


Bankanın kasalarındaki para miktarı ile özel bankaların yarattığı kredi miktarı arasındaki oran, merkez bankası otoritesi tarafından belirleniyor ve bu merci, "kısmi kredi temayül düzeyi"ni (fractional lending leverage level) sabitliyor. İşte bu yüzden merkez bankasının kontrolü, özel banka kartelleri açısından stratejik önem taşıyor. Söz konusu temayül düzeyi, istatiksel bir rezerv olup, normal zamanlarda bankalarına veya ATM kulübelerine gidip na¬kit para çeken mevduat sahiplerinin oranına dair aktüeryal hesaplamalara dayanıyor. Buradaki temel etmen ise, bunun "normal" zamanlarda da uygulanabilmesi... Bununla birlikte, "normal" denen şey, aslında, bir topluluğun geneline atfedilemeyecek türden psikolojik bir konsept. Mevduat sahiplerinin -ve halkın genelinin genel anlamda mali sisteme, özel olarak da her bankaya yönelik olarak algılarıyla yakından ilintili bir nevi.
Dolayısıyla, herhangi bir sebepten ötürü herhangi bir "anormal" zaman baş gösterdiğinde -yani, tıpkı Arjantin'de 2001 yılında, şimdiyse Amerika, İngil¬tere, İrlanda, Yunanistan, İzlanda, Portekiz, İspan ya, İtalya ve daha çok fazla ülkede yaşandığı şekliyle periyodik krizlerin, banka iflaslarının, panik havasının olduğu zamanlarda, bankalarda mevduat sahiplerinin hepsinin paralarını nakit olarak geri çekmek üzere koşa koşa bankalarına gittiklerini görüyoruz. İşte o anda da, bankalarında onlara ödeye cek nakit paralarının olmadığını fark ediyorlar. Genellikle "içeriden" bilgi alan veya "bankerlerin dostları" olan mevduat sahiplerinden oluşan küçük bir grup ise paralarını çoktaaan almış alıyorlar.
Geriye kalanlar için, "artık ödeyecek para kalmamış oluyor". Arjantin gibi ülkelerde ise, bu noktadan sonra geriye kalan tek seçenek, kapıları sonuna dek kapalı bankaların önünde tencere tava sallayıp protestolar düzenlemek oluyor. Tüm bunları da, düzmece bir banka borçlanma sistemine borçluyuz.


Yatırım Bankacılığı


Amerika'da, sözü edilen "Ticari Bankalar", kişi¬ler ve şirketler için ellerinde büyük çek, tasarruf ve sabit mevduat hesap portföyleri bulunan bankalar arasında en çok tanınanları; CitiBank, Bank of America, JPMorganChase. Arjantin'de ise, Stan¬dard Bank, BBVA, HSBC var. Ticari Bankalar, kasalarındaki nakit paranın 6, 8, 10 kat daha fazla miktarlarda "sanal" para borcu vermelerini sağla yan kısmi kredilerle faaliyet gösteriyor. Bu banka lar, genellikle, ülkenin yerel para mercileri tarafın dan çok daha yakın bir denetimden geçiyor. Amerika'daki "Küresel Yatırım Bankaları"ndan (yani şirketlere, büyük müşterilere ve egemen dev letlere çok uçuk miktarlarda kredi veren bankalar) farklı bir durumları söz konusu yani; keza söz konu su bankalar üzerinde çok daha az bir denetim olup, kısmi kredi temayül oranları çok daha yüksek düzeyde. Amerika'daki yatırım bankaları o denli esnek bir ortama tabi ki, mesela Goldman Sachs örneğine bakarsak, kasalarında nakit olarak tuttukları her reel dolar karşılığında hiç yoktan 26 "sanal" dolar, Morgan Stanley örneğine bakarsak 30 "sanal" dolar, Merrill Lynch örneğine bakarsak 60'ın üze¬rinde "sanal" dolar, batan Lehman Brothers ve Bear Stearns örneklerine bakarsak ise 100'ün üzerinde "sanal" dolar yaratabiliyorlar.
İki tür para arasında ayrımda bulunmak gerek:


- Özel Para: Bu, özel bankacılık sistemi tarafın¬dan hiç yoktan yaratılan "sanal para"dır. Bu para, krediler üzerinden faiz alır; bu da elektronik dolaşımdaki özel paranın miktarını artırıp, tüm ekonomiye yayılmasını sağlar. Bunu biz "enflasyon" olarak algılarız. Bugün enflasyonun nedeni, bankacılık uzmanlarının bize inandırdığı gibi hükümetin aşırı miktarda para basması değildir. Tam tersine, özel bankacılık parasının kısmi kredi ve faiz oranlarının kombine etkisidir.
Kamu Parası: Bu, elinde bir tekel bulunduran ulusal para biriminin (yani, merkez bankası veya bir hükümet ajansı) çıkardığı yegane "gerçek para"dır, ve kamu parası olduğu için faiz üretmez; dolayısıyla devlet dışında başka biri tarafından da basılmaz. Bunu devlet dışında yapan kişi, dolandırıcıdır ve en sonunda hapse atılır; çünkü kamu parasının üzerin den yapılan sahtecilik, reel ekonominin işini, üretim yeteneklerini elinden çalıp, karşılığında sosyal açıdan üretken bir çalışmada bulunamamak anlamına gelir. Mevcut kısmi borçlanma sistemi çerçevesinde aynı durum özel bankalara da uygulanmalıdır: para üzerinden sahtecilik yapmak (yani, hiç yoktan bir bilgisayar ekranı üzerinden para yaratmak), reel ekonominin elindeki iş ve üretim kapasitesini çalıp, karşılığında iş anlamında herhangi bir karşı değer sağlayamamakla eşdeğerdir.


Niçin Mali Krizler Yaşıyoruz?


Mevcut finansal modelin tam kalbinde yatan te mel konsept, bir yandan parazit misali elde edilen devasa karlarda, bir yandan da felaket boyutlara va ran sistemik kayıplarda karşımıza çıkar. Ve tüm bu kayıplar, ne bir sınırdan ne de kamusal denetimden geçmeksizin ekonominin tüm sektörlerine yayılır.
Tüm modellerde olduğu gibi, şu anda acısını çektiğimiz modelin de kendi içinde bir mantığı var; ve bu model bir kez anlaşıldığında, artık öngörülebilir bir hale geliyor. Bu modeli tasarlayan insanlar, söz konusu modelin, spesifik yayılma, büzülme aşamaları ve zamanları olan büyük döngülerle yönetildiklerini biliyorlar. Dolayısıyla, büyüme yaşanan ve devasa karların kazanıldığı dönemlerde, tüm karlar özelleştiriliyor ve spesifik kurumlara, ekonomik sektörlere, paydaşlara, spekülatörlere, CEO'lara, üst düzey yöneticilere, "yatırımcılara" yani sistemin çarklarını döndürenlere doğru akıyor.
Ancak, şu da bir gerçek ki, aynen hız trenlerinde olduğu gibi en tepeye vardığınızda, sistem, fiyatları düşme eğilimi gösteren bir piyasa görünümünü alır; istikrarı bozulur; kontrolden çıkar; büzülür ve kaçınılmaz şekilde çöker. Tıpkı 2001'de Arjantin'de ve 2008'den beri de dünyanın birçok noktasında yaşandığı gibi. Ardından, tüm kayıplar "sosyalleştirilir"; hükümetler bu kayıpları üstlenip, bedelini toplumun geneline yayarlar. Bunu ya genelleştirilmiş bir enflasyon şeklinde, ya da felaket boyutlara varan hiper enflasyonla, bankaların iflası ve onlara verilen kurtarma paketleriyle, vergilerin yükseltilmesi, borçların ödenmemesi, zorla özelleştirmelerle, aşırı düzeyler deki kemer sıkma tedbirleriyle gerçekleştirirler.


Dört Kenarlı Ponzi Dalaveresi


Bildiğimiz gibi, tüm iyi piramitlerin dört kenarı vardır ve Küresel Mali Sistem de "Ponzi" Piramit Dalaveresi'ne dayandığı için, bu özel piramidin de niçin dört kenarı olmaması gerektiğini sormanın bir manası yok. Aşağıda, bugünkü finansal modelin kalbinde yer alan Dört Kenarlı Ponzi Piramid Dala veresi'nin özetini bulabilirsiniz. Bu dört "kenarın" nasıl eşgüdümlü, tutarlı ve ardışık şekilde işlerlik gösterdiğini göreceksiniz.

Birinci Kenar: Kamu Parasının Yetersiz Kaldığı Koşulları Yarat


Bunun için, kamu parası basan ulusal kamusal merciyi kontrol etmek gerekiyor. Bu kenarın hedefi, reel ekonomiyi parasız bırakmak, böylelikle bu ekonominin ihtiyaçlarını karşılamak için "alternatif finansman kaynakları" arayışına girmesini mecbur bırakmak. Yani, özel bankaların kredilerine başvurmaktan başka tercihinin kalmaması sağlanıyor.

İkinci Kenar: Özel Bankaların Kısmi Borçlanma Kredileri Vermesini Zorla


Bununla kastedilen, hiç yoktan yaratılan ve bankaların üzerine -genellikle fahiş oranlarda- faiz yükle¬dikleri sanal özel para. Dolayısıyla, "yatırımcılara", kredi verenlere ve başkalarının çalışmaları üzerinden yaşayan parazitlere benzeyen diğer her türlü birim ve bireye yönelik olarak devasa karlar yaratılıyor. Eğer her yerel merkez bankası, her ülke ve bölgedeki reel ekonominin ihtiyaçlarını karşılamak için gereken miktarda kamu parasını yaratma esnekliğine sahip olsaydı, böyle bir durum ortaya çıkmazdı.

Üçüncü Kenar: Borç Temelli bir Ekonomik Sistemin Geliştirilmesi

Aslında, tüm piramit modeli, şu yanlış paradigma ya dayanıyor: özel ve kamu ekonomisinin "yürümesi"ni sağlayan şey, aslında, çok fazla çalışma, yaratıcılık ve çaba değil; tam tersine "özel yatırımcılar", "banka hibeleri", ve "krediler" -yani, borçluluk. Bu paradigma, ana akım medya ve "görevli" uzman gazeteciler ve yayınlar sayesinde insanların zihinle rine yerleşti ve özellikle kamu parasının doğası ve işlevine dair "siyasi olarak doğru" bir yaklaşım olduğu yönünde bizzat Ivy League üniversitelerinin ekonomi departmanlarının yardımıyla bir algı yaratıldı. Ancak şu da bir gerçek ki, söz konusu model gereksiz krediler üretiyor; böylelikle kredi verenler devasa karların sahibi oluyor; bu da denetimsiz ve genellikle de patolojik sonuçlar doğuran bir tüketim anlayışını körüklüyor. "Kötü gün için bir köşeye pa ra koyma" alışkanlığı ise, giderek yok oluyor.


Salt finansal olmak yerine siyasi ve stratejik hedef leri de barındıran bu tür borçlara, genellikle çok fazla bir "meşruiyet" verilmez. Kronik düzeyde borçlanmış Arjantin gibi ülkelerde ise, böylesine bir "meşruiyet", ancak, birbiri ardı sıra gelen ve şeklen "demokratik" hükümetlerin gerçekleştirdikleri karmaşık bir "kamuborcu aklama mekanizması" yoluyla gerçekleşir.


Dördüncü Kenar: Karların Özelleştirilmesi / Kayıpların Sosyalleştirilmesi


Uzun vadede sistemin tümü kaçınılmaz şekilde çö¬kecek. Model ise, karların özelleştirilmesi, kayıpların ise sosyalleştirilmesine izin veren, oldukça karmaşık ve genellikle de kurnazca tasarlanmış bir mali, yasal ve medya mühendisliğini öngörüyor. Arjantin'de, gören gözler için bu döngü giderek daha aşikar bir hal aldı; çünkü Arjantin'de yerel "Ponzi" Piramit Döngüsü, ortalama 15 ila 17 yıl sürüyor. Yani, sert devalüasyonlar (1975), hiper-enflasyon (1989) ve sistemik bankacılık çöküşleri (2001) yaşadığımız dö¬nemler geçirdik; ancak endüstriyelleşmiş dünyada söz konusu döngü, ortalama 80 yıl sürüyor (yani 1929'dan 2008'e dek üç jenerasyonu kapsıyor).
Sonuçlar

Bugün yaşanan ve reel ekonomi üzerinde devasa çarpıklıklara neden olan küresel mali çöküşün temel nedeni açıkça ortada: Sanal Finans, Reel Ekonomi üzerindeki üstünlüğü resmen gaspetti. Böylelikle, aslında meşru olmayan bir şeyi edinmiş oldu. Finans, her zaman için reel ekonomiye bağımlı ve onun hizmetinde olmalı. Tıpkı ekonominin de ege men ulus devletin uyguladığı siyasi modelin sosyal gereksinimlerine ve hukuka uygun davranması gerektiği gibi. Bu sistemin geri planını biraz incele¬diğimizde, Küresel Güç Eliti açısından, parasal, mali ve siyasi hedeflerine erişmek için niçin ilk olarak egemen ulus devleti yok edip, ardından onun icabına bakmak gerektiğini anlıyoruz. Aslında, mesele lere kendi bağlamlarından yaklaştığımızda, birçok ulusal ekonominin mali krizden kötü bir şekilde etkilenmesine karşın, yine de sağlam kaldıklarını görüyoruz. Küresel çöküşün orta yerinde, Finans du¬ruyor. Öyle ki, bu "Ponzi" Finans Modeli, bir tür kötü huylu "kanser tümörü"ne dönüştü ve şimdi bu tümör "metastaz" yaptı ve neredeyse her ülkede -özellikle de endüstriyelleşmiş ülkelerde- ekonomiyi ve sosyal dokuyu öldürme tehdidi savuruyor.


Bu benzetme aslında metaforun da ötesine geçmiş durumda. Rakamlara baktığımızda, finansal "metastaz"ın izlerine derhal rastlıyoruz. Örneğin, New York Times'ın 22 Eylül 2008 baskısında, bir hafta önce patlak veren mali çöküşü tetikleyen temel etmenin, kötü yönetim ve "Türev" piyasa üzerindeki denetimin noksanlığı olduğu belirtilmiş ve şöyle bir açıklamaya gidilmişti: Yirmi yıl kadar ön ce, 1988 senesinde, türev piyasası diye bir şey yok¬tu. Bununla birlikte, 2002 yılı itibariyle türev piya¬saları dünya çapında 102 trilyon dolarlık bir piyasaya karşılık gelmeye başladı. Bu da, dünyada ki tüm ülkelerin (ABD, AB, Japonya ve BRIC ülke-leri dahil) GSYiH toplamının %50'sinden daha faz¬la. 2008 Eylül itibariyle, türev piyasalar, dünya çapında 531 trilyon dolarlık bir piyasaya erişti. Bu, tüm gezegenin GSYiH'sından sekiz kat daha faz¬laydı. "Finansal Metastaz" en berbat noktasına erişmişti. O tarihten itibaren ise, türev küresel piyasala¬rın, bir katrilyon dolar düzeyine erişeceği yönünde tahminler yürütülmeye başlandı.


Doğal olarak, ne zamanki bu çöküş başladı, AB, ABD ve diğer yerlerdeki hükümetler harekete geçti ve tüm mega bankaları, sigorta şirketlerini, borsaları ve spekülasyon piyasalarını (ve her birinin işlemcilerini, denetçilerini ve "akranları"nı) içine alan bir "Kurtarma Operasyonu"na başladı. Dolayısıyla, Goldman Sachs'a, Citicorp'a, Morgan Stanley'e, AIG'e, HSBC'ye ve diğer "batmak için çok büyük" finansal kuruluşlara trilyonlarca dolar, euro, pound verildi. Tüm bunlar da, vergi mükelleflerinin paralarıyla veya daha da kötüsü, sorumsuzca ve dene¬timsiz şekilde basılan banknotlar ve hazine bonolarıyla ödendi. Özellikle de Federal Rezerv Bankası, "Parasal Gevşeme" kisvesi altında Amerikan doları üzerinden teknik olarak hiper-enflasyon yarattı.


Ancak, bu zamana kadar kimse Kral Çıplak diyemedi. "Kral" Dolar, tamamen çıplaktı oysaki. An¬cak ne zamanki birisi bunu açıkça söylerse, dünya çapında kanlı sosyal ve sivil savaşlara tanık olaca¬ğız ve bu savaşlar sadece Yunanistan ve Arjantin'le de sınırlı kalmayacak. Bununla birlikte, eğer öyle bir şey gerçekleşirse, güçlü bankacı kesimi ve onla¬rın iyi maaşla ödüllendirdikleri finansal ve medya operatörleri, tüm bu olayları, New York, Londra, Frankfurt, Buenos Aires ve Sao Paulo'daki güvenli ve konforlu gökdelenlerdeki odalarına kurulup izlemekle yetinecekler. Her zaman olduğu gibi.


www.globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=26775